çalışan anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çalışan anne etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Tempo,Tempo...

Cık...
Yazmak gelmiyor içimden;
İçimi boşver,fırsat bulabiliyor muyum ki???
Girdim bir sarmalın içine, dönendikçe ışığı görmek yerine kaosun merkezine yerleşiyorum iyiden iyiye...
Yoğunum yine;deli gibi hemde,
Başımı kaşıyacağım da, başım nerde onu bile unuttum desem...
Gece, gündüz karıştı yine birbirine...
Ramazan,işe yeni başlamanın getirdiği stres,yoğunluk ve huzursuzluk ortamı,sıcakların verdiği ekstra bunaltı,gece yarısı eve dönüşler...vs vs vs...
Ev desen darmaduman,düzen müzen hak getire..
Bir de üstüne çocukların tekrarlanan hastalığıda eklenince çık çıkabilirsen işin içinden.
Tamam dağına göre kar veriyor da;
Limit artırımı talebimde olmadı ki bugünlerde...
Şükür şükür,bin şükür...
Ne kaldı şunun şurasında tatile :)
Ver elini deniz,kum,güneş stres mi kalır geride...
Bir ses vereyim dedim,uğramaya çalışırım yine...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Not: Bu arada 3 gün önce koskoca 10 yılı doldurmuşuz da caaaanım Neco'mla, gözümüz görmemiş bile birbirimizi :(  Böyle mi olacaktı 10.cu yıl karşılamamız..Vah bizeee...
.
Sevgimiz daim olsun,hep böyle omuz omuza olalım da gerisi gereksiz telaşe dimi blogcum :)

26 Temmuz 2012 Perşembe

Mesai Başlıyor...

Yine yeni bir başlangıç,
Yine yeni handikaplar,
Yine yeni deli tempo,
Yine yeni kalp çarpıntıları,

Ve herşeyin hayırlısı...

1 Nisan 2011 Cuma

Yazmak ya da Yazamamak...

Kaynak:Bilim ve Teknik Dergisi
Uzuuunnn zamandır yazmamışım,tam 15 gün olmuş.
Blogların kapanması herkeste olduğu gibi beni de olumsuz etkiledi maalesef.
Tam hızımı almış ilerliyordum ki,birileri frene bastı,duvara tosladım,ondan sonra da kendime gelemedim bir türlü.Yazma şevkim kaçtı.Bir yığın güzel birikimler oluştu ancak onları satırlara dökmeye elim yetmedi nedense...
Yoğunum ayrıca,oldukça yoğun.İş yerinde olağandışı gelişmeler süregitmekte, önümüzdeki günlerde sürpriz gelişmeler olabilir.
Yoruluyorum çok...
İşte ayrı tempo,evde zaten her dem ağır işçi...
Bu ağır temponun yükü bedenimi zorlamaya başladı artık.
İşyerinde harcadığım mesainin ardından eve dönerken "şöylee ayaklarımı uzatıp bir müddet dinlenmek,ardından sıcacık bir duş alıp kendime gelmek,peşi sıra mutfağa geçip keyifle akşam yemeği hazırlamak,ardından sakin sükun oturup tadını çıkara çıkara yemek yemek,peşinden koltuğa yayılıp nefis bir kahve eşliğinde kitap okumak,sonrasında rehavete kapılıp koltukta sızıp kalmak" gibi oldukça gereksiz ve saçma!!! hayaller kuruyorum ,peşi sıra silkelenip kendime geliyor neden sonra asli görevlerimi hatırlayıp,başımın üstünde gezinen hayal bulutcuklarını tek tek dağıtarak,yüzümde düşlediklerimden sebep biçare bir ifadeyle eve varıyorum.
Çocuklar gelene kadar evdeki sükunet beni biraz oyalayıp kandırmaya çalışsa da,onların gelişiyle kaos çemberinin merkezinde buluveriyorum kendimi.Beynim başka,uzuvlarımın her biri başka başka yönlere dağılsalar da toparlamaya çalışıyor lakin ara ara okun yaydan çıkmasına engel olamıyorum.Bazı zamanlar-ki çoğu zaman-beni(bizi)o denli zorluyorlar ki kapıyı çarpıp çekip gidesim geliyor o dakka.Söylenip duruyorum kendi kendime mantıksızca,aptalca...Herşey batıyor bana,inanılmaz rahatsız ediyor her detay o anlarda.Sevgiyle yanıma yanaşsalar bile sakinleşemiyorum yazık ki.

Uyuyana dek bu böyle sürüp gidiyor.Ne zaman uyuyorlar o zaman "azcık daha sabırlı olamaz mıydın,ne vardı bu kadar gerecek,hem kendini hem çocukları?" diye iç hesaplaşma nöbetlerini tutuyorum.Hergün kendime söz veriyor,her kaos ortamında verdiğim sözlerden süratle cayıyorum.Böyle olmasını hiç arzulamıyorum,hemde hiç.

Huzur olsun istiyorum,sükunet olsun istiyorum,en büyük gürültümüz mutluluk cıvıltıları olsun istiyorum...

Çok şey mi istiyorum?


4 Şubat 2011 Cuma

Çocuklar babalarıyla evde,anne işte ise...

YA geçtiğimiz cumadan beri,okulun bir hafta kapalı olması münasebetiyle evde istirahatte.
Hafta sonundan itibaren,benimde eğitimde olmamdan ötürü,baba evde 3 bücürle beraber.Cumartesi pazar babaanne ve kuzende bizdeydi fakat hafta başından beri tek başına 3 çocukla kamp halinde.

İkizlerle normalde annem ilgileniyor,YA kreşte zaten,ama böyle tatil günlerinde,annemin süper güçlere sahip olmadığı gerçeğinden yola çıkarak,üçüncü veledide başına bırakamayacağımdan mecburen başka bir formül üretme yoluna gidiyoruz.

İşte bu çözüm,Neco'nun evde onlarla birlikte bir hafta geçirmesiydi.Bu sayede,çalışma hayatına dönmeden önce evde geçirdiğim 3 senenin vehametini bir nebze olsun kavrayabilecekti.Bir taşla iki kuş;)
Neco,kendi işini yaptığından izin gibi bir problemimiz yok şükürler olsun.Böyle durumlarda joker olarak devreye girebilmesi her aşamada hayatımı kolaylaştırıyor neyse ki...

Aslında,"en azından birini anneme bırakalım,üçüyle birlikte başedemezsin" dememe rağmen,cengaverlik yapıp "yok,gerek yok,ben hallederim" demesi takdire şayan.Kahvaltılarını eksiksiz hazırlamış(portakal sularıda dahil),öğlen meyvelerini,yemeklerini yedirmiş,sütlerini içirmiş,hatta bahçeye bile çıkarmış.Hatta hatta akşam yemeklerini de hazırlamış.Valla tek cümleyle özetlersek;şapka çıkartılır bu performansa diyorum,başka da bişey demiyorum.
Helal olsun aşkım...

Dün doktordan YA için randevu almıştı Neco.Geniz etinden şüpheleniyorduk nicedir.Ağzı açık ve horlayarak uyuyordu nitekim.Doktor kontrollerinde de muhtemel olduğunu söylüyordu doktorumuz.Ama röntgen falan çekilmemişti şimdiye kadar.Birde bizim bademciklerimiz normalden biraz daha iriymiş.bu da sıkça enfeksiyona sebebiyet verirmiş,öyle de nitekim.Hazır tatilde iken götürelim,emin olalım dedik.Röntgen çekilmiş ve şüphe gerçeğe dönüşmüş.
"Geniz eti var,ameliyat olması gerekir ama önce ilaç kullanmayı deneyelim küçülme olursa ameliyata şimdilik gerek kalmaz,olmazsa o zaman ameliyat etmemiz şart" demiş doktor.Şimdi Fizyosol isimli bir burun spreyi kullanmaya başladık,rahat nefes almasına ve burnun normal fonksiyonlarını yerine getirmesine yardımcı oluyor.

Umarım ameliyata hiç gerek kalmaz.

Hastane çıkışı biraz gezinmişler baba oğul.Sonrada sinemaya gitmişler."Ayı Yogi" isimli filmi ikisi de pek bir keyifle izlemişler.Neco mu daha çok eğlenmiş,YA mı karar veremedim.Ohhh pek iyi olmuş ikisi içinde.
Akşamında da,çok yakın arkadaşlarımız olan Sibel ve Zeki'lere ev gezmesine gittik.İkizleri annemden almadık,tek çocuklu hayata birkaç saatliğine geçiş yaptık,annem sağolsun;)

Bu ara canımı sıkan çok önemli ve elzem bir konu var lakin onu akşama anlatsam daha iyi olacak...

16 Ocak 2011 Pazar

Anne hasta...

Çoookk hastayım çookkkkk.
Öksürmekten içim dışıma çıktı.Hiçbirşey yiyemiyorum,ellerim kollarım titriyor halsizlikten.
Buna mukabil,
Yarın gidilecek bir iş,akşamında dönülüp yemek yapılıp derlenip toplanacak bir ev,
en mühimi benden mazeretsiz ilgi bekleyen 3 tane yavru var.
Neyleyim ben şimdi???

6 Ocak 2011 Perşembe

Yoğun bir iş günü ve çatlak bir kadının anatomisi...

Yoğun bir gündü bugün,dolayısıyla yorucu. Çalıştığım sektör itibariyle, stresin eksik olmadığı,algılarınızın her daim açık olması gerektiği,pratik düşünme yeteneğinden nasibinizi fazlaca almış,taş gibi,kaya gibi sinirlere sahip olmanızı gerektiren bir iş benimkisi.

Hizmet Sektörü...
Ne yapsanız memnun edemezsiniz ademoğlunu bir türlü.Ağzınızla kuş değil,kuş sürüsü tutsanız bir mazeret bulurlar muhakkak.Nankör bir milletizdir ya zaten.40 gün kusursuz ol,41.ci gün sorun çıksın,bir kalemde silerler geride kalan 40 günün emeğini.Bir Allah razı olsun diyen çıkmaz yani...
Koşturmacası boldur,PC başında oturduğunuz dakikalar sınırlıdır.Hop bir aşağıda hoooopp bir yukarda,temposu ağırdır kısacası.Telefonum hiç susmaz,hatta öyle ki aynı anda hem özel GSM,hem iş GSM hemde sabit şirket telefonuna koşturmuşluğum vakidir.Plansız programsız aniden çıkar işler kimi zaman.
Güvenirler ya bize halledeceğimizden ötürü,nitekim geliriz üstesinden de şükür ki.Atraksiyonu bol ama keyifli bir iştir lafın özü.

Güne merkezden istenen acil bir iki evrağı hazırlamakla başladım.Kahvaltıya geç oturdum bu nedenle.Ama adam akıllı bir kahvaltı yaptım sonunda,her sabah böyledir gerçi.Bal tutan parmağını yalar misali.Söğüş domatesler,salatalıklar, peynirler,poğaçalar, yanında da tereyağ ve bal eşlik etti mi ımmhhhh günün kalanına yetecek enerjiyi kahvaltıyla depolar hale gelirim her sabah.Taze demlenmiş çayı unutmadan ekleyivereyim.Olmazsa olmaz...Sabah içmesem akşam başıma vurur o denli sever sayarım çayı.

Nerde kalmıştık,efendime söyleyim bu şahane kahvaltının ardından günlük rutin evrak işlerine göz attım biraz.Sonrasında özel bir öğle yemeği organizasyonu vardı bugün için,onun hazırlıklarına göz attım,eksik gedik bişeyler var mı?servisler açılmış mı?Yemekler ne alemde?bakındım bir süre.11:30 gibi fabrika personelinin öğle yemeğine iştirak ettim ki bu yaklaşık 2 saat kadar süren bir maratondur.13:30 gibi -vukuatsız geçtiyse şayet,derin bir nefes alırsınız...
Peşi sıra bugün planlanan bir eğitime katılmam gerekiyordu taaaa Koşuyolu merkez ofiste.Tam yemeğimi yiyip çıkmayı planlıyordum ki, muhasebeden gelen bir telefon üzerine epey kafa yormam gereken bir mevzu tam 45 dakikamı alınca ,15:00 te başlayacak eğitime geç kaldığımı farkedip panikledim.Apar topar bir sandviç hazırlatıp 15 dk kala şirket aracıyla eğitime katılmak için yola koyuldum.Çalıştığım birim Tuzla'da,Koşuyoluna gitmek nerden baksanız bir 40 dakikanızı alır,heleki toplu taşımayla falan gidecek olursanız vay halinize,tıngırı mıngırı 1 saat mi olur 1,30 mu 2 mi siz hesap edin.Neyseki şirket aracıyla 25 dk gibi bir zamanda ofise ulaşmayı başardık.Ama paniğe hiç gerek yokmuş zira gittiğimde salonda tek tük insan vardı.Benim gidişimin ardından bir 15 dk sonra başladı eğitim.

Konusu: İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği...
Danışman firma tarafından verilen,oldukça verimli geçen yaklaşık 3,5 saatlik eğitim sonunda sertifikalarımızı aldık ve 19:15 gibi ofisten ayrıldık.O saatte Kadıköy gibi bir yerden eve dönüş hiç kolay olmayacaktı haliyle.Ama uyanık hatun ben;) bir yolunu bulup dönüş için kendime uygun bir vasıtanın içine atıverdim kendimi.(otostop falan yapmadım yanlış anlaşılmasın,katılımcı arkadaşlardan birinin(sadece ismen tanıdığım)  aracına yamayıverdim kendimi.Ne yapayım,çekilir mi onca yol,akşamın o vakti,trafiğin en civcivli zamanında hemide toplu taşıma araçlarıyla...
Ooooo düşüncesi kabus..
..
Neyseki bindiğim aracın sahibi iş arkadaşım(ee artık arkadaşım oldu dimi)yolumun üstünde oturuyormuşta sıcacık,konforlu konforlu ulaştım evime.Teşekkürlerimi borç bilirim kendisine...

Eve geldim ki daha kimsecikler yok evde.Saat olmuş 8.Hiç yemek yapasım falanda yok,onca yorgunlukla ne yemeği,bir yardımcı şart bu eve,Yeni yıl dileklerime bunu eklemeliydim nasıl ihmal ettim kızdım şimdi kendime.Neyse bir kaç gün tehirle duyulmuştur yukardan sanırım :)

Şükür ki eşim ve çocuklar aç gelmemişler eve.Eşim,eğitimim olduğunu bildiğinden,oğlanla dışarda yiyip gelmişler.Ohhhh dedim derinden,meyve faslıyla bitiririz bu akşamı,erkenden de yatarız...

Ama manyaklığın doruklarında gezen bu hatun,her gece ,günlük postunu yazmaya azmedip 3 lere kadar oturur sabahında da 7,30 da spatula ile yataktan kazır kendini de akıllanmaz bir türlü...

Bu gece kararlıyım 01:30 da girmiş olacağım yatağa.Bünyeye bu kadar zulüm yeter dimi ama???

Uyu artık be kadın!!!


27 Aralık 2010 Pazartesi

Uzuuunca bir aranın ardından...


İşle ilgili olağandışı gelişmeler nedeniyle epeydir ihmal ettiğim bloğumuzu yavaş yavaş hayata döndürmenin zamanıdır artık.
Aslında hala çok yoğun,hatta ay sonu,yıl sonu olması sebebiyle ultra yoğun günler geçirsem de,bir şekilde,çok sevdiğim meşgalemi de daha fazla sekteye uğratmamak adına,kendimi zorlamaya karar verdim diyebilirim.

İşle ilgili gelişmelerden az biraz bahsetmek istiyorum öncelikle;
Artık o tadına doyulmaz sabah sefalarım yok maalesef.
Sabah 08:05 gibi çıkıyorum evden.08:15 gibi servise biniyor 08:25 gibi işyerinde oluyorum.Full yoğun bir mesainin ardından 17:30 da çıkıyorum,18:00 de evdeyim.Erken saatte evde olmak tabi işin iyi tarafı.
Bazen iş çıkışı büyük kuzuma sürpriz yapıp ben alıyorum okuldan.Sevinci görülmeye değer.Galoşlarımı takıp ansızın giriyorum sınıfa ve arkadan ellerimle kapatıp gözlerini,önce şaşkın sonra mutlu haline tanık oluyorum heyecanla.Hemen alıp gitmiyorum okuldan sınıfta arkadaşlarıyla beraber oyun oynuyoruz bir süre,hem arkadaşlarıyla ilişkisine şahit oluyor hemde hepsiyle ortak birşeyler yapıyor olmanın hazzını yaşıyoruz hep beraber.Sonra bazen ikimiz yürüyüş yaparak(Allahtan okul evimize 15 dk yürüme mesafesinde) bazende babamızın bizi gelip almasıyla evimizin yolunu tutuyoruz.

İşle ilgili ikinci detayda sorumluluğumun artmasıyla ilgili.Beraber çalıştığım arkadaşım proje değişikliği yapınca onun görevine ben getirildim.Ben şef o müdürdü dolayısıyla artık müdür olan ben olunca sorumluluklarımda arttı ve işe gireli 3 ay gibi kısa bir süre olduğundan(9 sene deneyimim olduğunu vurgulamak isterim)şirkete ve işe uyum süreciyle beraber epey yoğun ve yorucu oldu haliyle.
Neyse buna da alışıyor bu bünye,nelere alışmadı ki...

Çocuklarla ilgili gelişmeler ise;
Büyüyorlar işte,bazen dibine kadar,bazende hiç farkında olmadan yaş alıp gelişiyorlar.Diyaloglar şahane.Öyle replikler var ki bazen not edeyim de buraya da yazayım diyorum ama ihmal ediyor sonra da unutup gidiyorum.
Ama dün Yamaç'ın yolda yürürken ansızın,hiç alakasız bir şekilde sarfettiği bir cümle vardı ki hala kulağımda çınlıyor:
-"Anne keşke sen işe gitmesen,ben okula gitmesem,babam işe gitmese,kardeşlerim anneanneme gitmek zorunda kalmasalar,hep beraber evde otursak,hep beraber vakit geçirsek ne güzel olurdu dimi?"
-"Gerçekten böylemi düşünüyorsun oğlum?Daha mı mutlu olurdun bu şekilde" dedim.
-"Evet" dedi.
Yetmiyor,çocuklara bu kısıtlı vakit yetmiyor ne yazık ki.İstiyorlar ki her an yanlarında olalım,hep sarıp sarmalayalım ama olmuyor işte.Hayatın çarkı bu şekilde işliyor ve karşı koymak çoğu zaman imkansız.
Okulla ilgili sıkıntımız yok aslında,gayet keyifli ve uyumlu bir şekilde devam ediyoruz şükürler olsun.Hatta öyle ki hasta olup göndermediğimiz günlerde "ben okula gideceğim" diye tutturuyor çoğu kez.

Okul demişken;
Bu sabah veli toplantımız vardı,ama bu kez okulda değil semtimizin şık bir restaurantında 2 saat süren bir kahvaltı eşliğinde.Geç kalınmış ama şahane bir fikirdi,bu vesileyle teşekkür etmek isterim "Deniz Yıldızları Anaokulu"yetkililerinede.Oğlumun arkadaşlarının velilerini tanımak ve onlarla güzel sohbetler etmek ayrı bir keyif oldu benim için.Tabi sohbetimizin tek odağı vardı ÇOCUKLAR.Zaten anne olduktan sonra artık sohbetlerimizin ana teması hep onlar değil mi?
Yamaç'ın okul durumuyla ilgili zaten hep bilgi alıyordum öğretmenlerinden gerek yüzyüze ,gerek telefon yoluyla ama veli sıfatıyla katılıp topluluk önünde duymanın ayrı bir hazzı varmış,bunu da yaşamış oldum canım oğlumun sayesinde.İngilizce dersinde oldukça başarılıymış,hatta sınıfta en iyi,en meraklı,en ilgili öğrencilerinin Yamaç olduğunu söylemeleri çok mutlu etti beni.Halbuki evde kelime çalışırken sorduğum sorulara anlamsız cevaplar vermesi beni endişendiriyordu epeyce.Ama çocukların huyudur ya bu,üstüne düştükçe işi şaklabanlığa verir,ukalalık taslarlar.Akılları sıra "bana birşey öğretmeye çalışma sen giderken ben geliyordum" mu demeye çalışıyorlar acaba?
Daha neler göreceğiz bakalım...

Şimdilik bu kadar,ilk fırsatta kaldığımız yerden devam;)

24 Aralık 2010 Cuma

Operatör diyor ki...

Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor,zira öyle bir temponun içindeki,dünya dönüyor mu?,takvim neyi gösteriyor? farkında değil...
lütfen daha sonra tekrar deneyiniz..

12 Aralık 2010 Pazar

Ses 1..2...

Yoğunum,fırsat bulamıyorum...
İşle ilgili hızlı değişimler,gelişimler yaşıyor,bunlara uyum sağlamaya çalışıyorum.
Evle iş arasında mekik dokuyor,ikisinide dengede tutmaya,aksatmamaya özen gösteriyorum.
Çocuklar hasta oluyor,iyileşiyor,gelişiyor,değişiyor,gülüyor,oynuyor,her duruma çabuk adapte oluyorlar,bende hepsine birden,binlerce şükür ediyorum.

Yüzleri güldüğü için yüzüm gülüyor,yüzüm güldüğü için yüzleri gülüyor...
Yaradan'a teşekkür etmek için sebep çok,biriktirmek istemiyorum.

Çok özledim yakın zamanda döneceğim,umarım...
Şimdilik bir merhaba deyip,ses vermek istedim...
Hemen kaçıyorum...

2 Aralık 2010 Perşembe

Annelikten sınıfta kalınca...

Çalışan anne olup,yardımcı desteği olmaksızın,üstelik 3 tane çocuğa sahip olunca, insan her şeyi dört dörtlük yapamıyor maalesef.

Hele birde geç saatlerde eve dönüyorsanız,kalan kısıtlı vakte,bir çok şey sığdırılmaya çalışılınca,mutlaka bir yerlerde fireler veriliyor.Ya gelişigüzel hallediliyor yahut tamamen akıldan çıkıveriyor yapılacak işler.
Diğer ıvır zıvır işler neyse de,çocuklarla ilgili meselelerde yetişemediğim  ya da yarım yamalak gerçekleştirdiğim şeyler olduğunda,kendimi işe yaramaz,beceriksiz,sorumsuz hödüğün teki olarak duyumsuyorum.Belki bünyenin kaldıramayacağından çok işleri üstlendiğimden,ya da programlamada yaptığım hatalardan kaynaklanıyor bu eksiklikler fakat,ne olursa olsun,sonuçta nasibime düşen mahçubiyetten fazlasıyla gocunuyorum.

Örneğin,Yamaç'ın okulunda yayınlanan aylık bültenlerde,her perşembe,bir veliye,ikindi kahvaltısında yenilmek üzere servis edilecek,kek,pasta,börek,poğaça,kurabiye vs.tarzında,yiyecekler hazırlanması görevinin takvimini belirten çizelge gönderiliyor.Kasım bülteninde 2 Aralıkta sıranın bende olduğu belirtiliyordu.Yani tam bir ay öncesinden belliydi.Bende hafta sonunda, Yamaç'la birlikte markete gidip,yapacağımız mamalar için malzemeleri hazırlayıp dolaba istiflemiştim bile.Gel gör ki,aklı başından uçuuupp gitmiş avare Gönül,çoktannn kafasından silip atmış bu önemli ve ihmale gelmeyecek görevi.

Dün akşam,annemlerde çocuklarla boğuşurken,aklımın ucundan dahi geçmedi yarın öğlene okulda olması gereken sıcak sıcak poğaçalar.Dün o tokatı oğluma değil kendime atmalıymışım oysaki,uyanmak için içinde bulunduğum gaflet uykusundan.

Sabah 11:30 da çalan telefonla kendime geldim ama iş işten çoktaaann geçmişti.Bir de öyle güzel soruyorum ki "Bir sorun mu var Zeynep hanım?hayırdır" diye.Zeynep hanımda "Var ama çok büyük bir sorun değil"diyerek,benim salaklığımın üstünü kapamaya çalışıyor kibarca.

Durumu anlattığında,kendimi nasıl ezik,mahçup ve eksik hissettim anlatamam."Ikk mıkkk,kem küm,nasıl unuttum ben yaaa" şeklindeki dövünmelerim faydasız,ama karşımdaki ses beni çok iyi anladığını,böyle şeylerin olabileceğini söyledikçe,ben daha beter yerin dibine girip girip çıkıyorum.
Ne yapmalı,ne etmeli derken,dışardan hazır bişeyler alınıp,eş tarafından okula ulaştırılınca sorun çözüldü.

Ama bu durum,annelik karnemdeki, -sorumluluk sahibi,bilinçli,fedakar anne hanesinde,kırık notlar almamı engelleyemedi tabi...

22 Ekim 2010 Cuma

Ruhum formda...

Farkettim ki ben hakikaten çalışmayı özlemişim ve buna şiddetle ihtiyacım varmış.

Yaklaşık 3 yıldır ev istirahatine çekilmiş olan ben,bu durumdan ziyadesiyle yılmış,bezmiş,kendinden geçmiş ve hatta unutmuş buldum kendimi...

İşe başlayalı bugün itibariyle 22 gün bitti ve ben yavaş yavaş normale dönmemin sinyallerini veriyorum artık.

Mesela hergün makyaj yapıyorum aksatmadan,

Akşam oturdum bir güzel frenchimi yaptım mesela,

Haftada bir peeling yapıyorum -ki evde kaldığım 3 yılda 3 kezi geçmemiştir bu sayı,

Yoğurtlu ballı maskemi de itinayla uyguluyorum ve faydasını anında hissediyorum,
33 lük ben bir anda 23 lere iniveriyorum mesela:)

Rejime de devam,
hemde hiç olmadığım kadar iradeli,
tatlıların biri gelip biri giderken önümden,ben hıh diyip burun kıvırıveriyorum mesela,
hemde bennn ;)
58'i görmeden pes etmek yok,bilemedin 60 ;)

En önemlisi ruhen formdayım,

Mutluyum,huzurluyum,coşkuluyum,umutluyum.....

Uzuuunnn zamandır kaybettiğim optimist kişiliğime kavuşmak en büyük kazancım...

Sonbaharı sürerken mevsim,
benim ruhum ilkbaharın cıvıltısını,yeniden canlanışını,tazelenişini taşıyor iliklerine kadar...

Çiçek açıyorum kısacası...

Related Posts with Thumbnails