üç çocukla hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
üç çocukla hayat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Temmuz 2012 Perşembe

Buz Devri 4 İçin Salon Kapattık :)

Temmuz ayı başından beri çocukların üçüde evde.YA zaten tatilde idi;RU ve ZE'de dinlensin,abileriyle vakit geçirsin,yazın keyfini sürsün diye göndermemeyi uygun bulduk temmuz ayı boyunca okula.Dolayısıyla yaklaşık 20 gündür mesaim epey ağır.Üç çocukla günü salimen akşam etmek kolay olmadığı gibi ciddi efor gerektiriyor lakin yazın şükür ki bahçe var ve evi ufak çapta dertop edip bahçede alabiliyoruz soluğu.Akşama dek bıkmadan usanmadan saatler geçirebiliyorlar dışarda.Akıl alır gibi değil...Bıraksam kahvaltıyla akşamı edecekler;bir iki sesleniyorum yemek için, baktım mızmızlanıylorlar,kah tepsiye hazırlayıp indiriyorum bahçedeki bir ağacın altına,kah zoraki giriyorlar eve yahut bırakıyorum kendi hallerine açbilaç,sersefil halde dolanıyorlar öylece...Bir tek RU çok düşkün değil dışarda vakit geçirmeye,evde kalmayı tercih ediyor her nedense.Kısa aralıklarla çıkıp dönüyor tekrar eve.Dönüşte banyo seansları başlıyor bu kez.Bazen üçü birden istila ediyorlar banyoyu;kendilerinden geçerek,banyoyu derbeder ederek,keyif çığlıkları eşliğinde; bazen tek tek ben ilgileniyorum hepsiyle elimdeki son enerji kırıntılarını tüketerek..
Neyse ki duşun ardından hemencecik uyuyuveriyorlar da derin bir ohhh çekebiliyorum bende...

Bir de bu aralar-sanırım yine bir salgın nedeniyle- bol ateşli günler geçirdik hem de havanın böylesi bunaltıcı hallerinde.ZE, 15 gün kadar önce 40,8 lere varan ve günlerce düşmeyen ateşle mücadele etti.Yemedi içmedi,bilakis zorla yediği iki lokmayı da anında çıkardı.Boğaz enfeksiyonu dendi ve ancak antibiyotikle önüne geçilebilindi.Tam atlattı derken daha 1 hafta geçmişti ki ZE'nin annemde olduğu birgün annemin telefonuyla ZE'nin tekrar ateşlendiğini öğrendik.Morallerimiz yerle bir oldu haliyle.Derhal hastaneye götürdü Neco ve bu kez de idrar yolları enfeksiyonu teşhisiyle dönüldü eve.Neyse ki bu sefer daha kısa sürdü hastalık fakat nöbeti YA aldı bu kez.Havuz dönüşü ateşlendi ve boylu boyunca halsiz bitap uzandı yavrucak.Şükür ki O daha çabuk atlattı kardeşine nazaran.Ertesi güne pek bir şeyi kalmadı bir gece önceki halinden.Sıra da RU'nun olmamasını ümit ediyorum şimdi...

Böylesi yoğun ve yorucu günler geçiriyor,ara sıra gerilip delleniyor fakat yine de huzurumun beni terketmediğine şükrediyorum.Artık daha kolay başedebiliyorum herşeyle.Çocuklarla,evin işleriyle,hastalık halleriyle,ve sair  gereksinimlerle...
Ve hatta bazen boyumu aşan işleri göze alıp atılıveriyorum önüne.Dün de böylesi bir iş yüküyle akşamı edip,üstümde tonlarca yük  taşımışcasına yorgun ve bitap idim işte.Elimi, kolumu ve hatta parmağımı kaldıracak takatim yoktu fakat yine de çocuklara söz verdiğimiz için bir gayret hazırlanıp atıverdik kendimizi dışarı  benimde merakla beklediğim "ICE AGE 4" ü izlemek üzere.20:15 seansını kaçırdığımız için 21:30 seansına alabildik biletleri.Önümüzdeki bir saati de bunca yorgunluğa rağmen, gezinti yaparak ve şakacı dondurmacı ziyaretiyle tamamlayıp,çocukların uyumamasını dileyerek döndük salona.

"Buz devri" serileri benimde çok severek izlediğim çok eğlenceli bir yapım.Başından sonuna dek keyifle ve ilgiyle izliyor,konusunu,anlatımını ve tekniğini çok beğeniyorum.Neyseki çocuklarda ara ara esneyerek sinyal verselerde uyuklamadan, ilgiyle izlediler filmi ve mutlu mesut ayrıldık salondan.

Film için salon kapattık desek yeriydi ayrıca :) 

23 Haziran 2012 Cumartesi

Lale Devri...

Tam da yarın 4.cü yılını dolduracağım 3 çocuklu yaşamımda ne denli zorlu aşamalardan geçtiğimi bir ben bilirim bir de Allah.Tek çocuk büyütüp "biz bir taneyle başedemiyoruz valla sana bravo" diyenler de anlıyor ahvalimden az biraz.Zordu, hem de pek çok zordu;dahası içinde bulunduğum halin bekası beni hepten ürpertiyor en derin depresyonların birinden çıkarıp diğerine sokuyordu.

Gaz sancılarının aman dinlemez çilesinden başlayıp,ağır emzirme,besleme,temizlik,uyku rutinleri;üç çocukla dışarı çıkmak isteyip daha çanta hazırlığında yorulup usanarak süregiden bezginlikler;eline koluna prangalar vurulmuş hissine sebep olan sorumluluk ve bağlayıcılık duygusu;ikiz bebek büyütmenin meşakkati;yanı sıra hali hazırda bebeklikten yeni çıkmış 2,5 yaşlarını süren küçük abinin ihmale uğramaması için verilen yıpratıcı mücadele-ki bu benim için sahiden en zoruydu-;çocuklar büyüdükçe sorunlarında ona paralel ilerlemesinin getirdiği güçlükler;hengamesi bol günler, geceler;aralarındaki gerginlikleri bertaraf etmek için sarfedilen deli tempo; psikolojik buhranların hayatımızın geneline yayılmış ağır etkisi vs vs vs...

Bu süreç içerisinde ailemden büyük destek gördüm;hala da imdat frenim olmaya devam ediyorlar.Eksikliklerini hiç göstermesin dilerim Allah.Fakat ne olursa olsun bu sorumluluğu layıkıyla kaldırmakla mükellef olan bir tek baş kahraman vardı;o da "Anne" karakteri, yani "ben";ve bu sorumluluk duygusu öylesine çörekleniyordu ki bedenime, altında ezilip lime lime olmaktan kurtaramıyordum kendimi sıklıkla...
Keşke ile başlayıp,gözyaşlarının eşlik ettiği nice isyan dolu cümleler kurarak kendime bolca sövdüğüm bu histerik süreç çok şükür ki artık geride kaldı;şimdi yerini, o hastalıklı düşüncelerin sahibine fazlaca bonkor ve affedici davrandığı kanaatine vardığım eşsiz nizam sahibi Yaradana hamd dolu,şükran dolu,minnet dolu günler aldı.Öylesine kararlıyor ki Mevla'm; eksiğin,kusurun,ihtiyacın,menfaatine olan ne varsa önüne sunuyor da sen- daha iyi bilirmişsin gibi- sunduklarını şer addedip isyan ediyor;gözlerini kör,kulaklarını sağır,kalbini mühürlü, zihnini bulanık tutup yüz çeviriyorsun tüm bu lütuflara...Ama O öyle bir kudret ki; sen yüzünü çevirsen de,asla kayıtsız kalmıyor senin gibi günahkara...

Şimdi bakıyorum da,ne büyük lütufmuş bana sundukları.Oğluma bir hem cins,bir de sevgi dolu kız kardeş göndererek O'na verip verebileceğim en iyi imkanı sunmuş altın tabakla.Hiçbir oyuncak,hiçbir etkinlik,hiçbir maddi olanak bu denli zenginleştiremezmiş O'nun hayatını.Ben ve babası bile...
Asabi,pimpirikli,tahammülsüz,tezcanlı,maymun iştahlı,sağduyu yoksunu,dediğim dedik beni, öyle güzel hizaya soktu ki sonradan aramıza katılan bu iki velet,törpüledi sanki tüm sivriliklerimi,çapaklarımı,kusurlarımı...Tek çocuğu bile layıkıyla büyüteceğime kanaat getiremezken, üç çocukla sınadı,otadı,onardı bütün arızalarımı.Daha az özürlü oldum bir çok konuda sayelerinde.Terbiye ettiler nefsimi bir şekilde...

Şimdi herşey daha bir yolunda bin şükür.Abileri kardeşsiz,kardeşler birbirlerinden habersiz yaşayamaz hale geldiler.Biz de O'nlarsız tabi...Eskiden, en azından birini anneme yollasam da azıcık nefes alsam derken, şimdi o eksiği uzuvlarımdan eksilmiş görüp canımın acıdığını hissediyorum.YA kardeşleri olmadan hiçbir plana dahil olmak istemiyor.Misal; YA'yı alıp kız kardeşime gitme programımı kendisine söylediğimde "kardeşlerim ne olacak?" diye sordu ilkin.Ben  "Onlar babanla kalırlar bir gün " dediğimde: "Hayır,ya Onlar da gelsin,ya da gitmeyelim" cevabını vermesi aralarındaki bağın ne denli güçlü olduğunun en güzel örneği...
Üç kardeşin beraberken attığı neşe dolu kahkahalara şahit olmak, dünyada yaşayacağım en eşsiz mutluluk anları nazarımda.

Bu aralar anneye her konuda yardımcı olmaya başladılar ki,bu da benim için ayrı bir keyif sebebi.Misal;masa hazırlanırken yardım için yanımda bitivermeleri,her işlerini kendileri görmeye çabalamaları,beni iş yaparken gördüklerinde üzülüp işin ucundan tutmaya çalışmaları...

Anne-baba olarak bizi en çok sevindiren gelişmelerden biri şu ki;
Artık gece çocukları uyutma,masal okuma işini evin abisine devretmiş bulunmaktayız.Okumayı öğrenen YA bir gece ansızın "kardeşlerimi bu gece ben uyutabilir miyim anne?" talebinde bulundu."Hadi bakalım,uyut" dedik.Önce kıkırdaşmalar,gülüşmeler peşisıra abinin direktifiyle gelen sessizlik,ardından YA'nın ağır tempoda okuduğu hikaye ve 10 dakika sonra zafer kazanmış komutan edasında yanımıza geldi YA."Uyudular" dedi gülümseyerek.Biz de keyiften dört köşe birbirimize bakındık Neco'yla.Şimdi her gece bu şekilde devam ediyor uyku rutinimiz.Onlar mutlu,biz Onlardan da mutlu...

Hele birkaç gün önce YA ile yaşadığımız şu sahneler "vay beee" dedirtti bana...
Gecenin bir vakti halıdaki lekeler gözüme battı ve su hazırlayıp halıyı silmeye giriştim.Canhıraş biçimde debelendiğimi  gören YA:
"Annecim sen yorulma ben silerim" dedi,
"Teşekkür ederim oğlum,ben hallederim" dedim.
"Ama yoruluyorsun,üzülüyorum seni böyle görünce" diye devam etti,
"Kuzum benim,bitecek birazdan sen sıkma canını" diye gülümsedim.
Bir müddet sustu,sonra tekrar ama bu sefer ağlamaklı:
"Anne bırak lütfen,çok yoruldun,sonra bizimle oyunda oynayamazsın,üstelik gürültü yaparsak sinirlenirsin.Hadi bırak bende sana kahve hazırlayayım" dedi bu kez.
Pek hoşuma gitti bu hali.
"Tamam oğlum,hadi getir bakalım kahvemi" dedim ve sahiden de beş dakika sonra sıcacık kahvem elimdeydi.
Bu anları yaşamak bir anne için çok duygulu ve mutluluk verici.Yavrularının bu denli hassas ve hisli olmaları ise ayrıca memnuniyet sebebi.Yine ve yine ve her daim şükürler olsun bu sebepleri önümüze serene...

Lale devrini yaşıyor anneliğim,darısı tüm annelere...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Havadisler,Yeni Sorunsallar ve İlginç Diyaloglar...

Havalar ısındı-gerçi hala yaz geldi diyemiyoruz o ayrı-bahçe sezonu açıldı;tempomuz da arttı haliyle.
Apartmanda yaşamamıza rağmen ne mutlu ki koskocaman bir bahçeye sahibiz tüm site sakinleri olarak.Üstelik yeşillikler içinde.Apartmanlara sıkışıp kalmış,betonlar arasında çocukluklarının keyfini sürmekten yoksun kalan çocuklara göre oldukça şanslı görüyorum kendimizi bu nedenle.Çocuklar alabildiğine özgür koşup oynuyor bahçe içinde.Bizde kimi zaman komşularla toplaşıp kamelyalarımızda yahut direkt olarak çimlere serilip mini piknikler yapıyoruz keyif içinde.Çocuklar cıvıl cıvıl cıvıldaşırken bizde sohbete dalıyoruz hatunlarla.Eve dönüşlerimiz, çoğunlukla eşlerin eve dönüş saatlerine denk geliyor.Buna karşın, çocuklar hala tatmin olmayıp sürünerek dönüyorlar eve.Bıraksanız bütün gün koşturdukları yetmiyormuş gibi akşamda girmeyecekler eve.Yemek yemek falan da zinhar akıllarından geçmiyor tabi.Onca enerji tüketmelerine karşın yine de sofraya oturulduğunda bin bir naz niyazla yiyorlar yemeklerini.Neyle çalışıyor bu çocukların mekanizmaları biri bana izah etsin lütfen!!!???

Bahçemizden küçük bir kesit
Arka bahçeden bir bölüm...
YA kart oyunlarına hevesli şu sıra.Futbol kartları bahsini ettiğim.Üzerinde futbolcu resimleri olan kartları ellerine alıp çarpıştırıyorlar,yere düşen kartların ikisi birden ön yahut arka(atmadan önce tahminlerini söylüyorlar)geldiğinde, bilen kazanıyor.Dandik bir oyun yani; fakat çocuk hevesi işte..

Top oynamaya da bayılıyor.Kendi gibi futbolsever bir kaç arkadaş edindi ve her gün onlarla maç yapıyorlar büyük bir keyifle..

Haftada iki gün yüzme derslerimiz devam ediyor.Çok zevk alıyor bu işten.Güle oynaya gidiyor derslere.Okul çıkışı biraz geziniyor peşi sıra en sevdiği ulaşım aracı olan trenle varıyoruz tesise.Yüzme işini büyük oranda hallettik gibi.Sadece nefes kontrolünde ufak bir problemimiz var;bir de sırt üstü yüzerken popomuzu yukarda tutamıyoruz;ağır çekiyor birazcık;)Ama zamanla onlarda hallolacak.Aşırı bir özgüven ve ego sorunumuz var birde.Hocanın anlattıklarını dinlemiyoruz bir türlü.Hoca taktik verdiği vakit bizim ki kafayı sağa sola çeviriyor ve başka şeylerle ilgileniyor.Aklı sıra "ben her şeyi biliyorum,sen ihtiyacı olana anlat" der gibi gayet ukalaca tavırlarla meydan okuyor hocaya.Hocadan arada zılgıtı yemiyor değil tabi.Ama YA'nın genel tavrıdır bu;asla akıl vermeye,nasihat etmeye,rehberlik etmeye gelemez.Misal:

Bir kaç gün önce üçü de evde.Bir nedenle birbirlerine girmişler ve yaygara kopuyor bu nedenle.Yanlarına gittim;üçünü de koridora çağırarak karşıma aldım.Eğildim ve;

"Bakın çocuklar siz kardeşsiniz;kardeş olmak çok özel bir durumdur.Kardeşlerle büyümek herkesin sahip olabileceği bir şans değildir.Siz böyle bir şansın değerini unutuyorsunuz bazen.Keyfini sürmek yerine eziyet ediyorsunuz birbirinize bla bla bla ..." gibi bir dolu nasihatı sıralarken ben,RU ve ZE kaldıkları yerden devam ederek kaçıştılar içeri.YA ise-zoraki kaldığı her halinden belli bir biçimde- kımıl kımıl kımıldanıyor.Ben de sarfettiğim onca lafın havada kalmasından rahatsız olarak:
"YA beni anladın mı?" diye sordum.Aynı ukala tavırla:
"Anladım ama bu konuyu kapatsak artık" diye koydu noktayı.Daha ne denir ki o dakkadan sonra :(


Birbirlerine girmek demişken:

Bu ara fazlaca muzdaribim bu konudan ötürü.Bu zamana değin gayet uyumlu ve keyifli vakit geçiren YARUZE kardeşler,bir süredir tabir-i caizse kedi-köpek gibi yiyorlar birbirlerini.Yine keyifliler birlikteyken,yine birbirlerinin yokluğunda mahsunlaşıyorlar fakat bir arada olduklarında mütemadiyen didişir oldular bu sıra.Yaşları itibariyle gelişen bir durum mu yahut yanlış giden birşeyler mi var bilmiyorum fakat oldukça can sıkıcı bu haller.Onlar iki dakika sonra unutuyorlar gerginliklerini lakin biz bu kaos durumlarıyla başetme konusunda biçare kalıyoruz sıklıkla.Birbirlerini itip kakıyor,peşi sıra canı yanan  "annneeeeee" ile başlayan şikayet sözcükleriyle bitiyor yanımda derhal.Şikayet konusunda tavrım hep net:

"Şikayet duymak istemiyorum,sorunlarınızı kendi kendinize halledin" deyip gönderiyorum.Boynu bükük,hüsran halleriyle ayrılıyor yanımdan şikayet sahibi; fakat dedim ya, iki dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar kaldıkları yerden nasılsa.Bu konuyla ilgili olarak RU ile aramızda geçen bir diyalog, trajikomik bir biçimde epey güldürdü beni:
Yine birkaç gün önce, sabah erken saatte uyanan YA ve RU salona geçip oyuna dalarlar.Baba işe gitmiş,ZE uyuyor,bende yarı uyur yarı uyanık halde hala yataktayım.Bir gerginlik durumu hasıl oluyor yine.RU'nun ağlayan sesi giderek yanıma yaklaşıyor ve nihayet burnumun ucunda görüyorum kendisini:

"Anneeeee,YA..." demeye kalkar kalkmaz lafı ağzına tıkıyorum çocuğun:
"Şikayet istemiyorum RU "
!!!
RU yine ağlamaklı ve dikkate alınmadığı hissinden dolayı mahsun bir biçimde zoraki bir cümle kuruyor:
"hıhh, bende sorunumu babama anlatırım o halde"
!!!
Bizim evin mızıkacıları...

Bana sürpriz yapmak için grantuvalet hazırlanarak salonun ortasında dans edip yorulduktan sonra yerlere serilmece...

Tavla, favori oyunlarımızdan...

Konu diyaloglardan açılmışken, kardeşlikle ilgili bir anekdot daha paylaşmadan geçemeyeceğim.

RU ve ZE küçük bir gerginlik yaşarlar yine.Bende her zamanki misyonumla!! "siz kardeşsiniz" le başlayan ve teması kardeşliğin önemi olan demeçlerimden birini veriyorum.
"Siz kardeşsiniz;hem de ikiz kardeş.Çok özel bir durum bu.Herkes kardeşiyle birlikte doğmaz.Mesela YA benim karnımda tek başına büyüdü.Eminim orda çok sıkılmıştır.Fakat siz ikiniz beraber geliştiniz benim karnımda.Birbirinizle sohbet ettiniz,dokundunuz,dertleştiniz;hiç sıkılmadınız bu nedenle...."
RU böler bu duygu yüklü sözleri:
"ama ben orda çok sıkışmıştım biliyor musun anne"
:)

ZE'yi gardrop başından ayırabilirsem, bir ara O'ndan da bahsedeceğim inşallah...
:))

10 Mayıs 2012 Perşembe

Fareler ve Kraliçeler...

Çocuk milleti ayaklı ajanda misali;bir kez ağzından çıkan sözü anında not ediyor,bir nedenle yerine getiremediğinde derhal alarm verip insanı mahçup duruma düşürüyorlar.Şöyle ki;

Havaların ısınmasıyla birlikte, akşamları yemek sonrası Tuzla sahile yürüyüşe ineriz birkaç senedir biz.Hem yediklerimizi sindirir, hem açık havada yürüyerek zihnimizi diriltir ve hem de çocukların bisiklet,dondurma ve park taleplerini gidermiş oluruz bu sayede.Konseri,gösterisi bol olur yazın Tuzla'nın,bir de nostaljik açık hava sineması kurulur sahildeki meydana, ona takılırız bazen.Velhasıl, yaz akşamlarımızın mütevazi ve favori eğlencesidir bu gezintiler.

Geçen hafta bu senenin ilk siftahını yapıp Tuzla'da aldık yine soluğu.Pek iyi geldi yine hepimize.Parktı, dondurmaydı derken çocukların uyku saatini epeyce geçtiğimiz halde fakat keyifle döndük eve.Bunu takip eden günlerde, çocuklar mütemadiyen dile getirir oldular Tuzla taleplerini.Bizde "neden olmasın" diyerek karşılık verdiğimiz halde, mutlaka bir sebeple gerçekleştiremedik bir türlü verdiğimiz sözü.

Dün, YA'yı okuldan alıp eve geldik.
"Anne nesquikli süt içebilir miyim? "dedi.
"tabi oğlum " dedim.
"ben hazırlarım" deyip mutfağa geçti.Biraz sonra elinde nesquikli süt bardağıyla girdi içeri.Sütünü bitirdi ve tekrar mutfağa yöneldi.Ardından bir takım tıkırtılar duyulmaya başladı mutfaktan fakat gidip kontrol etmek istemedim.Su sesleri eşlik etti tıkırtılara;sonra sesler kesildi ve peşisıra YA geldi içeri.
"Anne ben bulaşıkları yıkadım "dedi.
"Oğlum bulaşık yoktu ki neyi yıkadın.?" diye sordum
"Süt içtiğim bardağı yıkadım" dedi.
Teşekkür ettim ve davranışının güzelliğini onayladım.

Gün içinde bunun gibi birkaç olumlu davranış daha sergiledi YA.Hepsi de bana yardımcı olmak maksatlı işlerdi.Akşam oldu, Neco geldi;yemeğimizi yedik,çocuklarla beraber hazırladığımız kahvelerimizi aldık, geçtik içeri ve aynı nakarat tekrar etti yine:
"ee hadi Tuzla'ya gitmiyor muyuz?"

Yemek esnasında, yaptıkları bir takım taşkınlıkları bastırmak amaçlı koz olarak kullandığım "susup yemeğinizi yemeye devam etmezseniz Tuzla'ya gitmeyeceğiz" şeklindeki tehditlerime rağmen O'nlar bildiklerini okumaya devam etmişler, buna mukabil bende "peki o halde Tuzla'yı unutun" diyerek noktayı koymuştum.Sözümü yememeye kararlıydım ve
"hayır,gitmiyoruz" dedim.
O dakka yaygara koptu.YA,isyan dolu cümleleri sıralamaya başladı derhal:
"Biz sizin her istediğinizi yapalım,siz bizimkileri yapmayın,oh ne ala"
Sonra bana dönerek:
"Sen kraliçeler gibi otur orda,kahveni iç,ben sana hizmet edeyim fareler gibi; ama sen yine de benim istediğimi yapma,adalet mi şimdi bu"
Ardından babasına dönüp:
"Sen de kral gibi otur,iyi valla"
Hızını kesmeden devam eder:
"Senden süt istedim onu bile getirmedin,bulaşığı bile ben yıkadım,kahveni yapmana yardım ettim,herşeyi ben yaptım ama sen benim dediğimi yapmıyorsun,hıhhhhhh"
!!!!
Bu sözlerin ardından Neco gözlerini bana çevirdi haklı olarak.Hemen kendimi savunmaya giriştim:
"Aaaa YA çok ayıp,sen kendin demedin mi ben hazırlarım sütümü diye,neden beni suçluyorsun şimdi,aşkolsun" diyebildim kekeleyerek.
Pes,adamda gerçek sanacak.Bütün gün kendisi oturup,çocuğu çalıştırıyor diyecek.Çocuğa üvey evlat muamelesi yaptığımı zannedecek.

Zamane çocukları ne hallere sokuyor bizi ayol...

30 Nisan 2012 Pazartesi

Geleceğe Güzel Anılar Biriktirmek...

Her cuma tekrarlanan bir ritüel haline geldi dayı&anneanne evlerine ziyaretlerimiz.
Biz gitmezsek O'nlar muhakkak çağırıyorlar ve o gece mutlaka orada konaklıyoruz.Çocuklarda çok seviyorlar bu birlikteliği.Dayıları O'nlar için çok kıymetli; ayrıca bir de bilgisayarda oynama izni orada çıktığından tadından yenmez bir keyif haline geliyor orada geçen her an.

Müstakil bir evde altlı üstlü yaşıyor ailem.Bahçeli oluşu, çocuklar için cazip gelen bir başka etmen.Güzel havalarında etkisiyle kahvaltının ardından bahçede alıyorlar soluğu.Bende böyle olmasından müthiş mutluluk duyuyorum zira toprakla haşır neşir olmaları,ağaçtan erik toplamaları,bahçeyi keşfe çıkmaları,dayılarının eşlik ettiği çift kale maçlar yapmaları,mahallenin çocuklarıyla tozu dumana katmaları...para verip katıldığımız binbir çeşit kompleks aktiviteden daha fazla haz ve doyum sağlıyor çocuklara ve dolayısıyla bana...

Çocukluğumda Gebze'ye giderdik sık sık.Üç tane dayım bir de teyzem vardı orada.Çocuklarının bir kısmıyla akrandık. Hepsi de bahçeli evlerde otururdu.Oraya her gittiğimizde bahçede deli gibi koşturur,ağaç tepelerinden inmez,kümeslere dek girerdik.Hatta bir keresinde kümesin tepesinden düşüp yaralandığım olmuştur;izi hala durur yüzümde :)Öyle severdik, öyle keyifli anlar geçirirdik ki orada, annemlere oraya gitme konusunda sürekli   talepde  bulunur hatta epeyce ısrar ederdik.Şimdi biliyorum ki, çocuklarımın anılarında anneanne-dede-dayı evinde geçirilmiş günlere dair buna benzer güzel enstantaneler kalacak.

Bu cuma&cumartesi yine oradaydık.Hacercim nefis bir kek yapmış; çayımıza keyfimizle birlikte eşlik etti.Dayılarda yattık.Sabahında annemin "hadi kahvaltı hazır" çağrısıyla indik aşağı.Annem yine döktürmüştü sağolsun.Kahvaltının ardından attık kendimizi bahçeye.Çocuklarla maç yaptık.Erik ağacından henüz bebecik olan fakat çocuklara söz geçiremediğimizden o halde kopardığımız erikleri yedik(daha doğrusu çocuklar yedi,benim çekirdekli şeylere karşı tiksintim vardır).YA eriğin çekirdeklerini bahçeye ekmek istedi.Beraberce 4 tane erik ağacı aday adayı dikim işlemi gerçekleştirdik:)Bir güzel sulamayı da ihmal etmedik.Kırmızı başlıklı kızcılık oynadık :)Ben elimde sepetimle kırmızı başlıklı kız oldum:),YA kurt,ZE büyükanne,RU da avcı...
Senaryolaştırdık,yönettik,oynadık...
Dayının balkonunda güneşe karşı çay keyfi yaptık.Ve bu enfes güne dair aklımızda şu diyaloglar kaldı:

*ZE su istemektedir.Anne de "git eve iç kızım" diye yönlendirir.Damacana ve bardak giriştedir nitekim.ZE "ama sen getir" diye devam eder.Anne" sen kendin alabilirsin" diye ısrar edince ZE'den anneye tokat gibi bir yakıştırma gelir:
"Koca kafalı anne" !!!

*Annem akşama fırın tavuk yapmış.ZE'ye dedim ki hadi kızım pasta keser gibi porsiyonlayalım senle tavuğu.ZE aldı eline bıçağı bende onun elini tuttum.Tam bıçağı tavuğa yaklaştırıp kesecekken ZE titremeye ve kekelemeye başladı ağlak ses tonuyla beraber.
"Hayır,kesmeyelim yazık ama tavuğa"
!!!

19 Nisan 2012 Perşembe

İyi ki...

İkizlere hamile kalışım tamamen sürprizdi.Öğrendiğimde geçirdiğim şoku atlatmam epey zaman aldı.Zihnim gelgitlerle doluydu ve bu beni çok yoruyordu.Acabalar, II.ci hamileliğimle ilgili kurduğum hayalleri tepetaklak edercesine kafamı kurcalıyor,keyfimi kaçırıyor,karanlık düşünceler girdabında debelenmeme neden oluyordu.Acaba YA bunca erken dönemde kardeş sahibi olmaktan dolayı olumsuz etkilenir miydi?Acaba O'na yeterince vakit ayırabilir miydim? Acaba ilişkileri nasıl olurdu? Acaba 3 çocuklu hayatta bizi neler bekliyordu?...

Bu haller içinde geçirdiğim 9 ayın ardından ikizlerin doğumuyla birlikte, bundan sonraki hayatımızın nasıl süregideceğine dair aldığım ilk sinyaller yazık ki pek iç açıcı değildi.Karmaşası,kaosu bol,temposu ağır ve tabidir ki pek yıpratıcı bu süreç, geleceğe dair hiç de ümitvar değildi.Hep karanlık senaryolar kurguluyor,bu senaryoları zihnimde sahneliyor,ortaya çıkan gerilimvari sahneler karşısında ah-u vah ediyordum.Mütemadiyen kendime sataşıyor,hayat karşısındaki acemiliğime içerliyor,hırsımı kendimden çıkarmaya çalışıyordum.Öyle ki, zaman zaman o günlere dair iç dökmelerimi yansıtan satırlar geçiyor elime de, ne denli zor zamanlardan geçtiğimin ayırdına varıyorum bu notlarla her karşılaştığımda...

İlk zamanlar sahiden çok zordu.Ardarda ağlaşma nöbetleri,gece saatlerce süren emzirme ritüelleri,birini yatır birini kaldır, yetmedi seslere uyanan büyüğü yeniden uyutmaya çalışma çabaları,sabahında gecenin yoğun mesaisinin yorgunluğunu henüz üstünden atamadan erkenden yeni günün mesaisine başlamak zorunda olmak;uyutma,doyurma,yıkama-paklama,alt-üst değiştirme,huysuzluklarını sükuta erdirme sarmalında geçen bu ağır tempo ciddi anlamda paralıyordu beni.Fakat asıl zor olan,yüzeye çıkmaya çabaladıkça beni daha beter dibe çeken sorun, YA ile yeterince ilgilenemiyor olmamdı.Oysa küçük bebelerimin zaruri ihtiyaçlarını bir çırpıda gideriyor ve koşar adım tüm ilgimi ve algımı YA'ya yöneltiyor olmama rağmen tatmin edemiyordum bu yetememe duygusunu.Başedemiyordum O'na kalan enerjimin,O'nu mutlu etmeye yetmeyeceği düşüncesiyle.Kıskançlık duygusuna hiç kapılmasın,karmaşa ortamının getirdiği huzursuzluktan nasibini almasın,ilgi açlığı çekmesin,çok seslilikte, sessizliği seçmesin,geri planda kalmasın,küçücük bedeniyle"sen abisin" le başlayan büyük lafların altında kalmasın...
velhasıl gözlerinin feri hiç sönmesin,mutluluk cilasıyla hep parıldasın istiyordum.Azami efor sarfediyordum bu sebeple.Belki akışına bıraksam bu denli hırpalanmayacak,işin doğallığını bozmayacak,kendime bunca yüklenmem sonucunda oluşan gerginliklerden kimse etkilenmeyecekti.Fakat elimde değildi ki...
İçimi kemiren vicdan azabı, mantıklı davranma yetilerimi gün be gün köreltiyordu.

Zaman geçiyor ve ikizler hızla büyüyorlardı.Onlar büyüdükçe, şimdiye dek peşimi bırakmayan bu zalim vicdan duygusunun ne denli yersiz olduğunun yavaş yavaş ayırdına varıyordum.Paylaşımları an be an artıyor ve kardeşliğin sarıp sarmalayan o muhteşem hazzı, tüm gücüyle etkisi altına alıyordu yavrularımı.
Ve ne mutlu ki, benim koca gönüllü ilk göz ağrım kardeşlerini hiç yadırgamadı,hiç ayrı tutmadı kendinden.
Ne aldıysa O'nları da ortak etti payından,
Ne çizdiyse, kendisinin yanından hiç eksik etmedi kardeşlerini,
Benim bile akıl etmediğim zamanlarda,O hiç unutmadı kardeşlerinin varlığını,
Okulda yaptığı faaliyetlerde bile tek saymadı kendini;ne yaptıysa üç etti, hiç bir etmedi.
Kardeşleri anneannede kalmak istediğinde(kendisi asla bizden ayrı kalmadığından) ısrarla hiç onay vermedi,"kardeşlerimde gelsin" diye feryat figan etti,
Yeri geldi, anne-babaya karşı güç birliği oluşturdular,
Birbirlerinin en büyük desteği,can yoldaşı,hisdaşı,arkadaşı oldular.

Beraberliklerinin keyfini doyasıya sürüyorlar.Ara sıra kikirdeşmelerinin içine edip keyiflerini kaçırsak da,bu sahnelere tanıklık etmenin hazzı ömre bedel.
Misal,
Bir pazar sabahı, uykudan O'nların sesleriyle uyanmak,kulak kabartıp diyaloglarına misafir olmak,yanlarına gidip biraz daha sessiz olmaları konusunda uyarmama karşın O'nların hiç aldırış etmeden keyiflerince evcilik oyunlarına devam etmelerine şaşırmak, ZE'nin "anne",YA'nın "baba",RU'nun ise "bebek" rollerine bürünmelerine ve rollerinin hakkını vermelerine gülümsemek,koridorda, kimseyi umursamadan (komşular bir gün imza toplayıp attıracaklar o ayrı) koşuşturmalarına biraz gerilerek şahit olmak,salona girdiğimde karşılaştığım manzara karşısında gülsem mi ağlasam mı karar veremeyerek, oluşturdukları dağınıklığa keyiflerini bozmamak adına gülümseyerek karşılık vermek...

Tüm bunlar şükür sebebi biliyorum,

Ve bana, geç farkına vardığım bu şansı verdiği için Yaradan'a hiç usanmadan binlerce kez teşekkür ediyorum...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Günün Altın Saatleri...

Günün bu saatlerini seviyorum;

Ev ahalisinin minik üyelerinin 20:30 gibi istirahate çekilip yerine sükunetin ikamet ettiği, gecenin beni benimle bıraktığı nadide zamanlarını...

Gün boyu peyderpey boşalttığım yüklerimin,tamamını teslim etmiş olmanın dayanılmaz hafifliğini...

Bu,tarifte çaresiz kaldığım serkeşliği...

Ne kadar uzatsam o kadar kar bildiğim;sabahına yataktan kazınarak sıyrılmam muhtemel hallenmelerim pahasına, her dakikasını fırsat saydığım rötarlı uykudan önce saatlerini...

Yorgunluk ve uykusuzluktan ölsem dahi inadına çakılıp kaldığım;eşime göre beyhude,benim içinse fazlasıyla tatminkar geçirilen dakikaları...

Yorulan bedenime inat,vızır vızır çalışan zihnimi ve peşi sıra uygulamaya koyulduğum düşüncelerimi...

Karmaşanın,kaosun son bulduğu,ortalığın süt liman olduğu anları...

Sessizliğin huşu içinde dinlenen sesini...

Sanırım en çok bunu,evet en çok bunu seviyorum...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Blogger Annelerdeki Röportajım :)

Blogger Anneler deki röportajım sessiz sedasız yayınlanmış,ben bile tesadüfen farkına vardım.
Linki işte burada...
Bloğa not düşmek amaçlı ise röportajın tamamı aşağıda :)


Röportaj: Yaruze




Gönül Hanım'ın Blogu BURADA 
Röportajı Hazırlayan Ülkü


Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

1977 İstanbul doğumluyum.Ankara Üniversitesi İşletme mezunuyum.2002 yılında yangından mal kaçırır gibi
jet bir hızla sevgili eşimle evlendik.Çocuksuz geçen yaklaşık 4 yılın ardından full konsantre bir biçimde 
yoğunlaşarak eşimin 3 çocuk hayalini hayata geçirdik ve 2,5 yıl arayla bir tek bir çift olmak üzere skoru 
üçe tamamlayarak amacımıza ulaştık.Daha doğrusu Neco'nun amacına.Bende öylece bakakaldım ortaya 
çıkan manzara karşısında.Çocukları üçledikten sonra 9 yıllık iş hayatımı askıya almak zorunda kaldım 
haliyle ve beraberinde bir çok hayalimi de.Şimdilerde her şey daha bir rayına oturdu ve ben artık hazır ve de 
nazırım hayata karşı;hem de arkamda kapı gibi neferlerimle...

Sevdiğin şeylerden bahsedebilir misin bize,kitap film eğlence?

Aslında yakın zamanda bir mim cevaplamıştım sevdiğim şeylere dair.Sanırım direkt oraya yönlendirsem daha 
pratik olur :)

Blog tutma fikri ne zaman doğdu?

2006 yılında doğan ilk oğlumun ardından doğum hikayesini yazıp yayınlamıştım bir bebek sitesinde.Bu hikayeleri
okumaktan büyük keyif alıyordum.Bu vesileyle tanıştığım birkaç yeni annenin çocukları için hazırladığı 
siteleri gördükçe pek bir heveslenmiştim bende.Peşisıra bloglara rastladım.Keyifle takip ettiğim bir iki blog 
sayesinde 2007 yılı aralık ayında bende oğluma ait bir blog açmaya karar verdim ve fakat başladığıyla kaldı;
hevesimi taze tutamadım maalesef.İkizlere hamileliğimde o döneme denk geldi.Yoğun ve yorucu günler 
şevkimi kaçırdı,ta ki 2010 yılı haziran ayına dek.O dönem,sosyal ağda dahil olduğum ikiz anneleri 
grubundan birinin açtığı bloğu gördüğümde beynimdeki şimşek çaktı birdenbire ve "benimde bir bloğum
vardı bir zamanlar,ne duruyorsun,şimdi tam zamanıdır" diyerek tekrar ve bu kez ilkinden daha hevesli döndüm 
blog alemine...



Bloğuna daha önce göz atmamış okuyucular için biraz anlatır mısın peki,neler bulabilirler?

Bloğu açarken ki amacım tamamen, çocuklarıma annelerinin gönlünden düşen cümlelerle,onları;onlarla 
geçen her anı,keyifli zamanları,meşakkattli yanlarını,karakteristik özelliklerini,gelişim süreçlerini,
birbirleriyle olan münasebetlerini,paylaşımlarını kısacası onlara maziden kendilerine dair hoş bir 
enstantane bırakmaktı.Dolayısıyla bloğumun genel içeriği 3 çocukla süregiden hayat üzerine.Arada kendi 
his ve yaşanmışlıklarımı da serpiştirip harmanlıyorum,umarım okuyanlar keyif alıyordur.


Blog yazıyor olmanın ne gibi faydaları oldu senin için?

Başka bir dünyaya açıldığımı,yeni bir aleme dahil olduğu hissettim ilk evvela.Ve bu alemde herkes,herşey 
daha sahici,daha içten.Sizinle gülüp sizinle üzülen insanlar var etrafınızda ve zor anınızda edilen dualar,iyi 
dilekler insana müthiş iyi hissettiyor kendini.Bir anlamda dualar karşılık buluyor aslında.Sanaldan gerçeğe 
dönüşen güzel arkadaşlıklara da vesile oldu blog;bu da işin en güzel yanlarından biri.Bir de çevreniz tarafından 
yazdıklarınızın beğeniliyor olması gururunuzu okşuyor az biraz.Daha bir motive ediyor yazmaya.Ama en önemlisi, 
her yayınladığım postta çocuklarıma bir anı daha biriktirmekten duyduğum haz en büyük karım sanırım...

Çalışmadığınız ve blog yazmadığınız zaman ne yapıyorsunuz?

Örgü örmek en güzel ve keyifli hobi benim için.Onunla haşır neşir iken ruhumu rehabilite ediyorum,beynim deşarj 
oluyor,tüm hayat gailesini unutuyorum.Onun dışında kitap okumaya özen gösteriyorum bu da benim için vazgeçilmez 
bir ihtiyaç.Dostlarımla dışarda bir araya gelmekte en keyif aldığım aktivitelerden ve elbette çocuklarımla geçirdiğim 
vakti en iyi şekilde değerlendirmeye uğraş veriyorum.

Sizce blog yazmak bir  ihtiyaç mı?

Bazen ihtiyaç ama genellikle keyifli bir hobi bence.Kendinizi çaresiz hissettiğiniz anlarda duyduğunuz içinizi 
dökme ihtiyacını blog yazarak karşılıyor ve blogger dostlarınızdan gelen samimi iyi dilekler neticesinde kendinizi 
iyi duyumsuyorsunuz.Yalnız olmadığınızı bilmek bile müthiş bir ferahlık sağlıyor.Bunun dışında çok zevk aldığım 
bir hobi benim için yazmak,zorunluluğa dönüştüğü an irkiliyor ve uzaklaşıyorum yazmaktan.Dönem dönem 
verdiğim aralar da bu sebepten...

Bir anne olarak prensiplerin,disiplin tarzın var mı?

Üç çocuk yetiştiriyor olmaktan mütevellit biraz otoriter bir anneyim sanırım.Her dakika oluşan kaos ortamına 
müdahele etmek,durumu bertaraf etmek biraz dominant olmayı gerektiriyor.Fakat bazen kendimle çeliştiğim anlar 
oluyor.Yani bazen fazla tutucu ve herşeye müdahil iken bazen de çok boşverci olabiliyorum.Sanırım ruh durumuma 
göre değişkenlik gösteriyor.Fakat tahammül edemediğim birkaç konu var ki onlar da asla taviz veremiyorum.
Mesela altında ne sebep olursa olsun yalan söylemeleri.Bu konuya fazla hassasiyet gösteriyor ve uzun uzadıya 
üstünde duruyorum.Temizlik ve uyku rutinleri,beslenme alışkanlıkları,nezaket kuralları,maneviyata dair edinimler 
bunlarda titizlik gösterdiğim diğer konular.Bir de tutarlı olmaya çalışırım,eğilip bükülmem müdahalelerim sırasında.
Doğal beslenmeye elimden geldiğince itina gösteriyorum.Hazır ürünleri tüketmeyi mümkün olduğunca minimize etmeye 
çalışıyorum.Mesela hazır yoğurt tüketmeyiz hiç,hep evde kendim mayalarım günlük sütle.Ekmeği mutlaka tam tahıllı 
tüketiriz,yumurtayı köylü pazarlarından alırız,trans yağdan uzak durmayı tercih ediyoruz.
Pratik paket ürünleri(çorba,puding,meyve suları vb) eve dahi sokmuyoruz.Bir tek şu kahvaltılık gevreklere okeyimiz var.
Sebze meyveyi de pazardan taze taze almayı tercih ediyoruz.Hasta olduklarında da önce doğal yöntemleri deniyor ve 
çoğunlukla şifa buluyoruz.
Onları doğal besledikçe kendimi çok iyi hissediyorum.



Anne olmakla ilgili en zorlandığın nokta neydi?

Anne olmak dünyanın en harika duygusu;eşsiz,nadide...Fakat benim gibi ardı ardına,üstelik biri henüz 2,5 yaşında 
iken iki tane birden daha bebek sahibi olunca dünyanın en harika duygusu olan annelik zaman zaman dünyanızı 
karartan duygu haline de gelebiliyor.Ben,-bir çok anne gibi-çok takıntılı ve histerik bir anneyim.Yaptıklarım ve 
yapamadıklarımdan dolayı her an,her saniye müthiş bir vicdan azabı duyuyorum ve bu duygu beni gerçek anlamda 
paralıyor.Fiziksel yorgunluktan ziyade vicdanı yükümlülükler beni en zorlayan durum sanırım.Bir de beni bunca 
yıpratan asıl neden,ilk oğluma duyduğum derin ve aslında çok yersiz bulduğum mahçubiyet.Neden bu kadar erken 
dönemde annesini iki kardeşle birden paylaşmasına olanak sağladım diye yedim bitirdim kendimi ve zaman içinde 
azalsa da tamamen terk etmedi bu duygu beni.Üç küçük çocukla hayat her bakımdan meşakkatli fakat dört yanınızdan 
taşan sevgi seli tüm zorlukları öyle güzel perdeliyor ki,şükür verene...

Peki anneliğin en çok hoşuna giden yanı?

Karşılıksız,kibirsiz,riyasız,koşulsuz,ve daima affedici,sonsuz sevgilerine mazhar olmak ve onlarla geçen keyifli yaşam 
maceralarına tanıklık etmenin tadına paha biçilemez.

Anne olunca hayatında neler değişti?

Kurtcuktan kelebeğe geçişin hikayesidir benim gelişimim.Tam manasıyla metamorfoz yani:)

Bloggerlarla ilişkileriniz nasıl?

Çok iyi.Hatta bir kaç buluşma bile gerçekleştirdik blog sahipleriyle.Kendime çok yakın duyumsadıklarım oldu,
görüşmeye devam ettiklerim,ara ara telefonlaştıklarım.Ve yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan çok sevdiğim 
bloggerlar var.Çok mutluyum bu nedenle.Allah eksikliklerini göstermesin dilerim :)

İzleyicilerinizin yorumlarına tek tek cevap yazar mısınız?

Genellikle yazmaya özen gösteriyorum.Bazen işlerimin yoğunluğu buna izin vermediğinde yazamazsam kendimi 
çok kötü hissediyorum.

İzlediğiniz bloglarda neler ilginizi çekiyor,nelerden hoşlanmıyor sunuz?

Çocuklu bloglar -özellikle birden fazla- direkt ilgi alanımın içinde.Keyifli anları kadar zorluklarını,yaptıkları yanlışları 
çekinmeden yazan,iç döken bloglarda daha bir kendimi bulduğumdan vazgeçilmezim oluyorlar.Çocuklarla hayat her 
zaman lay lay lom değil nitekim.
Yorum kısmında istenen doğrulama işlemi ise en nahoş gelen ayrıntı bana göre;anında geriliyorum ister istemez :(



Beğenerek takip ettiğiniz 3 blog desek?

Aslında isim vermeyi tercih etmiyorum,çünkü severek izlediğim öyle çok blog ve blogger dostum var ki.Her biri 
ayrı ayrı değerli benim için,hiç birinin gücenmesini istemem.Fakat benim için özel yerleri olan bloglar var;
mesela bana blog dünyasını sevdiren ve yakın zamanda bloğunu sonlandırma kararı alan defneyleyasamak ,
uzun yıllardır severek takip ettiğim kurabiyegiller bu iki bloğun yeri bende ayrıdır.Bunlara ilaveten, beni okumaya değer 
bulan ve içten yorumlarıyla destek veren tüm blogger dostlarım benim için çok değerli ve izlenmeye değer...



Son olarak bloğumuzla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Çok güzel bir ortaklık olmuş bence.Hiç tanımadığım nice enginlere açılma fırsatı yarattığınız ve bizleri de daha geniş 
kitlelere tanıttığınız için teşekkürler.
Emeklerinize sağlık...



16 Mart 2012 Cuma

Hasımlık,Hısımlık...

RU ve ZE;
38+5 de (istatistiklere bakınca ikizler için mucize sayılabilecek bir miad) 15 dk ara ile,önce RU ardından ZE nin gelmesi suretiyle,normal doğumla dünyaya gelen çift yumurta ikizleri...

Aynı karında kimi zaman omuz omuza,kimi zaman sırt sırta,kimi zaman kıç kıça :) geçirilen 9 aylık kader birlikteliği,arada ki kan bağının kaçınılmaz bağlayıcılığı,doğum sonrası süreçte birbirine karışan cıyaklamalarla yenidoğan sıkıntılarına ortaklık,yan yana paylaşılan yatak,birbirlerinin nafakalarına ortak çıkmalar,beraber acıkmalar,beraber uyumalar,beraber sızlanmalar,beraber edilen banyolar,vs vs vs...

Bunca zamanlık yol arkadaşlığı,karındaşlık,can,kan ortaklığı hepsi,hepsi fasa fiso...

Yok arkadaş,biri şu RU'ya ,ZE'nin kardeşi,dahası ikiz kardeşi olduğunu hatırlatsın bir zahmet.
Ben beceremedim yahu,
Aşkım aşkım diye peşinde dolanan kıza resmen poposunu çevirip naz niyaz yapıyor.Öpmek istese kafasını çevirip bir de çıkışıyor.ZE'nin "Canım kardeşimmmm" diye taa yürekten bir sarılışı var ki,görenin yağları erimezse namerdim.Ama beyimiz ağır abi ya,kılını kıpırdatmıyor,hatta tersleyip itekliyor.

Onu şikayet etmek en büyük zevki.Ola ki ZE hoşa gitmeyen bir tutum sergiledi:anında yanımda bitiyor ve büyük bir keyifle ZE'yi şikayet ediyor.Çoğunlukla şikayetleri dinlemiyorum fakat olur da tepki vermem gereken bir durumla karşılaşırsam, ZE'ye gösterdiğim tepki karşısında keyifle sırıtıyor.

10 gün kadar önce okulda öğretmeni aynen şöyle söyledi:
"ZE çok anaç.Tıpkı bir abla gibi şefkatle yaklaşıyor RU'ya.Devamlı suretle onu koruyor,kolluyor."
Peki bunun üstüne dün ne duydum yine öğretmeninden:
"RU,ZE'yi hırpalıyor,vuruyor ona."

Ne şimdi bu?Neden bu kız kardeşine olan düşmanlık?Üstelik kardeşi ona karşı bu kadar candanken...

Hal böyle iken RU,abisi YA'ya karşı son derece sevecen,tutkun,öpüş kokuş.İkiz kardeşine hasım muamelesi yaparken abisine can-ı yürekten bağlı.Öyle ki,okul çıkışı eve dönerken ilk sözleri :

"Ben YA'yı çok özledim" oluyor.

Abisi ile oynarken yaşadığı keyif görülmeye değer.ZE ile paylaşımları ise dakikalarla sınırlı :(

Evet hem cinsi;paylaşımları,beğenileri,zevkleri benzer fakat neticede ikisi de kardeşi değil mi?

Biriyle hasım diğeriyle hısım olunur mu ama yaaa???

12 Mart 2012 Pazartesi

İsyan Etmek O'nların Hakkı!!!.

Son günlerde evde yoğun bir başkaldırı söz konusu.
Her an bir ayaklanma patlak verip,huzurumuzu bozup,dengelerimizi alt üst edebilir.
Büyümeden bastırmalı ama O'nların da hakları var bir yandan.

Şöyle ki;

Her sabah her sabah yüz yıkanır mı kardeşim?

Günde en az iki kez diş fırçalamanın ne alemi var peki?Yine yemek yemeyecek miyiz nasılsa?

Amaaannn pijamasız yatsak ne olur sanki?Sabah kalkınca çıkarması var birde...

Üstelik yatmak da ne ola ki?Bırakınız uykuları gelince oldukları yerde sızsınlar;sabah da keyifleri yetince kalkıp giderler okula nasılsa...

Kahvaltıymış,yemekmiş,meyveymiş ne lüzum var değil mi?Canları ne çekerse,ne zaman çekerse onu yesinler istedikleri vakit.Abur cuburun dibine vurmak varken dengeli beslenmek,sağlıklı beslenmek de neyin nesi???

Öyle sık sık banyo yapmanın hiç alemi yok.Kafaları kaşınıp kurtlanmaya başlayana dek sorun yok demektir.Ayda bir bilemedin 15-20 günde bir yıkansalar kafi;hem suya sabuna yazık,tasarruf etmek lazım...

Dışarıdan gelince el,yüz yıkamak falan da gereksiz.Boş işler boş,mikrop da lazım onlara,bırakınız kaynaşsınlar...

Üstlerini kendileri giyemez ki O'nlar;daha minnacık bebekler.Elli kere "hadi" deyinceye kadar sen giydir; "anne" değil misin?Ne işin var?

Ortalık savaş alanına mı dönmüş?Olsun canııımmm,dağıtmadan iyi vakit geçirilebilir mi?Enerjilerini nasıl harcasın çocuklar hap kadar evde.Çocuk onlar;işleri bu.Zaten sağa sola savurarak yoruldular yeterince, toplamak için takatleri de kalmadı.Hem dağıtacaklar ki sana iş çıksın,boş boş oturmak lüksünü kim verdi sana bir kere?...

Bilgisayarda oyun mu oynamak istiyorlar.Bırak yahu bırak,oynasınlar.Ufukları açılsın,analitik düşünmeyi öğrensin çocuklar.Hem bak onun başındayken dünyayı umursamıyorlar.Sende uzat azıcık ayaklarını,bak keyfine.Öyle 15 dakika falan kesmez onları,aman haa,tam konsantre olmuşken "hadi süre bitti" falan gibi gereksiz cümleler sen sen ol kurma.Onlar sıkılınca bırakırlar nasılsa!!!Sen mi sıkıldın?Kitap oku,örgü ör,olmadı git uyu azıcık.Kalkar uyandırırlar birazdan hem.Akşam mı oldu?yemek saati mi? boşver yemeyi,oyunun en heyecanlı yerinde olacak iş mi?Uyku vakti mi geldi?Bu akşamlık da geç yatsınlar.Hem bak bu son oyunmuş zaten!!!!!

Çizgi film mi izlemek istiyorlar?Aç TV'yi geçsinler önüne,ohhh ortalık süt liman.İzletme de cirit mi atsınlar tepende.Hem bak inci gibi dizilip,sus pus oluyorlar bu sayede."Bu bitince kapatıyoruz" falan deyip de attırma tepelerini,o biterse başlar bir yenisi.Keloğlanı var,Laurası var,Dede Korkut'u var...var da var işte.Haber izlemek,gündem takip etmek senin neyine.Onlar uyumak isterlerse şayet,bakarsın belki bişeylere...

Yataklarını toplamazlar,pijamalarını katlamazlar,üstlerini giyinmezler,ayakkabılarını bağlamaya hele hiç tenezzül etmezler.Okul zaten gereksiz;onlar herşeyi biliyor,gerek yok yeni şeyler öğrenmeye...

Yıldız tablosuymuş,yumurta boyama çizelgesiymiş hepsi boş işler.Onlar ne istiyorlarsa,ne zaman istiyorlarsa öyle,motive olmaya falan yok ihtiyaçları.Zaten biliyorlar ne yapmaları gerektiğini de,lüzum görürlerse ve keyifleri yeterse...
Kendi kararlarını kendileri verecek.
İşte o kadar!!!

Amanın!! benimkiler de bizi böyle protesto etmeye kalkmasın:(
Vıdı vıdı her dakka başlarında bitip sürekli yapmaları gerekenleri hatırlatırsan O'nlardan da ahanda bunları duyman kaçınılmaz:

"Ama bu haksızlık!!!"
"Hep sizin dedikleriniz oluyor!!!"
"Her zaman sizin istedikleriniz o-la-maz."!!!
"Biz hep sizin istediklerini yapmak zorunda değiliz!!!"
"Böyle olmuyor ama!!!"



Onlar isyan etmesinde kim etsin Allah aşkına...

???

1 Mart 2012 Perşembe

İmdaaatttt!!! Yangın varrrr...

Tam da böyle bağırıp topuklarım popoma vura vura kaçasım var bu aralar evden...

Yaşları birbirine yakın iki velediniz varsa,bunlar bir araya geldiğinde enerji patlaması yaşıyorlarsa,bu enerjiyi neye harcayacaklarını bilemiyorlarsa, anne babaya karşı güç birliği yapıp sizi püskürtüyorlarsa, ara sıra kafa göz girişiyor olsalar da çoğunlukla kanka formunda takılıyor ve bu sebeple dip dibe gezindiklerinden potansiyel arıza durumlarına neden oluyorlarsa ve en fenası,bu iki azgın veled futbola müthiş ilgi duyup evi antrenman alanı gibi kullanıyorlarsa işiniz var demektir ve bu hengameye mukavemet göstermeniz pek güçtür.

Bir süredir koridorda deliler gibi koşturup "Kakaleyta (meğer Brezilyalı milli futbolcuymuş), Emre Belözoğlu, Quaresma" gibi futbolcu isimlerini telaffuz ederek top koşturuyorlar.Gülle gibi bir futbol topuyla bunu yaptıkları düşünülürse ortaya çıkan gürültüyü tahmin etmek zor olmaz sanırım.Yatıp kalkıp dua ediyorum ki evimiz 1.katta ve altımızda oturan kimse yok.Evi alırken bu durumu sorun etsem de şimdi bizim için en hayırlısının bu olduğu aşikar.Yoksa her an kapımıza polislerin dayanması kaçınılmazdı.

Daha bugün,çok seneler evvel severek edindiğim toprak testiyi,salonda oynamak yasak olduğu halde fırsatını kollayıp çektikleri şutla!!! darmaduman ettiler.Özür üstüne özür dilemeleri, 10 dk oturma cezası almalarına engel olmadı;fakat bu işe derhal bir çözüm bulmalı yoksa "kadın delirdi" yaftalarına aldırmayıp "yangın varrr" diyerek kaçacağım bu evden...

Evreka evreka!!!

Polise gizli ihbar yapsam işe yarar mı acaba???

!!! 

28 Şubat 2012 Salı

Terliksi Anne...

Tek hücreli ve terlik şeklinde bir paramesyum değilim.Aseksüel olduğum da söylenemez :) Bölünerek değil ama çifter çifter üreyebildiğim aşikar.

Yani biyolojik olarak terliksi canlılara benzerliğim değil kastım;bildiğin geleneksel anne modelinin kriz  durumlarında başvurduğu en etkin ve caydırıcı silah olan "Terlik "le yakın münasebetimden yola çıkarak taktığım lakaptır kendime...

Uzmanlar ve çok bilirler diyor ki;

"Çocuğunuzu anlayın,dinleyin,hayır demeyin,sabır ve sağduyuyu elden bırakmayın,müsamaha gösterin,objektif olun,özgüvenini besleyin ve asla ve asla:

Çocuğunuza şiddet uygulamayın" (şiddet kelimesi başlı başına ürpertici esasen)

Teoride herşey mükemmel de pratikte üç çocukla 7/24 sükuneti muhafaza edip,müşfik,aklı selim ve sağduyulu olmak hayalleri bile zorluyor.Bu nedenle annenin bir takım destek kuvvetlerden medet umması kadar doğal birşey yok.Kusura bakmasın o uzmanlar ama sallamayacağım bu konudaki son derece mühim fikirlerini.O fikirlerini yanlarına alıp beri gelsinler  bakalım kaç gün ya da belki de kaç saat dirayet gösterecekler düşüncelerinde???...

Kendi aralarında bile uzlaşamamış uzmanlar,benim yolumu mu aydınlatacaklar?
Ben atalarımın düşüncelerini baz alırım arkadaş.Bak bakalım hiçbirisi yanılmış mı?
Herkesin düşüncesi,yolu yöntemi kendine...

Bu günlerde benim yöntemim şudur:

YA yüzünü yıkamayı mı reddediyor? :
Elimde terlik 3'e kadar sayıyorum.Bir,ikiiii üç demeden banyoda...

RU dağıttığı oyuncağı mı toplamıyor? :
Terlik tekrar havaya,üçü bulmadan ne var ne yok toplanıyor...

ZE ağzındaki lokmayı mı yutmuyor? :
Terliği işaret etmek bile yetiyor...

Üçü birbirine mi girdi? :
Terlik derhal olay mahalline dahil ediliyor.Üçü birden çil yavrusu gibi dağılıyor;ortalık süt liman...

Test edildi,onaylandı.%99 olumlu sonuç veriyor.% 1 lik fire durumunda terlik popoya yapışıp da acısı canlarını yakınca geliveriyorlar kendilerine...





Bir de şu modelinden bulursam işim daha kolaylaşacak sanki :)







Özgüven meselesine gelince:
Referans benim...

3 Şubat 2012 Cuma

Ne Güzel...

YA'nın TRT Çocuk'daki yarışmaya göndermek üzere yaptığı resim...

Ne güzel,her sabah yeni bir güne uyanmak;hem sağlıkla,hem eksiksiz,hem maaile,hem keyifle...
*
Ne güzel,tüm bunların farkına varıp,günü böyle devam ettirebilecek huzuru,neşeyi ve gayreti bulabilmek kendinde..
*
Ne güzel,keyifle mutfağa girip,tüm evi kokusuyla şenlendiren krepler hazır ederek,aile eşrafının gözlerinin içini güldürebilmek neşe ile...
*
Ne güzel,çocuklarımın ileride belki de "çocukluğumda aklıma kazınan en güzel anılardan biri annemin mutfakta hazırladığı krep kokularının tüm eve yayılan kokusu idi" cümlesinin sarfedilebilme ihtimalini düşünmek...
*
ZE'nin,üzerinde çok fazla irdelediğim resmi.Mesela YA neden en uzun?RU neden en kısa?

Ne güzel,kahvaltıya oturduğumuzda kreplerin içine yayılan çikolatalı kremanın her birimizin damağında bıraktığı lezzete binaen yüzlerinde oluşturduğu huzurlu ifadeyi seyreyleyebilmek...
*
Ne güzel,özenle hazırlanan sofranın tüm aile tarafından itibar görerek,hoş sohbetler eşliğinde her birinde bıraktığı keyif imarelerine şahit olabilmek...
*
Ne güzel,zahmetinin yanısıra katmerli sevgilerinin herşeyi unutturduğu,bir öpücükleriyle kanatlandırıp,bir sevgi sözcüğüyle göklere yükselttikleri anları yaşayabilmek ve bunu yaşatmak için seçilmiş olmanın verdiği şükür ve mutluluğun ayırdına varabilmek...
*
Ne güzel,sevgilerini göstermekte yarışa girdiklerine tanıklık edebilmek."Ben daha çok seviyorum,hayır ben daha çok,asıl ben daha çookkk" şeklinde didişmelerini gülümseyen yüzlerle seyre dalabilmek...
*
Ne güzel,birbirlerine olan düşkünlüklerini,gönülden bağlılıklarını,birinin yokluğunda duydukları özlemi dile getirişlerini,iki dakika önce çatışmış olsalar bile saniyesinde kol kola girip hiçbir şey olmamış gibi devam edebildiklerini gözlemleyebilmek...
*
Ne güzel,yaşamdaki en özel duygulardan biri olan kardeşlik duygusunun güzelliğini iliklerine değin hissedebilmek.İsteyerek ya da istemeyerek oğluma 2 kardeş birden hediye edebilmenin O'na verilebilecek en eşsiz armağan olduğunun ayırdına varabilmek;O'nun da bu armağanın değerini hissettiğine şahit olabilmek;kardeşlerden her birinin diğerinin gelişimine ve mutluluğuna ne denli katkı sağladığının bilincine varabilmek;üçü bir arada iken başkalarına ihtiyaç duymadan keyifle vakit geçirebildiklerinin tatminini yaşayabilmek;öyle ki,arkadaş çevremizin çocuklarının(özellikle tek çocuklular) bizim evimize geldiklerinde ne iyi vakit geçirdiklerine şahit olabilmek ve fakat büyükler için aynı şeyi söyleyememek:)
*
Ne güzel,birbirlerine girdiklerinde müdahale eden anneye karşı ittifak kurmalarına şaşkınlıkla gülümseyebilmek. Misal;YA'dan telefonumu getirmesini istediğimde "hayır" cevabını almam üzerine,"peki,sen benden birşey istediğinde ben de senin  istediğini yapmayacağım" şeklinde verdiğim karşılığa RU'nun atlayıp,"ben getiririm o zaman" diyerek abisini kollamak istemesi,halbuki YA mütemadiyen RU'dan su isteyip RU her seferinde ikiletmeden,gönül rızasıyla getirmesine karşın, RU'nun,YA'dan bir talebi olduğunda YA'nın kayıtsız kalması,buna rağmen anneye karşı güç birliği oluşturmalarına hem şaşırmak fazlaca,hem de içten içe kıvanç duymak bu ittifaka...
*
RU'nun şimdilik karalamadan ibaret resimlerinden biri.Varsın birisi de yeteneksiz olsun :)
Ne güzel,aralarında geçen enfes diyalogların mutlu tanığı olabilmek...İki kardeş ellerinde soda şişeleri,önce bir yudum alıp ardından şişeleri birbirine tokuşturarak YA'dan gelen "hadi,içelim güzelleşelim" cümlesi ve nerden duyduğunu bilmediğim bu cümleyle birlikte şaşkınlıkla karışık kahkalara boğulabilmek...
*
Ne güzel,sonsuz bağışlayıcılıklarına,güzel ahlaklarına,merhametli kalplerine,engin sağduyularına,koşulsuz sevgilerine mazhar olabilmek ve bu yaşımda O'nlardan örnek alacak ne çok şey olabildiğinin ayrıdına varabilmek...
*
Ne güzel,kriz anlarında öfke saçan,içi kurum bağlamış anneye karşın,ortalık durulunca çocukların hiçbir şey olmamış gibi zihinlerini olabildiğince berrak ve tertemiz,kalplerini yumuşacık ve art niyetsiz tuttuklarına hem içerlemek,hem burulmak,hem de arsızca mutlu olmak...
*
Ne güzel,çizdikleri her resimden türlü anlamlar çıkarmak,ortaya çıkardıkları her nesneden müthiş haz almak ve baş köşede misafir etmek...
*
YA'nın en sevdiğim resimlerinden biri.Kuyruklu yıldıza dikkat...

Ne güzel,harikulade,geniş bir aileye sahip olabilmek;çocuklarımın sonsuz müşfik anneannesiyle,bol pimpirikli dedesiyle,dünyanın en şahane dayısıyla,çok düşünceli yengesiyle,şirinlik emsali teyzesiyle birarada büyüyor olmasının şansına erişebilmek...
*
Ne güzel,şer görünende de mutlak bir hayır olduğunun ayırdına varabilmek,dünyanın alt üst olduğunu sandığın her durumda,belki de altının üstünden daha iyi olabildiğini duyumsayabilmek ve bunu farkettirene sonsuz şükür etmek...
*
Ne güzel,her yeni günde,türlü şükür sebeplerini karşımıza çıkarana yine ve yine ve yine defalarca hamd edebilmek... 
*
----------------------------------------------------------------------

Ne hayırlı bir gün bugün.Hem cuma,hem Mevlid Kandili olması münasebetiyle dört bir yanın nurla dolduğu,gönülden edilen her bir duanın inşallah yerini bulduğu çok özel bir gün.Rabbim ellerinizi boş çevirmesin dilerim,ve nice böyle hayırlı günlere ulaşabilmek dileğiyle...

Related Posts with Thumbnails