huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huzur etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Haziran 2012 Cumartesi

Lale Devri...

Tam da yarın 4.cü yılını dolduracağım 3 çocuklu yaşamımda ne denli zorlu aşamalardan geçtiğimi bir ben bilirim bir de Allah.Tek çocuk büyütüp "biz bir taneyle başedemiyoruz valla sana bravo" diyenler de anlıyor ahvalimden az biraz.Zordu, hem de pek çok zordu;dahası içinde bulunduğum halin bekası beni hepten ürpertiyor en derin depresyonların birinden çıkarıp diğerine sokuyordu.

Gaz sancılarının aman dinlemez çilesinden başlayıp,ağır emzirme,besleme,temizlik,uyku rutinleri;üç çocukla dışarı çıkmak isteyip daha çanta hazırlığında yorulup usanarak süregiden bezginlikler;eline koluna prangalar vurulmuş hissine sebep olan sorumluluk ve bağlayıcılık duygusu;ikiz bebek büyütmenin meşakkati;yanı sıra hali hazırda bebeklikten yeni çıkmış 2,5 yaşlarını süren küçük abinin ihmale uğramaması için verilen yıpratıcı mücadele-ki bu benim için sahiden en zoruydu-;çocuklar büyüdükçe sorunlarında ona paralel ilerlemesinin getirdiği güçlükler;hengamesi bol günler, geceler;aralarındaki gerginlikleri bertaraf etmek için sarfedilen deli tempo; psikolojik buhranların hayatımızın geneline yayılmış ağır etkisi vs vs vs...

Bu süreç içerisinde ailemden büyük destek gördüm;hala da imdat frenim olmaya devam ediyorlar.Eksikliklerini hiç göstermesin dilerim Allah.Fakat ne olursa olsun bu sorumluluğu layıkıyla kaldırmakla mükellef olan bir tek baş kahraman vardı;o da "Anne" karakteri, yani "ben";ve bu sorumluluk duygusu öylesine çörekleniyordu ki bedenime, altında ezilip lime lime olmaktan kurtaramıyordum kendimi sıklıkla...
Keşke ile başlayıp,gözyaşlarının eşlik ettiği nice isyan dolu cümleler kurarak kendime bolca sövdüğüm bu histerik süreç çok şükür ki artık geride kaldı;şimdi yerini, o hastalıklı düşüncelerin sahibine fazlaca bonkor ve affedici davrandığı kanaatine vardığım eşsiz nizam sahibi Yaradana hamd dolu,şükran dolu,minnet dolu günler aldı.Öylesine kararlıyor ki Mevla'm; eksiğin,kusurun,ihtiyacın,menfaatine olan ne varsa önüne sunuyor da sen- daha iyi bilirmişsin gibi- sunduklarını şer addedip isyan ediyor;gözlerini kör,kulaklarını sağır,kalbini mühürlü, zihnini bulanık tutup yüz çeviriyorsun tüm bu lütuflara...Ama O öyle bir kudret ki; sen yüzünü çevirsen de,asla kayıtsız kalmıyor senin gibi günahkara...

Şimdi bakıyorum da,ne büyük lütufmuş bana sundukları.Oğluma bir hem cins,bir de sevgi dolu kız kardeş göndererek O'na verip verebileceğim en iyi imkanı sunmuş altın tabakla.Hiçbir oyuncak,hiçbir etkinlik,hiçbir maddi olanak bu denli zenginleştiremezmiş O'nun hayatını.Ben ve babası bile...
Asabi,pimpirikli,tahammülsüz,tezcanlı,maymun iştahlı,sağduyu yoksunu,dediğim dedik beni, öyle güzel hizaya soktu ki sonradan aramıza katılan bu iki velet,törpüledi sanki tüm sivriliklerimi,çapaklarımı,kusurlarımı...Tek çocuğu bile layıkıyla büyüteceğime kanaat getiremezken, üç çocukla sınadı,otadı,onardı bütün arızalarımı.Daha az özürlü oldum bir çok konuda sayelerinde.Terbiye ettiler nefsimi bir şekilde...

Şimdi herşey daha bir yolunda bin şükür.Abileri kardeşsiz,kardeşler birbirlerinden habersiz yaşayamaz hale geldiler.Biz de O'nlarsız tabi...Eskiden, en azından birini anneme yollasam da azıcık nefes alsam derken, şimdi o eksiği uzuvlarımdan eksilmiş görüp canımın acıdığını hissediyorum.YA kardeşleri olmadan hiçbir plana dahil olmak istemiyor.Misal; YA'yı alıp kız kardeşime gitme programımı kendisine söylediğimde "kardeşlerim ne olacak?" diye sordu ilkin.Ben  "Onlar babanla kalırlar bir gün " dediğimde: "Hayır,ya Onlar da gelsin,ya da gitmeyelim" cevabını vermesi aralarındaki bağın ne denli güçlü olduğunun en güzel örneği...
Üç kardeşin beraberken attığı neşe dolu kahkahalara şahit olmak, dünyada yaşayacağım en eşsiz mutluluk anları nazarımda.

Bu aralar anneye her konuda yardımcı olmaya başladılar ki,bu da benim için ayrı bir keyif sebebi.Misal;masa hazırlanırken yardım için yanımda bitivermeleri,her işlerini kendileri görmeye çabalamaları,beni iş yaparken gördüklerinde üzülüp işin ucundan tutmaya çalışmaları...

Anne-baba olarak bizi en çok sevindiren gelişmelerden biri şu ki;
Artık gece çocukları uyutma,masal okuma işini evin abisine devretmiş bulunmaktayız.Okumayı öğrenen YA bir gece ansızın "kardeşlerimi bu gece ben uyutabilir miyim anne?" talebinde bulundu."Hadi bakalım,uyut" dedik.Önce kıkırdaşmalar,gülüşmeler peşisıra abinin direktifiyle gelen sessizlik,ardından YA'nın ağır tempoda okuduğu hikaye ve 10 dakika sonra zafer kazanmış komutan edasında yanımıza geldi YA."Uyudular" dedi gülümseyerek.Biz de keyiften dört köşe birbirimize bakındık Neco'yla.Şimdi her gece bu şekilde devam ediyor uyku rutinimiz.Onlar mutlu,biz Onlardan da mutlu...

Hele birkaç gün önce YA ile yaşadığımız şu sahneler "vay beee" dedirtti bana...
Gecenin bir vakti halıdaki lekeler gözüme battı ve su hazırlayıp halıyı silmeye giriştim.Canhıraş biçimde debelendiğimi  gören YA:
"Annecim sen yorulma ben silerim" dedi,
"Teşekkür ederim oğlum,ben hallederim" dedim.
"Ama yoruluyorsun,üzülüyorum seni böyle görünce" diye devam etti,
"Kuzum benim,bitecek birazdan sen sıkma canını" diye gülümsedim.
Bir müddet sustu,sonra tekrar ama bu sefer ağlamaklı:
"Anne bırak lütfen,çok yoruldun,sonra bizimle oyunda oynayamazsın,üstelik gürültü yaparsak sinirlenirsin.Hadi bırak bende sana kahve hazırlayayım" dedi bu kez.
Pek hoşuma gitti bu hali.
"Tamam oğlum,hadi getir bakalım kahvemi" dedim ve sahiden de beş dakika sonra sıcacık kahvem elimdeydi.
Bu anları yaşamak bir anne için çok duygulu ve mutluluk verici.Yavrularının bu denli hassas ve hisli olmaları ise ayrıca memnuniyet sebebi.Yine ve yine ve her daim şükürler olsun bu sebepleri önümüze serene...

Lale devrini yaşıyor anneliğim,darısı tüm annelere...

26 Mart 2012 Pazartesi

Huzura er(iş)ebilmek...

Her geçen gün biraz daha ayırdına varıyorum ki;
Yaşımla ve yaşanmışlıklarımla birlikte,huzurumda artıyor aynı oranda...

Belki; ne istediğimi bildiğim ve beklentilerimi kısıtlı tuttuğumdan,

Belki; huzura bakış açımın geçirdiği inanılmaz evrimden,

Belki; yaş aldıkça dinginleşen,olgunlaşan,dizginlenmesi kolaylaşan ruhumdan,

Belki; mutluluğu kovalamak yerine,aslında gözüme gözüme sokulan binlerce mutluluk nedeninin nihayet farkına varabilecek kemale erdiğimden,

Belki; ben bu farkındalığa erişip,verdikleri ve vermedikleri için bolca şükür ettiğimden Yaradan'ın beni başka güzelliklerle ödüllendirmesinden,

Belki;en büyük huzurun kalabalık bir aile,mutlulukla cıvıldaşan ve birbirine sevgi bağıyla sıkı sıkıya kenetlenmiş çocuklar,etrafımızda bizi çepeçevre saran harikulade dostlarımız ve iyi günde,kötü günde nefesim kadar yakın duyumsadığım ve dahi nefesimden öte, anne-baba ve kardeşlerimin varlığının bana verdiği muazzam duygulardan...

Sebebi belki biri,belki hepsi ama huzurluyum işte;

Hem de şimdiye dek hiç hissetmediğim kadar derinden duyumsadığım bir biçimde...

Yoksunluklarım,sahip olduklarımdan daha fazla belki bugünlerde;fakat ben o yoksunlukların aslında ne çok şeyi var ettiğine,yoksunluklarımın beni yoksullaştırmadığına,bilakis hayatıma kattığı renklerle ne denli zenginleştirdiğine mutlulukla tanık oluyorum.

Hayatla olan kavgamı  bitirdim çoktandır.Bıraktım,bana rağmen değil,benimle aksın hayat.Yolumun üzerindeki taşların değil,yolun kıyısındaki minik papatyaların ayırdındayım nicedir.Kara kışı değil,tazecik baharı yaşıyor gönlüm.Gözüm yükseklerde değil,elimin erişebildikleriyle mutluyum.

Yoksunluklarım acıtmıyor canımı eskisi gibi;yoksun bırakılmadıklarıma şükretmeyi ve bununla mutlu olmayı bahşettiği için daha bir umutla ve minnetle hamd ediyorum yüce "eser sahibi"ne...


Bir pazar günü, karı-koca çimlerin üzerine uzanıp,karşımızda birbirlerinden başka kimseye ihtiyaç duymadan neşe içinde koşuşturan çocuklarımızı izleyerek,arada termostan doldurduğumuz sıcacık çaylarımızın,bir çift dost sohbetiyle eşlik ettiği basit hafta sonlarının tadını,son derece nezih ve komplike programlanmış hafta sonlarına tercih edebilmek huzur sebebi benim için bugünlerde...

-------------------------------------------------------------------

Zaruri ekleme :)
Neco'nun,"ben bu yazının neresindeyim?" serzenişine binaen,verdiğim yanıttan tatmin olmadığından bu eklemeyi şart gördüm:
Sen bu yazının da,hayatımın da merkezindesin aşkım.Huzurumun en büyük nedenlerindensin,biliyorsun dimi???

14 Aralık 2011 Çarşamba

Çift kişilik yatakta 5 kişilik huzur...

Dün akşam annemlerdeydik.
Çocukların "biraz daha kalalım" şeklindeki çetin ısrarları sonucu  saat 22:30 gibi kalkabildik ancak.
Eve vardığımızda uyku öncesi rutinlerini gerçekleştirip her zaman ki gibi daldık bizim ebeveyn yatağına.Bu kez bizde girdik yanlarına.

Çift kişilik yatak,limitlerini fazlasıyla aşıp 5 kişiyi bastı bağrına.



Çocuklardan biri "anne benim yanımda yat" diyor, diğeri "hayır benim".
Öbürü eksik kalır mı?

Üçe nasıl bölünsün anne?Hangi birini memnun etsin?Çaresiz,sağ yanına birini aldı,sol yanına diğerini.Üçüncünün de elini tutarak almaya çalıştı gönlünü.İçime sokarcasına hissettim sıcaklıklarını her birinin.Onlarda hissetmiş olacaklar ki, huşu içinde hemencecik geçiverdiler uykuya...
Gülümseyerek baktım halimize,huzur kapladı içimi.

Yatağın diğer başında yatan Neco'ya seslendim sonra:

"10 sene önce iki kişi girdiğimiz bu yatakta,şimdi beş kişi yatıyor olmak nasıl bir duygu?" diye,

"Huzur bol ama biraz konfor eksik " dedi :)

Ruhsuz adam!!!

9 Aralık 2011 Cuma

Bugünden...

Kaynak:www.bengigencer.com
Güne güzel uyandım bu sabah.

08:30 du saat.Yatak odamın içi ışıl ışıldı.Güneş odayla beraber içimi de ışıttı.Yapraklar dökülmeye başladığından beri,odam güneş görmeye başladı şükürki.1.ci katta oturduğumuzdan, yaz geldiğinde bahçedeki ağaçlar iyice coşunca pencereyi tümden  kaplıyor, dolayısıyla güneşin eve süzülmesini engelliyordu.Kasvetli havanın ruhuma yansıttığı menfi duygulardan mütevellit, hazetmem hiç karanlık sabahlardan.Özellikle güne uyanışlarda daha baskındır bu duygu bende.Nasıl başlarsan öyle devam edersin ya hani,o hesap.Günü karamsar duygularla karşılarsam  şayet,bu his akşama dek eşlik eder bana ve dolayısıyla aileme.

Dün akşamdan,sabah kahvaltıyı kendisinin hazırlayacağını önceden haber vererek beni berhudar eden sevgili beyim:) dediğini yapmış ve kalkıp hazırlıklara girişmişti bile.Çocuklarda uyanmış,dolanıyorlardı evin içinde neşe ile.Her sabah TV açarlardı kalkınca önce,fakat Dijitürk bağlantımızda sorun var birkaç gündür,bu nedenle TV izlenmiyor evde.Pek de iyi oluyor bence,böyle de kalabilir diyeceğim  aslında lakin arada onları zaptetmek,hiç değilse yarım saat mola vermek amacıyla işime yaramıyor değildi hani.Hele ki cumartesi gününü 3 azgın veletle evde başbaşa geçireceğimi düşündükçe hafiften karabasanlar görmüyor değilim fakat park mark bir şekilde geleceğiz üstesinden o gününde.

Mutfaktaki tıkırtılar mest ediyordu beni,tadını çıkardım yatakta epeyce.Gerindim,bebekler gibi mayıştım,yeni değiştirdiğim nevresimlerimin mis gibi kokusuyla kendimden geçip yayıldım iyice.Prenses edasına bürünüverdim hatta ince ince.Unutuverdim bir anda külkedisinden hallice hallerimi, süzülüverdim bambaşka alemlere.Hakkımdı elbet;arada bir araba balkabağına dönüşüvermeden keyfini sürmek gerek böylesi anların.Neden sonra RU'nun yanıma gelip "tuvaletim geldi" deyişiyle döndüm aslıma.Ikına sıkına kalkıp beraberce banyoya geçtik.Yüzümü yıkayıp kendime geldim ve mutfağa yöneldim.

"Günaydın" dedim hane halkına.Kahvaltı hazırlanmıştı.Çocuklar için yumurtalar pişirilmiş,sütler ısıtılmıştı."Bize yumurta yok mu?" dedim."Bilmem yapmadım,diyettesin ya" dedi."Diyette olanlar yumurta yiyemiyorlarmıymış,atladım mı yoksa ben bunu?"diye sordum."Ne bileyim yemezsin herhalde diye düşündüm" diye cevap verdi.Kalktı tekrar yumurta pişirmeye gitti."Gerek yok,boşver" dedim ama dinlemedi.Bende peşinden gidip kendime otsu bir tabak hazırlamaya koyuluyordum ki,"hadi yaa ne yapıyorsun gitsene içeri" diye hafif ters bir çıkış yaptı."Hayırdır? gerginsin,kahvaltı hazırlamak ağır geldi sanırım,yapma istersen bir daha" dedim."Yok gergin falan değilim,her zaman hazırlamıyorum ya ne olacak" diye karşılık verdi.Ama son zamanlarda hayli gergin olduğu dikkatimden kaçmıyordu zaten.İşlerin yoğunluğu,hayat şartlarının ağırlığı,evdeki koşturmacalar yıpratıyordu O'nu iyiden iyiye.Biraz nefes almaya ihtiyacı olduğu aşikar;benimde,O'nunda...

Harala gürele yaptık kahvaltımızı.YA fazla hareketliydi yine.Kahvaltı boyunca poposunda kurtlar kaynıyormuşcasına bir sağa bir sola sürekli savrulup durdu.Dengesiz davranışlarıyla sabrımızı zorladı.Kah çatal yerine eliyle uzandı peynir tabağına,kah savruk hareketleriyle üstüne döktü aldığı lokmaları.Uyarılarımıza lakayt karşılıklar vererek iyiden iyiye gerdi bizi.Normalde lafını ettiğimde anında kendine çeki düzen verdiği "konuşmayacağım seninle" tehditimi bile dikkate almadı."kahvaltın bitti,doğru banyoya" diyerek derhal uzaklaştırdım O'nu sofradan.Fakat aynı zıvanalıkları orda da sürdürdü.Elinde diş fırçası,ağzında köpüklerle yanımıza geldi ve RU ve ZE'yi de ayartmaya çalıştı.Neco kalktı ve bir hışımla banyoya yöneltti hepsini.Üstünü giyerken maskaralıklarına devam etti kaldığı yerden.
"pijamanı katla oğlum"
"katlamıycamm"
"pantolonunu giy oğlum"
"giymiycemmm"
"Neden hep sizin istedikleriniz oluyomuş bakalım" diye de isyanını dile getirdi zibidi.
"Bizim istediklerimiz olmuyor ama canım,bak herşeye itiraz ediyorsun.Bundan böyle sen ne istersen bende aynını yapacağım.Herşeye hayır diyeceğim" dedim bende.
"Bilgisayarda oyun mu istiyorsun?-Hayır.Oyuncak mı istiyorsun?-Hayır.Parka mı gitmek istiyorsun?-Hayır,hayır,hayır,bundan sonra herşeye hayır" deyince,
"Bende sizin dediklerinizi yapmam o zaman" diye başa sardı tekrar.
"Zaten yapmıyorsun" dedim ve laf düellomuz böyle sürdü gitti...

Bazen tanıyamıyorum O'nu.Bambaşka bir çocuk olup çıkıyor.Çok inatlaşmayıp sakin karşılamak,kendi haline bırakmak lazım biliyorum ama bazen iyice geriliyor,bir temiz paylayayım istiyorum ne yalan.
Büyüyorlar,büyüdükçe sorunlarıda büyüyor ve ben bazen kontrolümü kaybedeceğim diye çok endişeleniyorum.
Büyüyorlar demişken;her geçen gün sergiledikleri farklı davranışlarla beraber sarfettikleri muzip cümleler hem şaşırtıyor hem de keyiflendiriyor beni.İşte onlardan bir örnekle gülümseyerek,keyifli hafta sonları diliyorum hem bize, hem herkese...

Dün akşam yoldayız,amcamızı ziyarete gidiyoruz.ZE birşeyler anlatıyor,arada RU ve YA'da ona müdahale ediyor.ZE'de "ama,ama" diye karşılık verince RU önce bir saniye düşündü ve, 
"Ama bakkalda" deyiverdi.
Çocukken kullanmaya alışık olduğumuz"Yağ bakkalda" lafını,"ya" ile başlayan ya da biten cümleler sarfettiklerinde birkaç kez O'nlara da kullanmıştık,ordan aklında kalmış olacak.Her lafa "ama" ile başlayan itiraz cümleleriyle karşılık verdiklerinde ise "aması maması yok" diyorduk arada.RU bu ikisini  harmanlayıp böyle bir cümle çıkardı ortaya.Koptuk resmen...

Eğlence için çok malzeme çıkar bunlardan çoookkk...

7 Aralık 2011 Çarşamba

Çocuk İçin Mutluluk...

Yine ve yine anladım ki,


Çocukları,öyle tonla paralar harcayarak fazla kompleks etkinliklere dahil edip memnun etmeye çalışmak nafile bir çaba.


Elbet ufuklarını açmada katkıları muhakkak lakin, 


Yalın,kendi hallerinde,yönlendirilmeden,hazır olanı sunmadan, kumandanın tamamen onlarda olduğu (güvenlik müdahaleleleri dışında) en basit etkinlikler,O'nları en çok mutlu edenler değil mi?


Ver eline kovayı küreği,


götür oksijeni,ışığı,güneşi,eğlencesi bol bir parka


hem paranız cebinizde kalsın,hem keyifli yürüyüşler yapın,


Hem bol bol anı biriktirin,




hem bolca huzur eşliğinde sakin sükun kafa dinleyin ebeveyncek,

Moda'da sonbahar...

hem de O'nlar ziyadesiyle mutlu olsun.


Gün bitiminde;yorgun ama mutlu ve huzurlu bir ifade ile dönün evinize.


Daha ne istenir ki zaten...

7 Eylül 2011 Çarşamba

En Büyük Abi Bizim Abi...

Dün gece sabaha kadar uyumayıp,ellerim kızarana dek alkış tutarak bu tezahüratı yapasım vardı,
Hiç abartısız.
Neden mi?
Öyle bir sahne yaşandı ki bizim evin ikiz yatak odasında,keyfime keyif,huzuruma huzur kattı.

Dün akşam,bayram tatilinde şehir dışında olan dayımızın canının fena halde bizi çekmesinden mütevellit,ısrarlı davetine kayıtsız kalamayıp evini ziyarete gittik.

Dönüşte saatin uyku zamanını çoktan geçmiş olması hasebiyle,alel acele pijamalarımızı giyip,sütlerimizi içtikten sonra dişlerimizi zoraki fırçalayarak geçtik yatağımıza.

Yapılan kitap okuma pazarlığı sonucu bu gece ki paylaşım:
YA'ya ben,RU ve ZE'ye babaları okuması şeklindeydi.

Ben hazırlığımı yapıp(bir yandan da makinaya çamaşır doldurmakla meşguldüm) işimi bitirdikten sonra odalarının kapılarına vardığımda bir de ne göreyim;

Canımız kanımız bir tanecik abimiz,almış eline kitabı ve kurulmuş kardeşlerinin yatak odalarındaki sandalyeye başlamış bir güzel masal okumaya.
"Bu gece kardeşlerime ben okumak istiyorum anne"dedi,
"Tabi memnuniyetle oğlum"dedim.
Nasıl mutlu oldum,nasıl duygulandım kelimelerle tarifi yok.

Hemen duyduğum memnuniyeti dile getirip,bu gece,sayesinde daha az yorulacağımı ve iyi ki kendisinin var olduğunu,kardeşlerinin de bu işten çok keyif alacağını taraflarınca da onaylatıp çıktım odadan ve geçip kendi odama dinlemeye başladım masalını.
Acaba yarıda bırakıp sıkılıp çıkacak mıydı yoksa sonuna dek tamamlayarak,onları uyutup öyle mi geçecekti kendi odasına???

Şişşşşşştttt sessizce bekleyip görelim...
(Aynen kendi kurduğu cümleler ile)

"Bir varmış bir yokmuşşş,evvel zaman içinde tavşan Rabbit adında bir tavşancık varmış.Birgün sinemaya* gitmek istemiş.Sinemaya giderken yolda arkadaşları inek Meşiş ve Moşuş'u görmüş(isimleri söyledikten sonra hoşlarına gitmiş olacak ki kıkırdıyorlar beraberce).Meşiş ve Moşuş tavşan Rabbit'e nereye gittiğini sormuşlar.O da sinemaya gittiğini ve kendisininde onunla beraber gelmek isteyip istemediklerini sormuş.Onlar da gelmek istediklerini söylemişler.Yolda giderken diğer arkadaşları horoz,eşek,kedi ve ördeğide görmüşler (bunların herbirinin ismi varmıydı onu anımsayamadım maalesef) onlarda kendileriyle gelmek istemişler.Ve hep beraber sinemaya gidip çooookkk eğlenmişler.Dönüşte yolda çiçek toplamışlar,ama çiçeklerden "biri ne olur beni koparma yoksa canım çok acır hem benim annem babam ve kardeşlerim var bana zarar verirsen onlar çok üzülür demiş"(ben genelde bitki ve hayvanlara zarar vermemeleri gerektiğini öğütlerken bu yöntemi kullanıyordum,kulağında yer etmiş demek ki) Onlar da koparmaktan vazgeçmiş.Çiçek çok mutlu olup teşekkür etmiş.Masalda burda bitmişşşşşşş"

dedi ve kapıyı kapatarak usulca çıktı odadan,görevini başarıyla ifa etmiş komutan edasında...
Bende bulunduğum yerden çıkıp "uyudular mı oğlum kardeşlerin?" diye sorduğumda "evet" dedi yine aynı kısık ses tonuyla.
İnanamadım,gidip kontrol ettim.
Ve evet uyumuşlardı.
Görev layıkıyla yerine getirilmişti ve ortaya çıkan sahne muhteşemdi.

Uykuya dalan kardeşlerin yüzlerindeki ifade huzurla eşdeğerdi.Bana düşen sadece,ufaklıkların açık kalan üstlerini örtmekti.Öperek örtüp çıktım odadan.
Bu muhteşem dakikalara şahit olmamı sağlayan, 5,5 yaşında,cüssesi küçük ama kalbi kocaman bir ABİ idi.

Tamam, biz anneler, çocuklarımız söz konusu olduğunda, tabir-i caizse b.kunda boncuk ararız.En ufak müspet tutumu,mucit olup insanlık adına çok faydalı bir  keşif yapmış coşkusu ve gururuyla karşılarız,kabul,
ama sahiden de, belki insanlık adına değil ama ailemiz adına çok faydalı ve keyif verici bir ilki gerçekleştirmemiş miydi benim kocaman yürekli ABİ kuzum???

Yanına gittiğimde methiyelerime son sürat devam ettim.Yaptığının ne denli güzel bir şey olduğunu övdüm de övdüm.Ve artık kendisinin gerçekten çok büyüdüğünü,bunu bu gece ciddi biçimde ispatladığını anlattım.O da keyifle gülümsedi.
"Her zaman yaparım anne,merak etme" dedi,ve arkasından kendisine kitap okumamı istedi,peşi sıra bitmesini bekleyemeden huzur içinde uykuya daldı.

Sabah kalktığında uzunca süredir problem ettiğimiz bir diğer mevzuda sorun olmaktan çıkmaya başlamıştı artık.Eee o kadarını burada söylemem pek yakışık almaz diye düşünüyorum.

Bu varlıkları bize emanet edene,zorluklarıyla beraber güzel günlerini de gösterene binlerce şükür...

Ek 1:Bu şarkı da içimde uçuşan mavi kuşlara ithafen gelsin...

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

1 Nisan 2011 Cuma

Yazmak ya da Yazamamak...

Kaynak:Bilim ve Teknik Dergisi
Uzuuunnn zamandır yazmamışım,tam 15 gün olmuş.
Blogların kapanması herkeste olduğu gibi beni de olumsuz etkiledi maalesef.
Tam hızımı almış ilerliyordum ki,birileri frene bastı,duvara tosladım,ondan sonra da kendime gelemedim bir türlü.Yazma şevkim kaçtı.Bir yığın güzel birikimler oluştu ancak onları satırlara dökmeye elim yetmedi nedense...
Yoğunum ayrıca,oldukça yoğun.İş yerinde olağandışı gelişmeler süregitmekte, önümüzdeki günlerde sürpriz gelişmeler olabilir.
Yoruluyorum çok...
İşte ayrı tempo,evde zaten her dem ağır işçi...
Bu ağır temponun yükü bedenimi zorlamaya başladı artık.
İşyerinde harcadığım mesainin ardından eve dönerken "şöylee ayaklarımı uzatıp bir müddet dinlenmek,ardından sıcacık bir duş alıp kendime gelmek,peşi sıra mutfağa geçip keyifle akşam yemeği hazırlamak,ardından sakin sükun oturup tadını çıkara çıkara yemek yemek,peşinden koltuğa yayılıp nefis bir kahve eşliğinde kitap okumak,sonrasında rehavete kapılıp koltukta sızıp kalmak" gibi oldukça gereksiz ve saçma!!! hayaller kuruyorum ,peşi sıra silkelenip kendime geliyor neden sonra asli görevlerimi hatırlayıp,başımın üstünde gezinen hayal bulutcuklarını tek tek dağıtarak,yüzümde düşlediklerimden sebep biçare bir ifadeyle eve varıyorum.
Çocuklar gelene kadar evdeki sükunet beni biraz oyalayıp kandırmaya çalışsa da,onların gelişiyle kaos çemberinin merkezinde buluveriyorum kendimi.Beynim başka,uzuvlarımın her biri başka başka yönlere dağılsalar da toparlamaya çalışıyor lakin ara ara okun yaydan çıkmasına engel olamıyorum.Bazı zamanlar-ki çoğu zaman-beni(bizi)o denli zorluyorlar ki kapıyı çarpıp çekip gidesim geliyor o dakka.Söylenip duruyorum kendi kendime mantıksızca,aptalca...Herşey batıyor bana,inanılmaz rahatsız ediyor her detay o anlarda.Sevgiyle yanıma yanaşsalar bile sakinleşemiyorum yazık ki.

Uyuyana dek bu böyle sürüp gidiyor.Ne zaman uyuyorlar o zaman "azcık daha sabırlı olamaz mıydın,ne vardı bu kadar gerecek,hem kendini hem çocukları?" diye iç hesaplaşma nöbetlerini tutuyorum.Hergün kendime söz veriyor,her kaos ortamında verdiğim sözlerden süratle cayıyorum.Böyle olmasını hiç arzulamıyorum,hemde hiç.

Huzur olsun istiyorum,sükunet olsun istiyorum,en büyük gürültümüz mutluluk cıvıltıları olsun istiyorum...

Çok şey mi istiyorum?


14 Mart 2011 Pazartesi

Ne gündü ama...

Bizim çılgın üçlü sanırım aralarında anlaşıyorlar.Şöyle ki;
Cumartesi tüm enerjileriyle anne babalarını çıldırtıp perte çıkarıyor,pazar da azcık sakinleyip gönlümüzü alıyorlar.
Geçen cumartesi nasıl kabus gibi bir gün oldu ise,bu cumartesi ikiye üçe katlayıp dozunu feci halde artırdı.
Sabah uykumdan,ZE'nin yatakta "Arkadaşım Eşek"şarkını pek bir keyifle söyleyerek verdiği konser dolayısıyla,gülümseyerek uyandım.Odasına girdiğimde belli belirsiz bir koku aldım fakat uykudan yeni kalktığım için,koku duyum tam yerleşmediğinden emin olamadım,kokunun işaret ettiği şeyden.Sonrasında kendi odama götürdüğümde "çiçim geldi" deyince altını açtığımda hiç yapmadığı birşeyi farkedince şok oldum."Kaka yapmıştı!!!"Arada çişini altına kaşırmasına alışmıştım ama bu da neyin nesiydi.Azcık gerildim lakin çok üstünde durmadım."Neden yaptın kızım?diye sorduğumda "yooookkkk" diye cevap verdi.Aldım götürdüm banyoya ve poposunu yıkadım.Az önce güne keyifle uyanmama sebep olan ZE hanım,hemen ardından bombayı patlatıvermişti.Hadi hayırlısı dedim.

Canımız kanımız biricik dayımız,cuma akşamından bizde kalmıştı.Dolayısıyla ertesinde kahvaltıyı beraber yaptık.Babamız çalıştı bu cumartesi.
Yine market ziyaretiyle başladım bende güne.Kahvaltı en özel öğünümdür benim ve çeşitin bol olmasına özen gösteririm.O nedenle mutlaka her hafta sonu sabah kalkınca önce markete uğrar kahvaltı eksiklerini tamamlarım.

Gerçi çocuğu üçledikten beri hiçbir öğün uzuuun uzuuuunn sohbetler eşliğinde keyifle tamamlanmadı ama ben her seferinde büyük bir ümitle yine de elimden geldiğince özen göstermeye devam ediyorum.
Marketten dönüp masayı hazırladıktan sonra harala gürele oturduk sofraya.Daha dakkasında YA yine yaptı yapacağını ve çayımı masaya boca etti.Örtü ve yerler çay içinde kaldı.Sükunetle "tamam oğlum sorun değil,sana birşey oldu mu?"diye sordum,O da tavrımdan rahatlamış olacak,yanağıma bir öpücük kondurdu.Ama banyoya giderken kendi kendime epeyce saydırdım,lakin o duymadı.Masadaki onca şeyi tek tek taşıyıp örtüyü kaldırdım ve yeni bir örtü serdim.Ardından bolca "hadi çocuğum tabağındakileri yeeee,yemeyeceksen doğru odana" ikazlarıyla kahvaltıyı nihayetlendirdik.Yine hiçbir şey  anlamadım kahvaltıdan vesselam...

Peşi sıra,daha masayı kaldırmadan,kahvaltısını bitirip ortadan kaybolan veletlerin peşine düşerken,banyoda ZE'yi gördüm ve resmen dehşete kapıldım.İkinci kez kakasını kaçırmıştı.İshal falanda değildi ki.Allah Allahhhh dedim kendi kendime.Beynim zonklamaya,sinirlerim bir genleşip bir yay gibi gerilemeye başladı.Epeyce söylendim bu kez.Meleğim de üzüldü ve ağladı tabi.Sonra gidip özür diledim O da hemen affetti.Melek işte...

Banyo yaptırdım hemen,üstünü giydirip salona geçince canım kardeşimin masayı topladığını,kahvaltılıkları dolaba yerleştirdiğini hatta ortalığı süpürdüğünü gördüm.Sağ kolumdur o benim.İkizler doğduğundan beri her zaman en büyük desteklerimden biri olmuştur.Hiç kıyamaz üzülmeme,yorulmama.Ne zaman bunaldığımı anlasa hemen giriverir araya,ya alıp dışarı çıkarır yahut bulunduğum yerden uzaklaştırıp onları oyalayarak biraz nefes almama olanak tanır.Hakkını hiç ödeyemem kardeşim,Allah herşeyi gönlüne göre versin,kalbinin nuru tüm yaşamına ışık tutsun inşallah.Haziranda evleniyor,dilerim ömür boyu mutlu olursunuz canım.

Hemen ardından bahçeye çıkardı çocukları,bende fırsattan istifade makinaya çamaşır attım,yıkanmışları astım YA'nın odasını ve mutfağı toparladım.Peşinden de ağlamaları birbirine karışarak tüm apartmanı inletir halde geldi veletler.Üçü birden,kulakları sağır,beyni felç eder nitelikte ağlıyorlar,"Ne oldu,neden ağlıyorsunuz?" diye sormamı duymuyorlardı bile.En sonunda bende onların sesini bastırır şekilde "yeterrrrr,susuuuuuunnnnn artıkkk" diye bağırınca,dozu biraz düşürerek ama hala ağlar halde "biz eve gelmiycez,bahçede oynıycazzzz"diye cevap verdiler.Sevgili dayımız eve gideceğinden,onları getirmek zorunda kaldığındanmış bütün patırtıları.Güç bela susturup aldım hepsini banyoya ve sırayla banyo yaptırdım,önce ZE'yi ,ardından YA'yı, peşi sıra da dayımız gitmeden,son bir hamleyle RU'yu yaptırdı.Üstlerini giydirip saçlarını kuruttuktan sonra öğle uykusu öncesi sütlerini ısıtmak için mutfağa geçtim.Yorgun ve az önceki ağlama krizinden dolayı gergin halim ortama negatif elektrikler yaymaya devam ettiğinden,sütü ısıtıp biberona koyarken dengesi bozuldu ve yerler,çekmece kulpları ve tezgah süt damlalarıyla sıvandı.Ellerim titremeye,gözlerimden ateş çıkmaya başladı.Dişlerimi sıkıyor,kendi kendime deli gibi söyleniyordum.Bütün herşey el ele vermiş beni bugün tımarhaneye göndermeye uğraşıyorlardı sanki.Aklımdan geçen şeyleri düşündükçe,kendime kızdım sonradan.Yerleri ve tezgahı temizledikten sonra sütlerini ellerine verip yataklarına koydum ve iki hikayenin ardından çıktım odalarından.ZE uyumuştu RU'da uyurdu nasılsa.Bu arada dayımız eve gitmişti bile.Artık üç küçük cengaverle evde başbaşaydım,neyse ki ikisi uyuyordu.Peşinden YA'nın yanına geldim O da yere uzanmış arabasıyla oynuyordu.Bende azcık PC nin başına oturayım bari dedim.Kısa süre sonra bir baktım ki YA'da yerde uyuyakalmış.Aldım yerine koydum ve derin bir ohhhhhhhhhhhh çektim.Derinliğinin yankısını okuyanların bile duyduğuna eminim:)
Sükunetin hakim olduğu 1,5 saatin ardından RU uyandı,yaklaşık 15 dk sonra da YA.Silkelenip,sessizliğin etkisiyle rehavete kapılan bünyeyi kendine getirdim.Ardından kapı çalındı,gelen annemlerdi.İzmit'e kızkardeşime gitmişlerdi.Dönüşte,düşünceli dayımızın tembihleri sonucu bize uğramışlar,sevindim tabi görünce.Onların gelişinin ardından ZE'de uyandı ve kaldığımız yerden devam ettik finishi belli olmayan bu zorlu maratona....

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Neyse ki,annemler evlerine giderken RU ve ZE'yi de yanlarında götürdüler ve sükunetin hakim olacağı koskoca bir pazar gününün hayaliyle,saadet içinde koydum başımı yastığa.
Yaşasın tek çocuklu özgürlükkkk.....

Bu düşündüklerimden ötürü utanmalı mıyım?


10 Ocak 2011 Pazartesi

Hastalıklar ve kaçan huzur...

Bıktım bu hastalık denen illet şeyden,kelimenin tam anlamıyla U-SAN-DIM.

Bir değil ki çocuk sayısı,iki gün titre üstüne,çorba pişir,ıhlamur kaynat,aman diğerine bulaşır diye germeden kendini,rahat rahat hizmet et çocuğuna,eninde sonunda iyileşsin,sende er huzura.

O huzuru kapının önüne koyalı epeyce zaman oldu,ve maalesef geri gelmeye de hiiiç niyeti yok.Kendim yolladım zira.1 değil 2 hiç değil 3 olunca hanedeki minik sureti,hastalık fır dönüyor bu üçlü arasında.
Büyük boy,okuldan itinayla kapıp getiriyor,ikiz oğlan buluttan nem kapma telaşında,anında üstüne alınıyor,ikiz kızda onlar kaparda ben kalır mıyım? neyim eksik onlardan? diyip kapıverince şifayı, gariban anne-baba tırlatmanın eşiğindeki ince çizginin bir o tarafına bir bu tarafına gidip gelip duruyor.Arada onlardan biride alırsa nasibini,seyreyle o zaman sen curcunanın en sefilini.

3 hafta kadar önce Yamaç'ı kreşten almaya gittiğimde,sınıftaki arkadaşlarından birinin feci şekilde öksürdüğünü duymuş ve hemen irkilmiştim.2 güne kalmaz hastalığı cepte bil,silahlarını kuşan,tedbirini al yoksa halin nicedir bilirsin diyede tembih etmiştim kendime.Tedbirler de ne işler ya,neyse...
Dediğim gibi ertesi gün başladı Yamaç'ta belirtiler.Öksürük,arkasından halsizlik ve doktor neticesinde teşhis , boğaz enfeksiyonu.Tedavinin ardından tam ohh diyeyazdım ki Rüzgar bey "ben burdayım" dedi ve aynı belirtiler ondada nüksetti.İştahsızlık ve kusma işin en delirtici tarafı.Doktora götürmeden iyileştirme telaşına düştük,bu süreç çok yorucu malum.İllallah dedirten cinsten.Hadi onuda öyle böyle normale döndürdük derken,en dirençlileri olan minik kızımda daha fazla direnemedi ve sırayı devraldı.Onun ki biraz daha sancılı oldu.Ateşte eşlik etti hastalığına.offf ki ne offff.

2 hafta önce pazar günü bir restaurantta kahvaltı eşliğinde toplantı yapıldığından bahsetmiştim Yamaç'ın devam ettiği kreş tarafından.Orda uzun uzun sohbet etme imkanı bulduğum,Yamaç'ın sınıf arkadaşı Neva'nın annesi (doktormuş kendileri) kendisinin hastalık hallerinde çocuklarına asla antibiyotik vermediğini,aktardan edindiği "BROŞKA" adında bir ürün kullanarak iki günde iyileştiklerini söylemişti.Denemekten zarar gelmez,bitkilerden elde edilmiş neticede,ve bunu söyleyen bir doktor olunca derhal edinmeye karar verdim.Verdim vermesine de aktar aktar dolaşmasına rağmen,eşim bir türlü bulamadı yakın civarda.Neden sonra Göztepe'de bir aktarda buldu da kullanmaya başladık methini duyduğumuz bu ürünü.
Hemen Zeynep ve Yamaç'ta kullanmaya başladım ve denildiği gibi ertesinde etkilerini göstermeye başladı.Normalde ateşli hastalıklarda mutlaka doktora gidilir ve elimizde bir şişe antibiyotikle geri döner ve dakkası dakkasına almaya itina göstererek çekine çekine kullanırdık ilacı.Ne zaman antibiyotik versem hep aynı hissiyatla,elim geri gide gide kullanırım şurubu.Bu kez doktora bile gitmeye gerek kalmadan,2 günde,bu ilaçla alt ettik mendebur hastalığı çok şükür.Yalnız söyleyim tadı çok fena.Her doz uygulayışınızda ufak çaplı  bir krize neden oluyor benden söylemesi.Birde balgam söktürücü etkisi sayesinde öksürüğü şiddetlendi paniğine kapılıyorsunuz ama bu normal,çünkü balgamı çıkartmaya çalıştığından öksürük artış gösteriyor.Ama neyseki daha iyiceyiz bugün Zeynep'te.
Ama sanılmasın ki ohhh dedik,dedim ya kapının önüne koyalı çok zaman oldu huzuru.
Bu akşamda tekrar Rüzgar'da başladı ateş.Tüm gün gayet keyifli ve kıpır kıpırken,akşam yaptırdığım banyonun hemen ardından (soyunurken ateşi farkettim aslında)yükselmeye başladı ateşi,halsizlikte peşinden tabi.Gece sütünü içtikten sonra da aslında tahmin ettiğim gibi kustu maalesef.Bakalım gece boyunca durum ne olacak.
Çok bunaltıcı çoookkk...

Huzuuuurrrrrrrr dön ne olurrrr.....Ben ettim sen etme:(

22 Ekim 2010 Cuma

Ruhum formda...

Farkettim ki ben hakikaten çalışmayı özlemişim ve buna şiddetle ihtiyacım varmış.

Yaklaşık 3 yıldır ev istirahatine çekilmiş olan ben,bu durumdan ziyadesiyle yılmış,bezmiş,kendinden geçmiş ve hatta unutmuş buldum kendimi...

İşe başlayalı bugün itibariyle 22 gün bitti ve ben yavaş yavaş normale dönmemin sinyallerini veriyorum artık.

Mesela hergün makyaj yapıyorum aksatmadan,

Akşam oturdum bir güzel frenchimi yaptım mesela,

Haftada bir peeling yapıyorum -ki evde kaldığım 3 yılda 3 kezi geçmemiştir bu sayı,

Yoğurtlu ballı maskemi de itinayla uyguluyorum ve faydasını anında hissediyorum,
33 lük ben bir anda 23 lere iniveriyorum mesela:)

Rejime de devam,
hemde hiç olmadığım kadar iradeli,
tatlıların biri gelip biri giderken önümden,ben hıh diyip burun kıvırıveriyorum mesela,
hemde bennn ;)
58'i görmeden pes etmek yok,bilemedin 60 ;)

En önemlisi ruhen formdayım,

Mutluyum,huzurluyum,coşkuluyum,umutluyum.....

Uzuuunnn zamandır kaybettiğim optimist kişiliğime kavuşmak en büyük kazancım...

Sonbaharı sürerken mevsim,
benim ruhum ilkbaharın cıvıltısını,yeniden canlanışını,tazelenişini taşıyor iliklerine kadar...

Çiçek açıyorum kısacası...

16 Temmuz 2010 Cuma

Sükunet...

Biri anneannede,biri havuzda, bir diğeri ise ikinci masaldan sonra nihayet uykuda....
Her ne kadar coşku dolu cıvıldaşmaları herşeyin ötesinde ise de, seviyorum bu sükunet zamanlarını...

Bir yığın iş beklerken beni,fırsattan istifade deyip nette kaçamak yapıyorum bir süre.Ardından yatak odamın penceresini aralayıp, rüzgarın hışırdattığı yaprakların huzur veren melodisini dinleyerek uzanıyorum yatağıma; yorgun düşen ruhuma ve bünyeme şarj niyetine...

Yahut, bir kitap alıyorum elime; başka hayatlara,yaşanmışlıklara,yaşanamamışlıklara,umutlara,umutsuzluklara dalıp çıkıveriyorum o saat...

Ama şart kendine gelmek; ne de olsa uykudan kalkacak,havuzdan dönecek çocuklar,işten gelecek bir eş ve evin darma duman haline şahit olma ihtimali olabilecek insanlar var.Yemek yapmak lazım,savaş alanından farksız hale gelen evi yaşanılabilir hale getirmek lazım....

Eeeee hadi o zaman Gönül, iş başına.....
















Bu uğurböceği de şansa ihtiyacı olanlara....

Related Posts with Thumbnails