annelik sınavı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
annelik sınavı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2012 Perşembe

Yüreğinin Sesini Dinle...

Önceki gün ikizlerin okulundan mart ayı eğitim programını göndermişler.

Kapak sayfasında,"Çocuğunuza Nasıl "Hayır" Demelisiniz?" isimli bir yazı yer alıyordu.Bir çırpıda okudum hemen ve okuduklarım bende büyük şaşkınlık yarattı;zira şimdiye dek okuduklarımdan farklı istikametleri gösteriyordu anlattıkları.Bana ve dahi gerçeğe daha yakın,daha kabul edilebilir,mantık sınırları çerçevesinde,sunilikten uzak,insan doğasını yadsımayacak ölçüde akılcı ve içime su serpecek denli insansıydı velhasıl.
Şöyle diyordu yazı:

Çocuklarına "hayır" diyemeyen yeni nesil anne babalara günümüzde hayli sık rastlıyoruz.Oysa bu tarz çocuk yetiştirmedeki psikolojik hatalar,sadece kendini önemseyen bir nesil yetişmesine yol açıyor ne yazık ki...


Özgüven Pompalaması

"Özgüven her koşulda iyidir" şeklinde düşündüğümüz için çocuklarımıza müdahale etmekten kaçınabiliyoruz bazen.Ancak klinik psikolog,pek çok önemli kuramcının çocuklara özgüven pompalamasının,katkıdan çok zarar getirdiği konusunda birleştiklerini söylüyor.Yani çocuğa"sen çok özelsin,farklısın" mesajlarının sıklıkla gitmesi,erken yaşta aşırı şişen bir "benlik" duygusuna yol açabiliyor."Çocuğunun her davranışını mercek altına almamak,sürekli ona açıklamalar yapmamak,yani hayatta "sürekli ve sadece" onun merkezde olduğu algısını ortadan kaldırmak,özgüvenden bencilliğe gidebilecek yolu kesebilir."

"Yapma" diyebilmek

Modern ebeveynlerin çoğu çocuklara asla kızılmayacağı,onlarla yüksek sesle konuşulmayacağı gibi ortak bir hatanın içine düşebiliyorlar.Evet,çocukların onurlarını kırmamak,onları ruhsal ve fiziksel olarak korumak sadece ebeveynlerin değil,hepimizin görevi."Ancak çocuk,kimi zaman net ve sert yönlendirmelere de ihtiyaç duyar" şöyle bir örnek verebiliriz:

"Annesine herkesin ortasında tekme atan 3 yaşındaki bir çocuğa,sakince "bu yaptığın pek hoş değil" demek yerine,sert ve net bir ses tonu ile "yapma" denilerek,sert ve donuk bir yüz ifadesi ile tepki verilebilir.Çünkü şiddet göstermesi neredeyse normal karşılanan bir çocuk,bu davranışı artırarak yineleyecektir."

Başkalarının yanında ikaz etmek

Çocuğa başkalarınında bulunduğu bir ortamda kızılmayacağı,aksi takdirde çocuğun gururunun kırılacağı inancı hepimizde yaygındır.İşte bunu bilen bazı çocuklar da ne yazık ki başkalarının yanında dizginlenemez davranışlar sergileme konusunda engel tanımaz.Bu noktada başkalarının yanında bile olsa sürekli gürültü yapan bir çocuğa da sert bir şekilde "hayır" denilebilmesi gerektiğini belirtiyoruz.
"Çünkü çocuk,çevreye verdiği rahatsızlığın farkında olmaz.Ona sınırlarının öğretecek olan anne ve babadır.Çocuk bu sınırları ihlal ettiğinde,anne ve baba o anda müdahale ederek,net yönlendirmelerle bu ihlallere "dur!" diyen taraf olmalıdır.

Çocuğun her sorusuna cevap vermeli mi?

Çocuklar konuşmayı öğrendikten sonra merak ettikleri her şeyi sorarlar.Ve tabi "sorumluluk" sahibi olduğunu düşünen her yetişkinde bıkmadan,usanmadan ya da öyleymiş gibi davranarak her sorusuna cevap verir çocuğun.Oysa,çocuğun her merakının giderilmesi gerektiği fikrinin yanlış olduğunu belirterek,nedenini şöyle açıklıyoruz:

"Çocuğun her sorusu ayrıntılarıyla cevaplanırsa,düşünceleri ve hayal gücü yetişkin cevaplarıyla "sınırsızca" karşılık bulursa,"çevrenin onun sorularına ve konuşmalarına yetişemediği ve bir süre sonra rahatsızlık vermeye başlayan bir çocuk" haline gelebilir.Çocuk,bazı sorularının cevabını kendi hayal gücünden tamamlayabilir.Her şeyi ayrıntısıyla bilmek zorunda değildir.Her sorusunun ayrıntılarıyla yanıtlanması,düşünce hızını ve konuşma miktarını kontrolsüz hale getirebilir.Bu da onun kaygı düzeyini artırabilir;"yetişkin dili" ile konuşan(büyümüş de küçülmüş) bir duruma getirebilir."

Bazen duymazdan gelmek gerekir

Çocuğun her sorusunu cevaplamak gibi her seslenişine karşılık vermek de çoğu yetişkinin yaptığı bir hata.Oysa her seslenişine,o anda bir yetişkin ile muhabbet halinde iken bile karşılık alan çocuk,"sınır" problemi yaşar.Bir başkası ile konuşan anne-babasını bölen çocuğa her seferinde cevap vermek,ona "diğerlerinin birlikte yaptıkları şeyler değil,sadece senin ne istediğin önemli" mesajını gönderir.Çocuk,isteğinin anında giderilmesini ister.



Demokrasinin fazlası zarar


Modern aileler,aile içi demokrasi gereği,herhangi bir meselede mutlaka çocuğun da fikrini almak gerektiği konusunda ısrarlı olabiliyorlar.Hatta bazen 6 yaşında,ancak hafta sonunda nereye gidileceğine karar vermesi istenen;8 yaşında ancak eve alınacak mobilyaları seçen;4 yaşında ancak akşam mönüsü onun seçimine göre düzenlenen çocuklar yaratılabiliyor.

"Demokratikliğin çocuğu da kapsaması demek,aile içindeki önemli her karara çocuğu da katmak demek değildir.Bazı kararları sadece yetişkinler vermelidir.Karar verme sistemine "her zaman" çocuğu da katmak,hatta onu "asıl karar verici" yapmak çocukta yük yaratır,ego şişmesine yol açar."

"Çocuğun özgürlüğü başladığında sizin özgürlüğünüz biter"

Her zaman her şartta olduğu gibi "yüreğinin götürdüğü yere gitmeli insan".Kitaba,kurala,kaideye,görüşe çok da fazla itibar etmemek gerek umumiyetle.Hele ki söz konusu çocuk yetiştirmekse tüm sözlere kulak tıkamalı:

"anne kalbi ve beyninin el ele tutuştuğu içgüdülerin,emin ellerine teslim etmek" gerek anneliğimizi ve dahi çocuklarımızı,

tabi bence...

----------------------------------------------------------
Güne dair:

Şiddetin telaffuz dahi edilmediği,emeğine saygı gösterildiği,başka gözlerle görülmediği,her platformda" bende varım" diyebildiği ve kabul gördüğü,evlatlarına kıyılmadığı,eşlerinden olmadıkları,kadına "kadın" gibi muamele edildiği bir dünyada yaşamayı umut ederek;

Tüm dünya kadınlarının "Dünya Kadınlar günü"nü kutlarım.

Emek vermeyeni var mı ki?

29 Aralık 2011 Perşembe

Etme Bulma Dünyası...

ZE'ciğimin elinden ördeği...
İnsanoğlu ne tuhaf;
Ya da şu annelik halleri ne tuhaf mı demeliyim?Yo yo eminim babalar da böyle hissederlerdi?Nitekim akşam beraber geçirdikleri hepi topu 2-3 saatlik sürede bile "uyusalar da rahat etsek" diye gözlerinin içlerine baktıklarına göre O'nlar da bizlerden pek farklı değildir diye düşünüyorum.

Neden mi bahsediyorum?
Sabah çocukları okula gönderip kapıyı kapadıktan sonra derin bir ohhhh çekişimin çelişkisinden.


Sahiden,öyle bir şey ki bu;hem akşama değin tamamen kendine ait bolca vaktin olacağından bulunmaz bir nimet gibi duyumsarken,aynı zamanda "nasılda bencil bir anneyim ben,O'nların bakımını başkalarına emanet edip kendi keyfimin derdine düşüyorum" u düşündürten histerik bir duygu haline dönüşebiliyor.

O denli karmaşa halinde geçiyor ki sabah uyanıştan evden çıkışa kadar geçen süre,başka türlü düşünmem, her şey toz pembe,çocuklarla vakit geçirmek ne de şahane gibi riyakar cümleler kurarak kendimi ve dahi başkalarını kandırmam mümkün değil.
Temposu öyle ağır ki bu iki saatlik mesainin,böyle düşünmem çok da abes olmasa gerek.


Şöyle ki;
Sabah 08:30 gibi kalk.Güne hayırla başlayıp,öyle de devamı için dua et,
Yüzlerini yıkamaya ikna et,ikna olmadılar tehdit et,banyoya girdiler birbirlerine sataşmalarına müdahale et,ortalığı havuza çevirmelerine veryansın et,güç bela soktuğun banyodan aynı meşakkatle çıkmalarına sabret,kahvaltıda sandalyeyle başlayıp,yumurtalıkla devam eden,tabakla süregidip,kahvaltılıklarla takip eden binbir türlü kapışmalarına mukavemet et,ahtapot misali 8 kola eşdeğer 2  kolla,3 çocuğu senkronize biçimde lokmaları ağızlarına sokarak doyurmaya dirayet et,lokmaları ağızlarında tutmamaları için periyodik olarak tembih et,işe yaramadı münakaşa et,en olmadı tehdit et,bardaklarındakilerin dökülmesi ihtimaline karşı ikaz et ve tüm bunların sonunda bu sofradan aklı selim bir biçimde kalkabilmeye niyet et,peşisıra dişlerini fırçalamalarına eşlik et,bu esnada yaptıkları taşkınlıkları bastırmaya gayret et,pijamalarını çıkarıp katlamalarına ikna et ve bunları yaparken ki zıvanalıklarına feveran et,seçtiğim kıyafetlere bahaneler bulup giymek istemeyişlerini hazmet,sağa sola kaçışan çocukları kapı önünde toplamak için sebat et,ayakkabı mont giyme seremonisi esnasındaki kurtlu hallerine isyan et;
Herşeye rağmen,çıkarken güleryüzle,öperek,kucaklaşarak, sevgiyle ve duayla uğurlamaya dikkat et...

ve haliyle tüm bunların ardından kapıyı örtünce geriye kalan sükunete şükret...

Tüm bunların üstüne böyle hissetmem normal değil mi?


15 Kasım 2011 Salı

Dönülmez Akşamın Ufkundayım...

Başım ağrıyor...
Dengem bozuluyor,nevrim dönüyor,tepetaklak oluyorum...
Hareket halinde bir otomobilde, kitap,dergi,gazete vs.okurken duyumsadığım mide bulantısı,baş dönmesi,velhasıl içimin bir garip olması hali husule geliyor böyle zamanlarda.
Volkanlar gibi püskürüyor,lavlarımla her yanı cehenneme çeviriyor,etraftaki herkesi panik,stres,üzüntü ve çaresizlik içinde bırakıyorum; ve tüm bunlar olurken o lavların büyük kısmı asıl benim içime akıyor,aktıkça canım yanıyor,yanan canımın acısıyla daha çirkefleşiyor,duyduğum her sızıda kıvranıyor,çöküyor,kahroluyor ama sanki bundan keyf alırmış gibi delirdikçe deliriyorum.

Kelimenin tam anlamıyla manyaklık hali bu annelik.
Önce karşındakinin çocuk olduğunu unutmakla başlıyor hatalar silsilesi.O'nun yemekten,içmekten, yıkanmaktan,uyumaktan,odasını toplamaktan,dişlerini fırçalamaktan vs. vs. daha önemli işlerini olduğunu unutmakla...
O'nların istediği,keyifleri ne istiyorsa onları yapmak,bu kadar basit ve anlaşılır.Bunları yaparken de mutlu olmak.Oluyorlar da zaten.Sen engel olmaz,önlerine abuk subuk kurallar,kaideler,saplantılı yaptırımlar koymazsan olacaklar.Fakat sorumluluk sahibi,en bi mükemmel anne olacaksın ya-ki öyle bir çabam aslında hiç olmadı-,atlamamalısın hiçbir detayı.Ama farkında mısın ki,sen bu detaylara takılmakla Onların keyfinin içine ediyorsun..
Yemeklerini yemiyorlar mı? Bırak yemesinler,açlıktan ölmezler ya.
Odalarını mı dağıttılar?Bırak ne zaman istiyorlarsa o zaman toplasınlar.Ya da bir sefer de sen topla,elin aşınmaz ya,etme keyiflerinin orta yerine.
Geç mi uyumak istiyorlar? Yarım saat tolerans tanı bugünde,kıyamet kopmaz ya...
Ama yok,bir sefer alttan alırsak hep isterler değil mi?

Bu sabah kahvaltı yaparken;
Abuk subuk bir dolu cümleler sarfedip nasıl kıkırdaşıyorlar,nasıl keyif alıyorlar,nasıl kendilerinden geçiyorlar..
Ama tabaklarındakilere de el sürmüyorlar tabi tüm bunlar olurken.Özellikle sabahları zamanla yarıştığımız için yemeklerini bir an önce yiyip hazırlanmaları gerekiyor oysa.Neşeleri iyi hoş güzel de,babamız birazdan geldiğinde, hala kahvaltı sofrasında ve tabaklarımızın dolu olduğunu gördüğünde yüzünün girdiği şekle maruz kalacak olan kim?Önce ben ardından diğer aile bireyleri.Peki o surat şeklini takiben ortaya çıkacak olan manzara ne?
Aynen şu:
Ben tüm cazgırlığımla, hadi ile başlayıp tehditlerle devam eden tüm can sıkıcı uyarılarımı peşpeşe sıralayacağım.Yetmedi,elimde çatal bıçak her ne varsa masaya tak tak vurup ses kirliliğine yol açacağım,o da kesmeyince sesimin en gıcık tonuyla cıyak cıyak bağırıp,az önce keyif kahkahalarının atıldığı masanın orta yerine pimi çekilmiş bombayı atıvereceğim.Zavallı yavrucaklar da ne yediklerinin tadına varacaklar,ne de keyifle başladıkları günün tadına...
Diş fırçalarken de aynı sahne yaşanacak,hazırlanırkende.Ve ben elimde kırbacım,gestapo gibi mütemadiyen sağa sola savurarak, işleri yola sokmaya çalışacağım,iyice çığrından çıkarırken...

Böylesi durumlarda önce esip gürlüyor,daha bu hal devam ederken,her cümle arasında "Ben ne yapıyorum,yavrularım üzülüyor,nasıl izin veriyorum buna?" diye düşünüp kahrıma kahır katıyorum.Öyle birşey ki bu,birbirini takip eden sarmal yay misali,içinde bulunduğum hal üzerine bir taraftan kafa patlatırken,diğer yandan sarpa sarmaya devam ediyorum iyice.Toparlamaya çalışmak yerine,iyice dahil oluyorum çözümsüzlüklerin içine.Sürekli çatışıyorum içimde kendimle.
Sözler veriyorum otayacağım kendimi diye...Daha sakin,daha ılıman iklimlere kapılarımı sonuna dek açacağım diye...Bir iki duruyorum ayaklarımın üstünde,ardından tökezlemeye başlıyor,nihayetinde kaybedip dengemi sağa sola çarpa çarpa yerle yeksan oluyorum yine ve yine...

Kendimle de çatışıyorum,eşimle de.Ben kasıp kavururken,içimde çatışırken kendimle,bir yandan eşim çocuklara müdahil olduğunda bu kez ona sataşıyorum,"yanlış yapıyorsun,öyle değil böyle yapmalısın,ne sorumsuzsun" falan gibi kendime bosbol gelen akıl vermelere...Çok biliyorsam kendim uygulasam ya önce...

Es kaza birinden birine sesini mi yükseltti eşim,hemen olay mahallinde buluyorum kendimi,
"Ne oldu?durum nedir?Niye bağırıyorsun?Sakin ol,bu kadarcık şey için mi bunca patırtı?ucunda ölüm yok ya ne olmuş canım,ne kadar büyük tepkiler veriyorsun" tarzında soruları peşpeşe sıralıyor,zaman zaman aynı durumda verdiğim tepkileri unutup çemkiriyorum tüm hışmımla O'na.Sanki dellenme hakkı sadece bana tahsis edilmiş gibi...Ama batıyor ne yalan.Benim dışımda -aslında ben de dahil-kim kaşını kaldırsa çocuklarıma,irkiliyorum aniden,dikkat kesilip ekşitiyorum suratımı,ve bazen gösteriyorum da tepkimi hiç çekinmeden.Bu babam bile olsa-ki çoğu zaman onadır zaten-dayanamıyorum yavrularımın yüzündeki gülümsemeyi silikleştirenlere...

İçinden çıkılmaz bir hal bu annelik.Hem dünyanın en güzel en özel şeyi iken,aynı zamanda,en çok üzen,geren,külfet altına sokan,eza cefa çektiren,öldürmeyen ama süründüren,şekilden şekle sokan,paranoyanın dibine vurduran...
Velhasıl manyaklıkla kol kola gezen,iflah olmaz bir şizofreni türü annelik...

13 Ekim 2011 Perşembe

Silkelen ve Kendine Gel...

Şükür ve Huzurun Resmi...
Huzursuzum,keyfim yok.
Tadımı kaçıran sorunlar var;öyle ki boğazlandığım hissine kapılmama sebep olacak kadar.Evden dışarı çıkasım yok,kaptırmışım kendi iç dünyama, sürüklenmiş gidiyorum. Sıkıntılarım yüzüme yansıyor, her yanımda kırmızı sevimsiz lekeler belirdi.Saçım başım darmaduman, aynalara küsmüş gibi.Çok büyük içinden çıkılmaz bir derdim mi var?Yooo,yok Allah'a binlerce şükür. Mevsimin getirdiği hüzün bulutları bende ki.Ama asıl sorunu biliyorum; koşar adım kaçmak istesem de,aslında yüzleşmek ve çözüm üretmekle üstesinden gelinebilecek sorunları içinden çıkılmaz hale getirdiğimin farkındayım.

Ne mi beni bunca yoran,geren,buhrana sürükleyen sıkıntılar?

Evde ki kargaşa ortamı,her an bir yere yetişmeye çalışıyormuşçasına panik halinde koşturmacalar, tahammülsüzlükler, asabiyet nöbetleri,birbirimizin sesini bastırmak için yarışırmışcasına çığırtmalar, çıldırmalar, sabırsızlıklar,kıla tüye öfkelenmeler,hatta öfkeden gözü dönmeler falan da filan...

Topu topu 3 saati evde bizimle geçen,bizi özleyen,bize ihtiyaç duyan,bizden ilgi bekleyen,tek kusurları (kusur değil elbet) çocuk olmanın getirdiği hareketlilik ve heyecanlarını kontrol edememek olan masum sabilere,bazı zamanlar,fazlalıklarmış,hayatımızı kabusa çeviriyorlarmışcasına acımasız,önemsiz ve değersiz davranmak çok acıtıyor canımı.

3 çocukla yaşamak elbette kolay değil,ama bu kadarcık sabır göstermek çok mu zor?Değil elbet,lakin onları anlamak,onların dilinden konuşmak,isteklerine şikayetlenmeden sabırla cevap vermek,kargaşa ortamını tolere edecek sağduyuyla yaklaşmak,sükuneti muhafazaya zorlamak,müşfik birer ebeveyn olmak her zaman mümkün olmuyor ne yazık ki.

Ne denli hareketli olurlarsa olsunlar,yahut inatlaşmalarla,birbirlerine sataşmalarla,birbirlerini tetikleyen isteklerle,ayak diremelerle,sebepsizce ortalığı ayağa kaldırmalarla,ağlama nöbetleriyle vs...bizi fazlaca bunaltsalar da,neticede çocuklar ve aslında  onları idare etmek aslında kafamızda büyüttüğümüz denli zor değil.Fakat biz en kolay olanı seçip hoyratça onları harcıyor,kırıyor dahası mutsuz ediyoruz.En acısı zamanla yaptıklarımızı kanıksayıp düzeltmeye gerek bile görmüyoruz.Offff daha çok daraldım...

Tüm gün okuldalar.Akşama kadar hakim olan sükunetle kendimi yeniliyor,deşarj oluyorum ve her seferinde geldiklerinde uyuyana dek sonsuz sabır göstereceğime dair sözler veriyorum.Eve geldiklerinde her defasında gülen yüzleriyle cıvıl cıvıl kapıdan girişleri beni mest ediyor.Ardından ayakkabılarını çıkarana dek ayaküstü iki kelam ediyoruz.Hoşgeldinizler,gününüz nasıldılar,öpüşmeler,sarılmalar,yaptıkları faaliyetleri heyecanla göstermeler falan filan.Ardından el yüz yıkama hatırlatmaları yapılıyor -ki bu fitili ateşleyen ilk hamle anlamına geliyor.Bir kez,iki kez,üç kez...cık,herkes kendi aleminde...İlk ses burda yükseliyor.
"Derhal banyoya!!!"
Sızlanmalar eşliğinde banyoya gidiliyor,eller yıkanıp üstler değiştiriliyor.Bu sırada yaşanan kargaşa gerginliğin dozunu artırıyor.Peşisıra yemek faslı.Offffff en zoru.Büyümelerini en çok bu nedenle istiyorum sanırım.Büyüsünler ve yemek konusunda ne halleri varsa görsünler(o zamanda böyle demeyeceğime eminim).Yemek yerken kaç kez hadi dediğimi saymam olanaksız.Tabak kavgaları,çatal kaşık kavgaları,"ondan yemeyeceğim,şunu sevmiyorum,yaşım kadar yemek istiyorum" diretmeleri,birbirleriyle didişmeleri gerilimi daha da tırmandırıyor.Meyve faslı ha keza...
Yemek bitince bir süre beraber oynayalım diyoruz, lakin bu aralar fazlaca hakim olan didişmeler neticesinde ya Neco'nun ya da benim oyunu terkedişimizle oyun faslı da gergin bitiyor.
Neco demişken;
Bir zamanlar engin sabrından ötürü hayranlık duyduğum müşfik babanın yerini,şimdilerde dikenli telvari bir adam aldı ki ,bu da beni üzen bir diğer detay.En çok O'ndan destek kuvvet alırdım oysa ki...
Şimdilerde umumiyetle bağırıp çağıran,çocukların sorularına üstünkörü cevaplar veren,taleplerini offff poffflarla yerine getiren,en acısı üzüntülerini görmezden gelen tahammülsüz bir baba görüyorum karşımda ve bu beni gerçekten çok üzüyor.Tamam O'da çok yoruluyor,eve nefes alabilmek için geliyor,hayat zaten başlı başına stresler yumağı fakat çocukları bu çarka dahil etmek ne kadar anlamlı?

Yaptığımız en büyük yanlışlardan biri de,birbirimize çocuklarla ilgili konularda onların yanında çemkirmek.Ben elimden geldiğince dirayet göstermeye çalışıyorken O'nun en ufak taşkınlıkta sabrının taştığını görünce istemeden de olsa müdahale etme gereği duyuyorum.Çok yanlış biliyorum,asla da tasvip etmediğim birşey fakat bazı zamanlar kendimi tutmakta zorlanıyorum.

İstiyorum ki,kargaşa ortamı yaratılmasın,
İstiyorum ki,sükunetle karşılık verilsin her tutuma,
İstiyorum ki,çocuklar doğru davranışlarımızla bizi örnek alsınlar,
İstiyorum ki,mutluluk cıvıltıları yükselsin evimizden,
İstiyorum ki,vicdan azapları içimizi bir kurt gibi kemirmesin,
İstiyorum ki çocuklarım bizim gibi ebeveynlere sahip olmaktan ötürü mutluluk duysunlar,
İstiyorum ki,başımı yastığa koyduğumda huzurla uyuyayım,

Ama en çok...

İstiyorum ki,çocuklarım başlarını yastığa koyduklarında huzurla uyusunlar.

Silkelenip kendine gelme vaktidir.

19 Eylül 2011 Pazartesi

AYMAZ ANNE...

Çok hayıflandığım oldu bugüne dek,çok keşkelerim...

Ne boş,ne gereksiz,ne aptalca olduğunu anladığımda (şükür ki en azından anlayabiliyorum) duyumsadığım pişmanlık hissi, aslında sahip olduklarımızın ne denli kıymetli ve bu güzellikleri emanet etmek için Yaradanın bizi seçmiş olmasından ötürü ne şanslı olduğumuza, her daim şükretmem gerektiğini hatırlatıyor.

Yeğenleri altında ezilen dayı...
Beraberken öyle mutlular ki...
ve bize o kadar az ihtiyaç duyuyorlar ki...

Keyifle gülüşmeleri,anlamsız bir dolu kelime ile kendilerine eğlence yaratarak kıkırdaşmaları,
birinin gözleri önünden uzaklaşmalarını anında hissedip nerde olduğunu sorgulamaları,
alt alta üst üste oyunlar kurmaları,
el ele tutuşup birlikte yakındaki markete giderek dondurma almaları (arkalarından takip edildiklerini bilmeden),
kimseye ihtiyaç duymadan,sıkılmadan bunalmadan kendilerine aktivite yaratmaları,
birlikte duşa girip birbirlerini yıkamaları,
birbirlerinin ihtiyaçlarını gidermeleri (su,meyve vs..) 
dişe diş,kıyasıya didişseler bile anında barış imzalayarak,anne-babaya karşı ittifak kurmaları,
birinin canı acısa,diğerinin en samimi,masum ve tertemiz duygularıyla yanağını okyaşarak,yaralarını sarmaya çalışmaları (kimi zaman,canı yananın taze hisleri nedeniyle,sert bir tekme ile karşılansalar bile) vs vs vs...


Kardeş olmanın keyfi,tadı,huzuru bambaşka...

Düşünüyorum da,

Hamilelikle birlikte,kendime zehir ettiğim şu 4 yıl,meğerse akılsız başımın,kendime verdiği en büyük ceza imiş.
Kendim etmiş,kendim bulmuşum,
Dertsiz başıma dert açmışım,
Durduk yere stres üstüne stres yaratmışım,
O (YA) halinden gayet hoşnut iken,hayatının en büyük hediyesine,dahası hediyelerine (hemde farklı cinsiyetlerde) sahip olmuş iken,
Ben acabalarla, paranoyak,dengesiz,histerik bir tipe bürünmüş,
tadını doyasıya çıkarmam gereken zamanları,per perişan geçirmeye,anneliğimi gittikçe içinden çıkılmaz zıvanalıklara dönüştürmeye çabalamışım...

Zavallısın sen demek geliyor içimden,
ZAVALLI...

Oysa ki her kula nasip olmayacak bir şansmış bana verilen,
NE AYMAZMIŞIM...

8 Eylül 2011 Perşembe

Bazen...

Bazen;

Kendimi dünyanın en iyi annesi duyumsuyorum,


Bazen;

En canisi...

Orta yolu bulsam,huzura ereceğiz ailecek...



Bu şarkı beni biraz kendime getirir...




Yapacak daha çok şeyi olanlar,neden bu hayatı bu denli erken terkeder?

6 Eylül 2011 Salı

Azad etsem içimdeki Gestapoyu...

YA'nın 2.yaş gününden
"Bizi serbest bıraksan biz seni hiç üzmeyiz" diyor büyük sehzade,

"Serbest bıraksam" !!! ???

Çok mu baskı altına alıp bunaltıyorum ben bu çocukları acaba?

Eee bazen çekilmez bir anne oluyorum,kabul.
Makul karşılanacak davranışlarına bile anlamsız çıkışlar yapabiliyorum.
Üstelik benzer iki durum karşısında,o an ki ruh halime bağlı olarak,birinde gayet müşfik çıkışlar yapabiliyorken diğerinde kızılca kıyametler koparabiliyorum.

Karşımdaki koca kazık bir insan olsa "deli mi bu kadın yahu,yo yo kesin manyak" yaftasını anında yapıştırıverir.
Savunmasız,art niyetsiz,engin hoşgörülü masum bir varlık olunca karşımdaki,afallıyor,ters düz oluyor,kestiremiyor yaptığı şeyin vehametini...
Gözlerindeki o ne yapacağını bilmez,çaresizlik dolu ezik bakışları farkettiğimde,eriyor içimdeki buz dağları ama ok yaydan çıkmış oluyor bir kez.

Ama onlar, henüz kirlenmemiş kar beyaz gönülleriyle her defasında affediyor,sineye çekiyor,sıfırlıyor annenin absürd muamelelerini.

Geçenlerde bahçeye çıkmak isteğini,bize onaylatmak için kurduğu cümle pek manidardı:

"Anne biz kardeşlerimle bahçeye çıkalım,sizde biraz rahat edersiniz." 

Ehhh yani edilir mi bu laf şimdi...

2 Aralık 2010 Perşembe

Maalesef istemeden oldu:(

Bu akşam yine enerjileri tavan yaptı bizim veletlerin.Karı koca ikimizde stresten ve gerginlikten gerim gerim gerilmekteyiz.Bolca bağırıp çağırdık maalesef istemeyerekte olsa.Ama insan kendini frenleyemiyor bazı anlarda.Her ağızdan bir ses çıkınca ve üstüne birde bolca hoplayıp zıplama eşlik edince,bütün gün yorulan beden ve beynimiz infilak ediyor bir yerde.
Yamaç, tüm gün okulda onca yorulmuş olmasına karşın,eve gelince nasıl oluyorda bu denli enerjik olabiliyor aklım almış değil.Çocuklarda uyku ve yorgunluk hali enerjiyi tetikliyor diye bir kanıya vardım ben artık.Akşam eve gelirken arabada uyumak üzereydi halbuki,ama eve gelince birden son derece dinamik ve aktif bir moda bürünüverdi.Ne oluyor ki anlamıyorum...
Tüm akşam koştu,hopladı,zıpladı,ağladı,zırladı ve beni zorla çileden çıkardı .
ve maalesef ki sonunda hiç tasvip etmediğim şeyi yaptırmak için tüm gücüyle uğraştı...
Yaptım mı?
Evet itiraf ediyorum maalesef ona bir tokat attım...Ve çok pişmanım....
İçime giren şeytana yenildim,çok üzgünüm...
Ne olurdu o kadar ağlayıp beni çileden çıkarmasaydın be oğlum...
Ne yapacağım şimdi içimi kemiren bu azapla...

Biri bana yardım etsin...
Related Posts with Thumbnails