huylarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
huylarımız etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2013 Perşembe

Benim bir oğlum var...

Zirzop bir oğlum var benim.Adı Rüzgar; biz ona kısaca blogda RU diyoruz,evde ise Rüzzzz :)
Adına yakışır mizaçta bir çocuktur benim oğlum.

Fırlama,aşırı sosyal, muzip, abiyle birleşince Voltranı oluşturan, ikiziyle kedi-köpek misali hırlaşan,sevgiye deli  gibi aç,açık bir kucak görünce kedi gibi sokulgan,pamuk gibi,ipek gibi yumuşacık,löp löp suratlı,ördek dudaklı bir oğulcuk benim oğlum...
Okulla arası pek iyi değildir.Mütemadiyen sorar "anne bugün tatil mi?" diye;
Aldığı cevap "evet" ise sevinçle bağırır "oleeyyyyy" diye.
Ahhh bir de "hayır" olursa cevap,büzülür o ördek dudaklar,sarkar o löp löp yanaklar "yaaaa-aaaa" diye hazin hazin ağıtlar yakar...
Bilgisayar oyunlarına bayılır.Hafta içi yasak olduğundan, hafta sonunu iple çekmesinin ikinci nedeni de budur.Ağzı dolu dolu "hafta sonu bol bol bilgisayall oynıycam" der çarşambadan başlayarak.Dayısına gitmeye can atar zira orada rahat rahat tadını çıkarır bilgisayalın :) Cuma akşamları genellikle orada kalırlar ZE ile beraber;ertesi gün sabah YA'nın kursu olduğu ve benim O'nu götürmek zorunda olduğumdan.Tüm cumartesi dayısıyla takılırlar kah bilgisayar oynayarak,kah koridorda top koşturarak...


ZE ile kedi-köpek gibiler dedim yaa;aslında ZE kanadında durum hiç de öyle değil zira bebek gibi sever kardeşini.Gel gör ki RU karşılık vermez O'nun ilgisine beklediği gibi.Abiye gösterdiğim aşırı ilgiyi önemsemez,normal karşılar da,ZE'ye azıcık sırnaşsam, hemen yanıbaşımda biter, sokar kafasını kedi gibi bacaklarımın arasına.Olur da ZE'ye ufacık bir iltimas geçersem hemen koyar tavrını "ama bu haksızlıkkkk" diye.Husumeti anne karnındaki yer kavgasıyla başladı zannımca :)

Abisinin aksine çok sosyaldir, dışadönüktür, çekingenlik bilmez.Abisi çoğu kez onu götürür yanında birinden birşey istemesi gerektiği zamanlarda.İlk gördüğü insanla senelerdir tanışıyormuşçasına muhabbeti kurar anında."Şeytan tüyü var bu çocukta" der kim tanışsa oğlumla.Babasına çekmiş fazlasıyla bu konuda.
Uykuya hiç dayanamaz.Gözleri kısılmaya başladı mı sızacak yer arar.Bulamazsa olduğu yerde kıvrılır kalır,dünyayı gözü görmez.Babası kılıklı olduğunu söylemiş miydim? :)
Yemek konusunda da öyledir.Felsefesi:"Yemek buldun ye,dayak buldun kaç"tır bu konuda :)Hastalık halleri dışında hiç nazlanmaz yemek konusunda.Herkesten önce yer bitirir,kalkar sofradan sorunsuzca.Bin şüküüüürrrr ve maşallahhhh... ;)

Komiktir benim oğlum aynı zamanda.Suratına bakınca güldüren bir tipi vardır ayrıca.Kimi zaman dili dönmez,kimi zaman yanlış algılar,kimi zaman bilinçli espriler yapar gülümsetir karşısındakini..Zehir gibi akıllırdır da.Duyduğu bir kelimeyi mantığıyla değerlendirip karşına sürüverir zaman sonra..

Bir kadınla karşılaşmıştık AVM'nin birinde ikizler henüz 6 aylık civarlarındayken.O dönemleri çok zordu RU'nun.Sürekli ağlar,halihazırda zor olan durumumu misli misli zorlaştırırdı ağlama krizleriyle.Bu nedenle çok isyan ettirdi,çok bezdirdi bilhassa kendinden.Şikayetlerimin baş kahramanı idi kendisi o dönem.
Kadın pusette yan yana oturan ikizleri görünce yanaştı yanımıza ve sevmeye koyuldu onları.Bilhassa RU çekti dikkatini.Maşallahlar,inşallahlar derken hiç aklımdan çıkmayacak şu lafları etti kendisi:

-"Benim adım Zekiye,yaz aklının bir köşesine.İlerde Zekiye diye bir kadın vardı bana demişti dersin:bu çocuk ilerde çok büyük bir adam olacak,yani çok iyi yerlere gelecek,üst düzey bir iş yapacak ve sana en çok bu çocuk bakacak.En büyük hayrı bu çocuktan göreceksin.Demedi deme..."

Kahin teyzem diye sevesim geldi kadını.İçine mi doğdu?Hemen oracıkta bir senaryo yazıp sahneye mi koydu?İşi gücü yoktu, laf ola beri gele lafazanlık mı yaptı yoksa düşüncelerimden ötürü Allah'ın karşıma çıkardığı bir ikazmıydı bilemedim.Bakıp göreceğiz kehanetlerin realitesini...
Belki de bir bürokrat yetiştiriyorumdur kim bilir :)
Velhasıl, ben doğurdum diye söylemiyorum,keyifli bir çocuktur RU'cuğum.
Abisinin haşarılık ortağı,ikizinin küçük bebeği,babasının huydaşı,ikinci kalesi,annesinin löp löpü,pamuğu,ördek dudaklısı Rüzzzzzz'ü dür O.

Ve işte dün akşamdan son bir RU enstantanesi:

Akşam iş çıkışı kafileyi toplamışız, arabadayız;keyifli neşeli eve dönüyoruz.Gün içerisinde internetten okuduğum bir haberi aktarıyorum çocuklara:
-Biliyor musunuz ben bir haber okudum bugün,sizinle paylaşmalıyım mutlaka.Diyor ki haberde:Fazla şeker tüketimi çok tehlikeliymiş.Özellikle doğal olmayan şeker;mesela abur cuburların içinde bulunan ya da en basiti beyaz toz ve kesme şeker bile çok zarar veriyormuş vücudumuza.Kanser hücrelerinin en sevdiği besin imiş şeker.Hızla çoğalıyorlarmış gereğinden fazla yapay şeker girince vücuda..
-Kanser ne anne? diyor RU
Bende bu sevimsiz hastalığın öldürücü bir hastalık olduğunu ve vücudumuza iyi bakmazsak bizi de etkileyebileceğini söylüyor,ardından ekliyorum:
-Eğer abur cubur gıdalar yerine,bol bol meyve sebze yersek, vücudumuz bu sevimsiz kanser hücreleriyle savaşır ve bu savaşı kesin kazanır.
ZE katılıyor ordan:
-Pırasa yemeliyiz dimi anne?
RU'da takviye kuvvet olarak şunları ekliyor:
-dimi anne? pırasa yersek komiser* mikropları vücudumuzdan giderler:)

-----------------------------------------------------------------------------
*komiser: kanser :) (dilimizden ırak)

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Havadisler,Yeni Sorunsallar ve İlginç Diyaloglar...

Havalar ısındı-gerçi hala yaz geldi diyemiyoruz o ayrı-bahçe sezonu açıldı;tempomuz da arttı haliyle.
Apartmanda yaşamamıza rağmen ne mutlu ki koskocaman bir bahçeye sahibiz tüm site sakinleri olarak.Üstelik yeşillikler içinde.Apartmanlara sıkışıp kalmış,betonlar arasında çocukluklarının keyfini sürmekten yoksun kalan çocuklara göre oldukça şanslı görüyorum kendimizi bu nedenle.Çocuklar alabildiğine özgür koşup oynuyor bahçe içinde.Bizde kimi zaman komşularla toplaşıp kamelyalarımızda yahut direkt olarak çimlere serilip mini piknikler yapıyoruz keyif içinde.Çocuklar cıvıl cıvıl cıvıldaşırken bizde sohbete dalıyoruz hatunlarla.Eve dönüşlerimiz, çoğunlukla eşlerin eve dönüş saatlerine denk geliyor.Buna karşın, çocuklar hala tatmin olmayıp sürünerek dönüyorlar eve.Bıraksanız bütün gün koşturdukları yetmiyormuş gibi akşamda girmeyecekler eve.Yemek yemek falan da zinhar akıllarından geçmiyor tabi.Onca enerji tüketmelerine karşın yine de sofraya oturulduğunda bin bir naz niyazla yiyorlar yemeklerini.Neyle çalışıyor bu çocukların mekanizmaları biri bana izah etsin lütfen!!!???

Bahçemizden küçük bir kesit
Arka bahçeden bir bölüm...
YA kart oyunlarına hevesli şu sıra.Futbol kartları bahsini ettiğim.Üzerinde futbolcu resimleri olan kartları ellerine alıp çarpıştırıyorlar,yere düşen kartların ikisi birden ön yahut arka(atmadan önce tahminlerini söylüyorlar)geldiğinde, bilen kazanıyor.Dandik bir oyun yani; fakat çocuk hevesi işte..

Top oynamaya da bayılıyor.Kendi gibi futbolsever bir kaç arkadaş edindi ve her gün onlarla maç yapıyorlar büyük bir keyifle..

Haftada iki gün yüzme derslerimiz devam ediyor.Çok zevk alıyor bu işten.Güle oynaya gidiyor derslere.Okul çıkışı biraz geziniyor peşi sıra en sevdiği ulaşım aracı olan trenle varıyoruz tesise.Yüzme işini büyük oranda hallettik gibi.Sadece nefes kontrolünde ufak bir problemimiz var;bir de sırt üstü yüzerken popomuzu yukarda tutamıyoruz;ağır çekiyor birazcık;)Ama zamanla onlarda hallolacak.Aşırı bir özgüven ve ego sorunumuz var birde.Hocanın anlattıklarını dinlemiyoruz bir türlü.Hoca taktik verdiği vakit bizim ki kafayı sağa sola çeviriyor ve başka şeylerle ilgileniyor.Aklı sıra "ben her şeyi biliyorum,sen ihtiyacı olana anlat" der gibi gayet ukalaca tavırlarla meydan okuyor hocaya.Hocadan arada zılgıtı yemiyor değil tabi.Ama YA'nın genel tavrıdır bu;asla akıl vermeye,nasihat etmeye,rehberlik etmeye gelemez.Misal:

Bir kaç gün önce üçü de evde.Bir nedenle birbirlerine girmişler ve yaygara kopuyor bu nedenle.Yanlarına gittim;üçünü de koridora çağırarak karşıma aldım.Eğildim ve;

"Bakın çocuklar siz kardeşsiniz;kardeş olmak çok özel bir durumdur.Kardeşlerle büyümek herkesin sahip olabileceği bir şans değildir.Siz böyle bir şansın değerini unutuyorsunuz bazen.Keyfini sürmek yerine eziyet ediyorsunuz birbirinize bla bla bla ..." gibi bir dolu nasihatı sıralarken ben,RU ve ZE kaldıkları yerden devam ederek kaçıştılar içeri.YA ise-zoraki kaldığı her halinden belli bir biçimde- kımıl kımıl kımıldanıyor.Ben de sarfettiğim onca lafın havada kalmasından rahatsız olarak:
"YA beni anladın mı?" diye sordum.Aynı ukala tavırla:
"Anladım ama bu konuyu kapatsak artık" diye koydu noktayı.Daha ne denir ki o dakkadan sonra :(


Birbirlerine girmek demişken:

Bu ara fazlaca muzdaribim bu konudan ötürü.Bu zamana değin gayet uyumlu ve keyifli vakit geçiren YARUZE kardeşler,bir süredir tabir-i caizse kedi-köpek gibi yiyorlar birbirlerini.Yine keyifliler birlikteyken,yine birbirlerinin yokluğunda mahsunlaşıyorlar fakat bir arada olduklarında mütemadiyen didişir oldular bu sıra.Yaşları itibariyle gelişen bir durum mu yahut yanlış giden birşeyler mi var bilmiyorum fakat oldukça can sıkıcı bu haller.Onlar iki dakika sonra unutuyorlar gerginliklerini lakin biz bu kaos durumlarıyla başetme konusunda biçare kalıyoruz sıklıkla.Birbirlerini itip kakıyor,peşi sıra canı yanan  "annneeeeee" ile başlayan şikayet sözcükleriyle bitiyor yanımda derhal.Şikayet konusunda tavrım hep net:

"Şikayet duymak istemiyorum,sorunlarınızı kendi kendinize halledin" deyip gönderiyorum.Boynu bükük,hüsran halleriyle ayrılıyor yanımdan şikayet sahibi; fakat dedim ya, iki dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar kaldıkları yerden nasılsa.Bu konuyla ilgili olarak RU ile aramızda geçen bir diyalog, trajikomik bir biçimde epey güldürdü beni:
Yine birkaç gün önce, sabah erken saatte uyanan YA ve RU salona geçip oyuna dalarlar.Baba işe gitmiş,ZE uyuyor,bende yarı uyur yarı uyanık halde hala yataktayım.Bir gerginlik durumu hasıl oluyor yine.RU'nun ağlayan sesi giderek yanıma yaklaşıyor ve nihayet burnumun ucunda görüyorum kendisini:

"Anneeeee,YA..." demeye kalkar kalkmaz lafı ağzına tıkıyorum çocuğun:
"Şikayet istemiyorum RU "
!!!
RU yine ağlamaklı ve dikkate alınmadığı hissinden dolayı mahsun bir biçimde zoraki bir cümle kuruyor:
"hıhh, bende sorunumu babama anlatırım o halde"
!!!
Bizim evin mızıkacıları...

Bana sürpriz yapmak için grantuvalet hazırlanarak salonun ortasında dans edip yorulduktan sonra yerlere serilmece...

Tavla, favori oyunlarımızdan...

Konu diyaloglardan açılmışken, kardeşlikle ilgili bir anekdot daha paylaşmadan geçemeyeceğim.

RU ve ZE küçük bir gerginlik yaşarlar yine.Bende her zamanki misyonumla!! "siz kardeşsiniz" le başlayan ve teması kardeşliğin önemi olan demeçlerimden birini veriyorum.
"Siz kardeşsiniz;hem de ikiz kardeş.Çok özel bir durum bu.Herkes kardeşiyle birlikte doğmaz.Mesela YA benim karnımda tek başına büyüdü.Eminim orda çok sıkılmıştır.Fakat siz ikiniz beraber geliştiniz benim karnımda.Birbirinizle sohbet ettiniz,dokundunuz,dertleştiniz;hiç sıkılmadınız bu nedenle...."
RU böler bu duygu yüklü sözleri:
"ama ben orda çok sıkışmıştım biliyor musun anne"
:)

ZE'yi gardrop başından ayırabilirsem, bir ara O'ndan da bahsedeceğim inşallah...
:))

25 Nisan 2012 Çarşamba

Fashion TV'ye model yetiştiriyorum...

İnsanın süslü bir kızı olmaya görsün...


 Sabah yataktan kalkar kalkmaz soluğu gardrobun başında alan;

Gece uykusunda giyeceği pijamaları bile kendi zevkine göre seçen;


Günde 50 kere kıyafet değiştiren;


Sabah okula gitmek için giyinirken annesine kırk takla attıran;

Pantolonda mutlaka jeani ve tabi ki skinny modeli,etekteyse fırfırı gösterişi ve illaki miniyi tercih eden;


Giydikleri içine sinmişse havalara girip babasının karşısına geçerek "tatatatammmmm,babacım nasıl olmuşum" diye beğeni bekleyen;

Fırsatını bulduğu an, annesinin makyaj malzemelerinin başına geçerek sürüp sürüştüren;


Çorabından,ayakkabısına,şapkasınsan,aksesuarlarına kadar uyum ve gösteriş gözeten;

İlla ki kendi tercihlerinde ısrar eden,anne azıcık müdahale edince şiddetle O'nu püskürten;


Saçlarını pek seven,"popoma kadar değiyor" diyerek onlarla övünen ve fakat kıvırcıklığından hazzetmeyip düzleşmesi için annesinin düzleştiricisine göz diken;

Eşofmanla gezmeyi zinhar kabul etmeyen,es kaza okula giderken giymesini istediğimde "hiç okula giderken eşofman giyilir mi ?" diye ukalalık eden ve her nerde ne şekilde olursa olsun eşofmanla dolaşmayı kendine hakaret addeden;

Aşırı kokoş bir kızla işim var işim...

Not:Krem rengi fırfırlı etek bizzat benim emeğimdir :)

9 Aralık 2011 Cuma

Bugünden...

Kaynak:www.bengigencer.com
Güne güzel uyandım bu sabah.

08:30 du saat.Yatak odamın içi ışıl ışıldı.Güneş odayla beraber içimi de ışıttı.Yapraklar dökülmeye başladığından beri,odam güneş görmeye başladı şükürki.1.ci katta oturduğumuzdan, yaz geldiğinde bahçedeki ağaçlar iyice coşunca pencereyi tümden  kaplıyor, dolayısıyla güneşin eve süzülmesini engelliyordu.Kasvetli havanın ruhuma yansıttığı menfi duygulardan mütevellit, hazetmem hiç karanlık sabahlardan.Özellikle güne uyanışlarda daha baskındır bu duygu bende.Nasıl başlarsan öyle devam edersin ya hani,o hesap.Günü karamsar duygularla karşılarsam  şayet,bu his akşama dek eşlik eder bana ve dolayısıyla aileme.

Dün akşamdan,sabah kahvaltıyı kendisinin hazırlayacağını önceden haber vererek beni berhudar eden sevgili beyim:) dediğini yapmış ve kalkıp hazırlıklara girişmişti bile.Çocuklarda uyanmış,dolanıyorlardı evin içinde neşe ile.Her sabah TV açarlardı kalkınca önce,fakat Dijitürk bağlantımızda sorun var birkaç gündür,bu nedenle TV izlenmiyor evde.Pek de iyi oluyor bence,böyle de kalabilir diyeceğim  aslında lakin arada onları zaptetmek,hiç değilse yarım saat mola vermek amacıyla işime yaramıyor değildi hani.Hele ki cumartesi gününü 3 azgın veletle evde başbaşa geçireceğimi düşündükçe hafiften karabasanlar görmüyor değilim fakat park mark bir şekilde geleceğiz üstesinden o gününde.

Mutfaktaki tıkırtılar mest ediyordu beni,tadını çıkardım yatakta epeyce.Gerindim,bebekler gibi mayıştım,yeni değiştirdiğim nevresimlerimin mis gibi kokusuyla kendimden geçip yayıldım iyice.Prenses edasına bürünüverdim hatta ince ince.Unutuverdim bir anda külkedisinden hallice hallerimi, süzülüverdim bambaşka alemlere.Hakkımdı elbet;arada bir araba balkabağına dönüşüvermeden keyfini sürmek gerek böylesi anların.Neden sonra RU'nun yanıma gelip "tuvaletim geldi" deyişiyle döndüm aslıma.Ikına sıkına kalkıp beraberce banyoya geçtik.Yüzümü yıkayıp kendime geldim ve mutfağa yöneldim.

"Günaydın" dedim hane halkına.Kahvaltı hazırlanmıştı.Çocuklar için yumurtalar pişirilmiş,sütler ısıtılmıştı."Bize yumurta yok mu?" dedim."Bilmem yapmadım,diyettesin ya" dedi."Diyette olanlar yumurta yiyemiyorlarmıymış,atladım mı yoksa ben bunu?"diye sordum."Ne bileyim yemezsin herhalde diye düşündüm" diye cevap verdi.Kalktı tekrar yumurta pişirmeye gitti."Gerek yok,boşver" dedim ama dinlemedi.Bende peşinden gidip kendime otsu bir tabak hazırlamaya koyuluyordum ki,"hadi yaa ne yapıyorsun gitsene içeri" diye hafif ters bir çıkış yaptı."Hayırdır? gerginsin,kahvaltı hazırlamak ağır geldi sanırım,yapma istersen bir daha" dedim."Yok gergin falan değilim,her zaman hazırlamıyorum ya ne olacak" diye karşılık verdi.Ama son zamanlarda hayli gergin olduğu dikkatimden kaçmıyordu zaten.İşlerin yoğunluğu,hayat şartlarının ağırlığı,evdeki koşturmacalar yıpratıyordu O'nu iyiden iyiye.Biraz nefes almaya ihtiyacı olduğu aşikar;benimde,O'nunda...

Harala gürele yaptık kahvaltımızı.YA fazla hareketliydi yine.Kahvaltı boyunca poposunda kurtlar kaynıyormuşcasına bir sağa bir sola sürekli savrulup durdu.Dengesiz davranışlarıyla sabrımızı zorladı.Kah çatal yerine eliyle uzandı peynir tabağına,kah savruk hareketleriyle üstüne döktü aldığı lokmaları.Uyarılarımıza lakayt karşılıklar vererek iyiden iyiye gerdi bizi.Normalde lafını ettiğimde anında kendine çeki düzen verdiği "konuşmayacağım seninle" tehditimi bile dikkate almadı."kahvaltın bitti,doğru banyoya" diyerek derhal uzaklaştırdım O'nu sofradan.Fakat aynı zıvanalıkları orda da sürdürdü.Elinde diş fırçası,ağzında köpüklerle yanımıza geldi ve RU ve ZE'yi de ayartmaya çalıştı.Neco kalktı ve bir hışımla banyoya yöneltti hepsini.Üstünü giyerken maskaralıklarına devam etti kaldığı yerden.
"pijamanı katla oğlum"
"katlamıycamm"
"pantolonunu giy oğlum"
"giymiycemmm"
"Neden hep sizin istedikleriniz oluyomuş bakalım" diye de isyanını dile getirdi zibidi.
"Bizim istediklerimiz olmuyor ama canım,bak herşeye itiraz ediyorsun.Bundan böyle sen ne istersen bende aynını yapacağım.Herşeye hayır diyeceğim" dedim bende.
"Bilgisayarda oyun mu istiyorsun?-Hayır.Oyuncak mı istiyorsun?-Hayır.Parka mı gitmek istiyorsun?-Hayır,hayır,hayır,bundan sonra herşeye hayır" deyince,
"Bende sizin dediklerinizi yapmam o zaman" diye başa sardı tekrar.
"Zaten yapmıyorsun" dedim ve laf düellomuz böyle sürdü gitti...

Bazen tanıyamıyorum O'nu.Bambaşka bir çocuk olup çıkıyor.Çok inatlaşmayıp sakin karşılamak,kendi haline bırakmak lazım biliyorum ama bazen iyice geriliyor,bir temiz paylayayım istiyorum ne yalan.
Büyüyorlar,büyüdükçe sorunlarıda büyüyor ve ben bazen kontrolümü kaybedeceğim diye çok endişeleniyorum.
Büyüyorlar demişken;her geçen gün sergiledikleri farklı davranışlarla beraber sarfettikleri muzip cümleler hem şaşırtıyor hem de keyiflendiriyor beni.İşte onlardan bir örnekle gülümseyerek,keyifli hafta sonları diliyorum hem bize, hem herkese...

Dün akşam yoldayız,amcamızı ziyarete gidiyoruz.ZE birşeyler anlatıyor,arada RU ve YA'da ona müdahale ediyor.ZE'de "ama,ama" diye karşılık verince RU önce bir saniye düşündü ve, 
"Ama bakkalda" deyiverdi.
Çocukken kullanmaya alışık olduğumuz"Yağ bakkalda" lafını,"ya" ile başlayan ya da biten cümleler sarfettiklerinde birkaç kez O'nlara da kullanmıştık,ordan aklında kalmış olacak.Her lafa "ama" ile başlayan itiraz cümleleriyle karşılık verdiklerinde ise "aması maması yok" diyorduk arada.RU bu ikisini  harmanlayıp böyle bir cümle çıkardı ortaya.Koptuk resmen...

Eğlence için çok malzeme çıkar bunlardan çoookkk...

6 Ekim 2011 Perşembe

Yeni Başucu Kitabımız...

Salı günü alışveriş için dışarı çıktığımda,YA'nın da bir kaç eksiğini tamamlamak için bir kırtasiyeye girdim.
O sırada,O'nun çok ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir coğrafya atlası ile karşılaştım.İçinde fiziki ve beşeri dünya ve Türkiye haritaları,okyanuslar,karaların ve denizlerin dağılımı,volkanik dağlar,nehirlerin uzunluğuna göre sıralaması,dağlar,göller,dil ve din gruplarının dağılımı,bitki örtüleri,karayolları vs vs....gibi bilgilerin yanı sıra,tüm dünya ülkelerinin bayraklarını gösteren bir tablo da mevcuttu.

Bu atlasın,fazlasıyla ilgisini çekeceğine emindim oğlumun.Hemen edindim pek tabi.

Okuldan döndüğünde O'na,kendisinin çok ilgisini çekeceğini düşündüğüm bir sürprizim olduğunu söyledim.
Meraklı ve heyecanlı gözlerle,
"Ne aldın bana anneeee?" diye sordu.
Eline verdiğimde,önce yeni bir hikaye kitabı daha aldığımı düşündü.Dört tane de yeni hikaye kitabı edinmiştim ayrıca ama öncelikle ilgisini atlasa çekmek istedim.

Beklediğim gibi müthiş alakadar oldu atlasla.Tüm akşam sayfalarını tek tek inceleyip,bana sürekli sorular sordu.Bende büyük bir zevkle cevapladım bütün sorularını.Hemde unutulmuş bilgilerimi tazelemiş oldum sayesinde.
Bayrakların epey kısmını zaten biliyor olması inanılmaz şaşırttı beni.
"Nereden biliyorsun sen bunları annecim?"diye sorduğumda,
"Biliyorum işte" diye hafif ukala bir cevap verdi.

PES 2010 adlı futbol oyunu pek seviyor,burada da dünya ülkelerinin maçları falan yapılıyor.Her ülkenin isminin yanında da ülke bayrakları bulunuyor.Muhtemelen buradan öğrendi diye düşünüyorum.
Bilgisayar oyunlarının,ara sıra faydalı yanları da oluyormuş elbet...

Yanardağlar öncelikle ilgisini çeken konu oldu.Denizler,okyanuslar,kanallar,nehirler ile ilgili yığınla soru sordu.O'nun bu bilgiye aç,meraklı yanı beni çok mutlu ediyor.Hep böyle olmasını ümit ediyorum.

YA'nın huyudur;
İlgisini çeken,hoşuna giden,merakını uyandıran,çok sevdiği objelerini(bu bir kitapta olabilir,satranç taşı da) ilgisi kaybolana dek başucundan ayırmaz,hatta onunla yatar.
Öyle ki;uzunca süre satranç oyunundaki "vezir" taşı ile uyumuşluğu vardır.Hele kitapları hiç ayırmaz yastığının yanından.Ömrü boyunca da ayırmaz umarım.
Bir ara,bahçede bulduğu ne idüğü belirsiz küçük plastik bir tüple günlerini geçirmiş,onunla türlü çeşitli deneyler yapmış (tuz,su,deterjan karışımları vs ) yetinmeyip,kıymetlilerini oturttuğu baş köşesindeki yerinden o da nasibini almıştı.

Ne enteresan şu çocuklar,ne farklı bir dünyaları var.Keşke onların pencerelerinden bakabilsek hep hayata...

Neyse efendim;
Bizim son favorimiz olan "Coğrafya Atlasımız" da,başucu kitabımız oldu iki gecedir.Yetmedi,okula götürdü, "arkadaşlarıma göstereceğim" diyerek.Çok sevdi vesselam.

Bende bu atlası almakla,ne iyi bir iş yaptığımın hazzını yaşadım sonuna dek...

3 Eylül 2011 Cumartesi

Çözüm basitte gel bunu kendine anlat...

Doğdu doğalı,bizden ayrı geçirdiği gün sayısı,toplasan bir elin parmağını geçmez.
Daha ikizler dünya yüzü görmemiş ve ben çalışıyorken YA ile annem ilgileniyordu.Akşamları işten çıkar çıkmaz annemde alıyorduk soluğu.Annemin onca "kalsın burda sabahın köründe uyandırmayın uykusundan,yazık çocuğa" ikazlarına karşın her akşam alır götürürdük evimize.Evde nefes aldığını bilmek bile büyük keyifti bizim için.
Ardından ikizlere hamile kaldım,peşisıra işten ayrıldım.Hep evde,dolayısıyla hep dipdibeydik.RU ve ZE doğduktan sonra ilk 6 altı ay annem bizde idi,ardından dönüşümlü olarak kendi evinde ikizlerin biriyle hep o ilgilendi.Bu nedenledir ki RU ve ZE için 2 ev 2 anne oldu o andan iitibaren hayatlarında.Evlerimiz otomobille 5-6 dakika uzaklıkta,o nedenle böylesi bir çözüm yolu,hem annemin düzeninin bozulmaması hemde benim yükümün hafiflemesi adına en idealiydi.Velhasıl ikizler,biraz zaruriyetten erken alıştılar evden uzak kalmaya.
YA için ise durum çok farklı.Ben ya da babası olmadan asla başka bir yerde kalması imkanlar dahilinde değil.Anneannesi dahi olsa.
Bir keresinde,anneme gittiğimiz bir akşam,uyuyakaldığı için uyanır endişesiyle orda bıraktığımız olmuştu.Geceleri umumiyetle uyanmayan YA,o gece evini yadırgadığından olsa gerek, gecenin bir yarısı uyanmış ve epey süre "Ben annemi istiyorum,ben ailemi özledim,ailemi çok seviyorum,sizi istemiyorum" diye veryansın etmiş.Annem,yaygaraya biraz daha devam etse,bizi arayıp YA'yı almamızı isteyecekmiş ama neyse ki daha fazla direnememiş.
O denli bağımlı ki bize(özellikle bana) ben ya da babası olmadan ayrı bir araca dahi binmiyor.RU bayram öncesi amcasının isteği üzerine 2 gece onlarda kaldı,ardından bir gece de halasında.Gıkını çıkarmıyor ve hatta bilhassa kalmak istiyor.İyi mi kötü mü bilemiyorum.Ama o denli dışadönük ki,bunda böylesi ayrılıkların olumlu payı olduğunu düşünüyorum.Uzmanlar aksini iddia etse de ben arada anne baba dışında yakın akraba da kalmasının özgüven sağladığı kanısındayım,neticede ailesine döneceğini biliyor ve ev dışında farklı bir dünyanın, farklı aileler ve hayatların olduğunu,ailesinden ayrı olsa da hayatının devam edebileceğini,belki erken ama,bu yaşında öğrenmesi ilerde hayata karşı daha sağlam durmasına olanak tanıyacak bence.Ya da umarım öyle olur.
ZE içinde aynı durum geçerli.Bir farkla,ZE daha temkinli bu konuda.Yani çok yakınen muhatap olup,sevgisinden samimiyetinden emin olmadıkça yakınlık kurmuyor kimseyle.Aslında bu durum hoşuma gidiyor.Sanırım bu konuda bana çekmiş kızım.Önce gözlemleyecek,tanıyacak,emin olacak ve sonunda olumlu not verirse samimiyet kuracak.Yakın duyumsadıysa kendine,sağlam köprüler kuruyor sahinden de.Mesela kardeşimin eşi Hacer'e karşı inanılmaz sevgi besliyor ve evlerine her gidişimizde ısrar kıyamet kalmak istiyor.Beraber puding pişiriyor,kek yapıyorlar,bunlar da ZE hanımın en sevdiği aktiviteler olduğundan keyfine diyecek olmuyor haliyle.Eee bi de Hacer sağolsun inanılmaz sevecen ve müşfik bir yapıya sahip olduğundan,ZE hanımın sevgisini kazanması zor olmuyor elbet.
RU ve ZE'de hal böyle iken YA'nın ketum tavrı bazen beni endişelendiriyor.Yani bize fazla bağımlı olması özgüven problemi yaratabilirmi ilerde diye kaygı duymaktan alıkoyamıyorum kendimi.Ufak tefek özgüven eksiği sinyalleride almıyor değilim hani.Ona olan zaafımdan fazlasıyla istifade ettiğini düşünüyorum sıklıkla.Her konuda benden beklenti içinde olması,beni can simidi gibi görüp risk ve sorumluluk almak istemeyişi,fazlasıyla potansiyeli olmasına rağmen(okuldan aldığım bilgiler ve civarında olmadığımda yapabildiklerinden yola çıkarak)"ama ben yapamam" diye kestirip atışı böyle düşünememe neden olan göstergeler arasında.
Daha fazla sorumluluk yüklemeliyim sanırım...
Birde pazartesiden tezi yok,hafta sonları yüzme aktivitesi için kaydını yaptırmalıyım...



12 Temmuz 2011 Salı

Lafla Dövülmek...

YA bu aralar fazla asi bir çocuk haline geldi.Dönemsel huysuzluklardan birine takıldık yine sanırım.Ne istesem,ne söylesem,neden dolayı ikaz etsem hep geri püskürtülüyor YA tarafından.Bende sıcakların etkisiyle sanırım,biraz daha fazla tahammülsüz ve asabiyim.Dolayısıyla bu aralar ikimiz arasında soğuk rüzgarlar esmekte...
Her söylediğime isyankar cümlelerle karşılık veriyor,yahut bir konuda ikaz etmeye,yaptığının doğru olmadığını söylemeye çalıştığımda beni dinlemiyor bile,kafasını çevirip başka şeylerle meşgul oluyor.Bu da beni deli ediyor.Dikkate alınmadığım hissi sinirlerimi gerim gerim geriyor.Bas bas bağırıp çağıran iki kişi olduk evde ve bu çok seslilik beni iyice asabileştiriyor.
Benlik kanıtlama savaşı sanırım bu dönemin adı.Kendi kararlarını kendi vermek istemesi,bizden gelen direktifleri reddedişi,isyan nöbetlerine girişi,hep kendininde birey olduğunu kanıtlamaya yönelik girişimler diye tahmin ediyorum.Bende bazen egolarıma yenilip,tabir-i caizse onunla sidik yarıştırıyorum.Hal böyle olunca evde bir gerginliktir sürüp gidiyor.Ahh sağduyu ahhh,ne lazımsın sen bana böylesi anlarda...
Dün ettiği bir laf,yüreğimin orta yerine koca bir kor parçası bıraktı deyim yerindeyse.Her zaman ki zıtlaşmalarımız neticesinde kulağına asılmamla(böylesi zamanlarda öyle içli bir ağlayışı vardır ki,kulağını çektiğimden canı yandığından değil de ona bu şekilde muamele etmemi hazmedemediğinden yanar canı) son bulan krizin üstünden,benim her zaman ki pişmanlık ve kendi kendimi yiyiş nöbetlerim sonunda,gidip yanına.;
-"Ne olurdu yavrucum biraz daha uysal olsaydın,bak sana kötü davrandığımda bende nasıl kahroluyorum görmüyor musun?Yaptığın hata idi ama bende sana bu şekilde davranmamalıydım.Kulağını çektiğim için özür dilerim,beni affet lütfen"  dedim.
Verdiği cevap beni perişan etti,
-"Annecim ben seni zaten hemen affediyorum ama kendimi affedemiyorum bir türlü".........
Ne denir şimdi bu lafın arkasından ?????

11 Temmuz 2011 Pazartesi

"Benim" Savaşları...

Su sıra;pençesine,ağzına layık bulduğu bilhassa başımızın etini en baş köşeye oturttuğu,herşeyi takan yeni bir sendrom canavarıyla başbaşayız.O canavarla girişilen mücadeleye de şu ismi uygun bulduk:

"Benim" savaşları...

Ellerine geçen her ne ise üçünün birden üstüne üşüşüp "Benimmmm" diyerek yarattıkları kaosu çözmeye, "Birleşmiş Milletler Barış Gücünün" bile güç yetireceğine imkan ihtimal vermem olanaksız.Hal böyle olunca,aciz bir anne olarak,bu savaştan layıkıyla galip çıkmak pek de mümkün olmuyor umumiyetle...
Galip çıkmaktan da geçtim,sonrasında üstüme yapışan vicdan muhasebeleri ve beraberinde getirdiği iğrenç migren ağrıları,durumu öyle ağır hale getiriyor ki,toparlanabilme aşamasında epey efor sarfettmem gerekiyor.
Nasıl birşeydir? Nasıl başa çıkılabilir? Üstesinden gelinebilir mi? Ne zamana kadar sürer? gibi cevabını az çok bilmekle birlikte tatbikte tıkanıp kaldığımız yığınla sorunun,bir an önce en az hasarla üstesinden gelinip,zafer sarhoşluğu keyfini yaşamak istiyor gönlüm,hemde can-ı yürekten...
Hangi biriyle başa çıkayım kardeşim,birine laf anlatmaya kalksam öbürü başka bir sorunla çıkageliyor karşıma,yahut ağlama krizlerine girip durumu daha içinden çıkılmaz hale getiririveriyorlar.
Mesela:
Her sabah kahvaltıda fiks bir kriz sebebimiz vardır bizim:
"Mor Yumurtalık Krizi"
Zamanında,henüz veletler ufak ve ben bu menem durumun ne harplere sebep olacağını bilmez,saftirik,toz pembe rüyalar gören ve cahil bir taze anne iken,her biri farklı renkte,camdan çok şirin 5 adet yumurtalık almış idim.Nerden bilebilirdim ileride bu şirincikler yüzünden her sabah kahvaltılarımızın full doz krizle başlayıp perişanlıklar içerisinde süregiderek,benim tarafımdan en sefil halde sonlanacağını...
Bunu aşmak için bir iki denemelerim oldu,şöyle ki;
Sofraya ilk önce oturan "Mor Yumurtalığa" sahip olma hakkını elde edecek.İşe yarar gibi olduysa da,zaman sonra çamura yatmaya başlamalarıyla bu çözüm,çözümsüzlüğe terk etti yerini.
Şimdilerde "Mor Yumurtalığı" sofraya getirmeyerek krizi büyük ölçüde engellemekle beraber,arada "Ben Mor Yumurtalığı istiyorum" isteklerini " O kirli" diyerek geçiştirmenin daha kolay başedilir bir hal aldığını söyleyebilirim.
Ne alırsanız 3 tane almak zorundasınız -ki bu aile ekonomisini ciddi şeklide sarsıyor,üstelik zaten çok ta büyük olmayan evin çingene çadırından farksız hale gelişi işin daha sinir bozucu tarafı.Beri yandan,3 tane bile alsanız onlar anlaşılmaz şekilde yine ve yeniden mutlak bir huzursuzluk nedeni peydah ediyorlar.
"Yok o benimkiydi, yok ben sünger Bob'luyu istiyorum,yok ama onun ki benimkinden daha büyük,yahut daha güzel(birebir aynı olsalar dahi) vs vs vs..."
Bu sabah,dün akşamdan baki,ebeveynler arası ufak çapta çatışma sebepli bir gerginlikle uyandım güne.Böylesi zamanlarda, kıl tüy herşey beni yayından çıkmaya can atan gergin bir ok misali,sebepsizce,anında ve tüm şiddetiyle rahatsız eder.Üstüne,çocukların olur olmaz her nedenle bir karmaşa ortamı yaratmaları eklenince,yer altında pusuya yatmış,et kokusu almasıyla birlikte ortalığı birbirine katan ucube bir yaratık gibi dehşet saçar,bununla birlikte yarattığım enkazın arkasından oturur ağıtlar yakarım.Bu böyle sürüp giden divane bir döngüdür.
İşte bu sabah,bu gerginlikle birlikte açınca gözlerimi,baştan 1-0 mağlup başladım güne.Olumsuz tüm elektriği var gücümle çektim üstüme.Hal böyle olunca evren de eksik kalmadı yapacaklarında.
Önce iki bücürün altına kaçırdıklarına şahit oldum,çok üstünde durmadım,hatta hiç,çocuk bu yapar.
Ardından duşa sokma savaşı verdim,tüm gücüyle ağlayan ZE'nin sesini bastırabilmek için bir kaç girişimde bulundum,öyle böyle zaferi kazandım,
Giydirmek için peşlerinden kaç tur attım,onu hiç saymadım.
Peşi sıra paylaşılamayan yeni alınmış puzzle savaşı başladı,geçiştirdim öylece,
Kahvaltıda bilmem kaç milyon tane "Hadi" ledim,"Çabuk"dedim,"ağzındaki yut"diyerek kükredim bilmiyorum.
Balkondaki scooter a sahip olabilmek için girişilen kafa kol mücadeleleri ve ellerinden alıp kapıyı kilitlememle birlikte ikisinin birden cıyak cıyak bağırmak suretiyle tüm apartman sakinlerine verdikleri rahatsız edici konçertoyu defetmek haylice gerdi ve yordu,
Devamında,dişler fırçalanırken,saç taranırken,üst baş dertop edilirken,girilen mücadeleler neticesinde stresim iyice tavan yaptı,
Ve en son kapıdan çıkarlarken,o anki asabiyetle gerekçesini tam hatırlayamadığım bir nedenle çıkarılan karmaşa bardağı taşırdı ve RU'yu orta şiddette sarsmamla doruğa tırmandı.Bu kaosun yarattığı gerginlikten  daha fazla nasiplenmememiz adına onları uğurlamadan derhal ortamdan uzaklaşarak YA'nın odasına geçtim ve biraz önce çocukların paylaşamadıkları puzzle ı nedensizce yapmaya koyuldum.Neden sonra içine düştüğüm durumun vehametini anlayıp birazcık kendime geldim ve hıçkırıklarla bağıra bağıra ve hatta böğüre böğüre ağlamaya başladım.Öyle ki ağlamaktan yorulduğumu hissettim,ama sanki akıttığım her damla gözyaşı içimden  dışıma akıtmaya çalıştığım zehir zerreleriydi.O zerreler bedenimden ayrılınca daha sabırlı,daha müşfik,daha sakin bir anne olacaktım sandım.Onca aymazlığıma rağmen hemde...
Bunca debelenmenin ardından payıma düşe düşe,öğlen sonuna dek devam eden dehşet bir migren ağrısı ve eşliğinde mide bulantısı kaldı...

16 Mayıs 2011 Pazartesi

3'e 1 kala...

3 yaşımıza 1ay kala huylarımızda inanılmaz değişimler var bu ara...
ZE hanımda özellikle...
O,halim selim,melek soylu, güzel huylu, sakin, uyumlu, sevgi kelebeğinin yerini şimdilerde, asi, dediğim dedik, dik kafalı, saldırgan, huysuz,yaygaracı bir delibaş devraldı.
Öyle böyle değil,hele katlanılır türden hiç değil.O anlarda kendime hakim olmakta epey zorlanıyorum,ama çevremdekiler ısrarla ne kadar sabırlı olduğumdan dem vuruyorlar.
Sabah okula gidecek,giysilerini çıkarıp gösteriyorum:
-"Hayıııııırrr ben onu giymiycemmmmm"
-"Ama çok güzel bak,üstelik sana da çok yakışıyor"
-"Hayırrrrr ittemiyorum,ben Hello Kittyli giycemm"
-"Ama annecim hep aynı şeylerde giyilmez ki"
-"Giycem işte,ben onu giymiycem(benim önerdiğimi)"
-"Ayyyyhhhh tamam ne istiyorsan onu giy" ee pes yani...
Mütemadiyen her sabah yaşanan manzara bu.İkizi RU ise ne giydirirsen razı,oğlan işte...
Bu sabah tutturdu illaki mor eşofman altını giyecek,ee hadi giysin dedim,ama baktım ki popo kısmında dikiş atmış,sökük var:
-"Annecim o sökülmüş,onu giymeyelim,ben onu dikeyim,yarın giyersin,şimdi bunu giy olur mu?" diye eline başka bir mor alt veriyorum,
-"Hayırrrr ben bunu giyicem"
-"Ama kızım bak burası sökülmüş,olmaz ki böyle,popon görünür sonra"
-"Hayır bişey olmaz ben bunu giycem" dedi ve giydi bile,
-"ee tamam çıkar o zaman şimdi dikeyim öyle giy", cevap aynı:
-"Hayır işte"
-"Amannnnn ne halin varsa gör,uğraşamayacağım seninle"
Sökük öyle çokta büyük olmadığından çok üstünde durmadım artık,tahammül gücüm tükenirse ortaya avaz avaz bir durum hakim olur ki bunu da bünyem hiç kaldırmıyor.
Geçenlerde İzmit'e çok çok yakın bir arkadaşıma(hatta kardeşten öte) kahvaltıya gittik,Hacer(müstakbel gelinimiz),kardeşi Seda ve kız kardeşimle birlikte.Eee birde ZE hanım tabi...
Gittik,kahvaltımızı yaptık,oturduk keyif çayları,kahveleri içtik,bol sohbet muhabbet herşey yerinde,herşey süper.Arkadaşım Sırma'nında İlkim adında çok şeker bir kızı var,ZE'den 2 ay küçük.Çok bilmiş,çok fırlama bir velet.Gel gör ki bu iki sıpa,ota ..oka herşeye kavga ettiler,hiçbir şeyi paylaşamadılar.Bu duruma alıştık,evden aşinayız ama dışarı çıktığımızda ZE hanımın yaşattıkları fecahatti.
Önce İlkim'in puseti için etmediğini bırakmadı.Ben yanımda götürmemiştim,Sırma da İlkiminkini açınca kıyamet koptu.
İllaki kendisi binecekmiş,ama o İlkimin desekte nafile,parçalıyor kendini,yerlere atıyor.Bende en sonunda bıraktım elini,ne halin varsa gör ben gidiyorum dedim.
Kimin umrunda,döndü arkasını ters istikamete doğru hızlı adımlarla yürüyor.Ben ona tavır yapacaktım oysaki...
Arkasına bile bakmadan gidiyor,baktım dediğim dedik takıldım peşine mecbur.Koştur koştur zor yetiştim,az kalsın yola çıkacaktı.
Elinden tutmak isterim,tutturmaz,sakinleştirmek isterim,mümkün değil.Katır damarı tuttu bir kere.En sonunda "ahhhh yeter artık"deyip kaptığım gibi kucağıma,deli danalar gibi böğüre böğüre ağlaması eşliğinde devam ettik yolumuza.Ama bu nahoş tavırları gün boyu devam etti.Bezdirdi ve götürdüğüme götüreceğime pişman etti beni.Oysa ki bir zamanlar,sakin,muhlis tavırlarından dolayı bu tip tek kişilik gezmelerde hep o eşlik ederdi bana.Kontrol etmesi daha kolay olduğundan  nitekim.
2,5 yaş sendromu bizde biraz tehirli lakin acısını çıkarırcasına sancılı başgösterdi. Isırmalar,sıkmalar,mıncıklamalar,vurmalar,köşeye sıkıştırmalar,çocukça şiddetin masumane haliyle her türlü varyasyonlarını kendisinde görmek mümkün.Bu çok canımı sıkan bir durum.Halbuki elimizden geldiğince şefkatli davranmaya özen gösteriyoruz,haa arada tarafımca çıldırma nöbetleri olmuyor değil ama bu denli saldırgan olmasına sebep olacak kadar vahim değil kanımca.Sanırım bu bir süreç,bir süre sonra geçip gidecek.Ya da umarım öyledir.Oğullarımda böyle bir tutuma hiç şahit olmadığımdan,kendisinden hiç ummadığım kızımda rastlamak şaşırttı beni.Ama umuyorum ki geçecek,geçmesi lazım...
Bir de bu aralar başka bir can sıkıcı durum daha ortaya çıktı ki,bu mevzudaki sıkıntımı körükledi resmen.
Her can sıkıcı durumda,canını sıkan kim olursa "Sen ..oksun" (kaka kelimesinin argodaki versiyonu) diyor. :((
İlk duyduğumda ağzım açık kaldı,nerden duydu?nasıl oldu?derken cevabı kendim buldum.Kısa bir süre önce dayımızla birlikte,Ata Demirer'in "Eyvah Eyvah 2" adlı filmini izlemiştik.İçinde küfürvari şeyler olmadığını duyduğum ve çokta eğlenceli bir film olduğunu bildiğimden izlemelerinde sakınca görmemiştim.Lakin anladım ki çocuklar içinde cımbızla çekiyorlarmış.Nitekim sahnenin birinde, Hüseyin kız arkadaşını görmek için evinin önüne gidiyor ve panik halinde ördeklerin dışkıladığı yere düşüyor.Her yanı pislik oluyor.Babası ne olduğunu sorduğunda "Ördek ...okuna düştüm" diyor.Çok gülmüşlerdi bu sahnede,birkaç kez de tekrar edip gülüştüler hatta.Ayıp olduğunu söyleyip uyarsamda akıllarında öyle bir yer etmiş ki,unutmamışlar.Özellikle ZE hanım.YA ve RU kullanmıyor şükür ki.Lakin ZE her söylediğinde RU şikayet etmek için yanıma geliyor  ve ben ZE'yi uyardığımda bundan müthiş bir haz alıyor.Okulda da tekrarlıyormuş bu can sıkıcı tutumları ne yazık ki.Bu da beni ziyadesiyle mutsuz ediyor.Ne şekilde davranacağımı şaşırıyorum.
Uzmanlar yaptığının yanlış olduğunu anlatın diyorlar..Eee anlattım,hemde kaç kere.
Kısa süreli molalar verin diyorlar,ee onuda yaptım,cıkkk olmadı.
Görmezden gelin,üstünde durmayın,olumsuz tavırlarınız bile onun nazarında ilgi çekmek olarak addedilir ve tavrına devam eder diyorlar,onu da denedik,yok anam oda olmadı.
En son klasik biber sürme tekniğini !!:) bile denedim yok yok yok.Ne yaptıysam henüz vazgeçiremedim bu çirkin tutumdan.
Biliyorum ki,o tüm şirinliğiyle,en masum haliyle bunun ne anlama geldiğini bile tasavvur edemiyor,tepkisini bu şekilde dile getiriyor sadece.Ne yapmalı ne etmeli,bir uzmandan destek istemeli sanırım...

6 Mayıs 2011 Cuma

Hem uyur hem gezer...

Dün akşam 21:40 gibi uyudu çocuklar.Üçüde yattıktan sonra geçtim bende PC nin başına.Neco da koltukta sızma ile TV izleme arasındaki ince çizgide gidip gidip geliyor.Bu trajikomik duruma şaşkınlıkla beraber kırılıyorum gülmekten.Adamcağız yorgunluktan mıdır,vitamin eksikliğinden mi,yoksa yaşlılıktan mı bilmem her akşam aynı vaziyette sızıp kalıyor olduğu yerde.
Öyle ki kimi zaman bilgisayar başında bile uyukladığına şahit oluyor,gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum.Tuvalette horlamışlığıda var ama konuyu uzatıpta adamı cümle aleme rezil rüsva etmenin alemi yok dimi?Neyse konumuz bu değil...
Çocuklar uyuduktan yaklaşık bir saat sonra,koridordan ayak sesleri işittim.Başımı çevirip baktığımda YA'nın geldiğini gördüm,birkaç saniye durakladıktan sonra içeri gelmesini beklerken koridordan uzaklaştı,bende salondan izliyorum.Ardından daire kapısının açıldığını duydum,şaşkınlıkla beraber fırladım yerimden ve açık kapıdan çıkıp YA'nın peşine takıldım.Allah Allah nereye gidiyor bu çocuk derken,asansörün kapısının önünde,gözleri kapalı,elinde uyumadan önce yanında bulunan boya kalemi,asansörün düğmesine basmaya çalışırken buldum.Şok ve şaşkınlık içerisinde:
"Annecim ne yapıyorsun burda?" dedim,
Uykudan gözünü açamayan tosbağam,inlemekten öteye geçemeyen bir karşılık verdi.Kaptığım gibi kucağıma içeri getirdim.Salonda bir süre kucağımda tutarak oturduk,tabi o herşeyden bihaber uyumaya devam ediyordu.Ardından yatağına götürüp yatırdım.
Bu ilk kez başımıza geliyor.Gece uyanıp yanımıza gelmişliği çoktur ama ilk kez dışarı çıktığına şahit oluyoruz.Aslında her akşam kapımızı anahtarla kilitler,üstteki emniyet kilidini de muhakkak kapatırız.Ama dün akşam ihmal etmişiz nasıl olduysa.Neyseki henüz uyumuyorduk da görme imkanımız oldu,yaa derin uykuda olup duymasaydık evden çıkışını.Allah muhafaza...
Bundan böyle defalarca kontrol edip öyle yatacağız elbette.Lakin neden böyle bişey yaptı ki bu çocuk?Var mıdır altında yatan psikolojik bir neden? diye kendi kendimi yiyip internetten ufak bir araştırma yaptım tabi.

En sık 06-12 yaş aralığındaki çocuklarda görülüp,uzmanlarca hastalık olarak kabul edilmemekteymiş.Buna sevindim elbet.Sorun yatma tekniğinin tam olarak bilinmemesinden kaynaklanıyormuş.Tekniğimi varmış ki bu işin?Rüya görülmeyen derin bir uykudan uyanma probleminin yarattığı bir sorun olarak tanımlanıyor.Uyumama gibi bir sorundan çok uyanma sorunu olarak düşünülen bu özellik,insanların uyanmayı isteyipte içten içe takılması ve uyanmayı tam olarak başaramaması olarak ifade ediliyormuş. 

Neyse ki altında psikolojik bir etken yok gibi.Umarım tekrarlamaz.
Birde rüya problemimiz var bir süredir.Umumiyetle her gece uyanıp yanımıza geliyor ve uykuya bizim yatağımızda devam ediyor YA.Ama bazı geceler beni de uyandırıp korkunç bir rüya gördüğünü ve korktuğunu   söylüyor,yanısıra "anne,benim için dua eder misin?" diyor.Bende dua edip onu rahatlatmaya çalışıyorum.Sabah uyandığımızda rüyasını hatırlıyor ve genellikle elektrik çarpması neticesinde korktuğunu belirttiği rüyalar anlatıyor.Epeydir elektrikle ilgili korkularımız var.Bir ara prizlerin yanından geçirmiyordu bizi.Dokunmak şöyle dursun,deli gibi bağırıyordu prizlere yaklaştığımızda.Trafoların üstündeki kuru kafalar epeyce süre sohbet konusu olmuştu aramızda.Şimdilerde bu fobiyi aştığımızı düşünüyordum ki,bilinçaltında hala bu fobiyi muhafaza ettiğine ve rüyalarında gün yüzüne çıktığına şahit oluyorum.Bu konuda yapabileceğimiz birşey var mı ya da durumu zamana bırakmak mı gerekir şimdilik bilemiyorum.

Canım oğlum minik kafandan daha neler geçiriyorsun kimbilir...

11 Şubat 2011 Cuma

RÜZGAR gibi eserdi,şimdi ise Sam Yeli...

Öyle bir oğulcuğum var ki benim,
Kendi kendine yetebilen, sıcakkanlı, girişken, tezcanlı, kurnaz tam bir şirinlik muskası.

Onun adı Rüzgar yani kısa koduyla RU...

Doğduğunda dolma burunlu, çirkince bişeydi, hastanede karışmış olabilme ihtimalini düşündürtecek kadar;)
Sürekli ağlaması,3 çocuğa nasıl bakacağım endişesi taşıyan,depresyonun  dibine vurmuş şahsıma öylesine ağır geliyordu ki...
Anneme mütemadiyen,
"Ben bunu istemiyorum,alın götürün siz bakın" lafını söyleyecek sapkınlığa ulaştığını söylemem yeterli sanırım.
6 ay boyunca sürekli ağladı,kolik belası yüzünden tabi.
Bende her ağladığında içten içe kinleniyordum,minicik bedeniyle çaresiz yatan,annesinden medet uman,zavallı yavruma...

Şimdi o günleri ve aklımdan geçirmekle yetinmeyip dışa vurduklarımı düşündükçe utanıyorum kendimden ama hakikaten çok zor günlerdi benim açımdan.2,5 yaşında,hayatımın merkezinde yer alan YA,bir anda ikinci hatta üçüncü plana düşecekti,yeterince ilgilenemeyecektim,bu durumdan nasıl etkilenecekti endişesi kurt misali kemiriyordu içimi.O nedenle zehir ettim o günleri hem kendime hem minik kuzularıma.Ama en çok RU'dan çıkardım sanki hıncımı,sürekli huysuzlanmasından mütevellit.

Affet beni kuzum...

Gün geçtikçe,benim huysuz oğlum daha sakin,daha oturaklı  bir karaktere büründü.Gelişim konusunda hep o önderlik etti ZE'ye kıyasla.

Mesela ilk dişi o çıkardı 29 Ocak 2009 da 7 ayını yeni doldurmuşken,

İlk o yürüdü,tam 1 yaşında,

Tuvalet eğitimine ilk o adapte oldu tam 2 yaşında,hemde 1 hafta gibi jet bir hızla(maaşallah diyeyim en çok benim nazarım deyiyor çünkü)

İlk anlamlı kelimeler yine ondan çıktı 2 yaşına girmeden,sonra da susturamadık zaten...

Yemek sorunumuz hiç olmadı çok şükür,önüne ne koyduysam yedi şayet açsa(bu konuda babamıza çekmişiz),o nedenle hiç zorlamadım onu.
Yemek istemiyorsa acıkmadı demekki ya da biraz yiyip "ben artık yemiycem,doydum,eline sağlık annecim" demişse "peki oğlum" deyip tamamladık bu faslı.

Dışardan geldiğinde hemen montunu,ayakkabılarını çıkartır,yıkar ellerini,uyarıya gerek kalmadan.
Yardımsız giyer üstünü başını.

Hiç naz yapmaz,yabancılamaz,utanmaz sıkılmaz,girdiği her ortama anında uyum sağlar(bu huyu da babadan) ve kırk yıldır tanıyormuş gibi sırnaşır iki dakka içinde,bayılır herkes bu nedenle ona.Herkesin favorisidir bu sebepten en çok.

Uyku konusunda da üzmez beni minik tosunum,öğlende akşamda ver eline biberonu kendi uçar yatağına,bitirince sütünü "anneeee bittii,alııımısın?" diye ikaz eder,ben biberonu alır almaz da döner arkasını geçer uykuya.Arada istisnalar da vardır tabi.Yataktan kalkıp evin içinde gezinmeler vs.Ayak sesini duyup tekrar koyunca yatağına bu kez direnmez ama.Bazı geceler bizim yanımıza yatmak ister,kırmayız bizde,ama 5 dakka geçmez "ben kandi yatağımda yatcam" diye döner yatağına.Uykusunda konuşur sürekli,çok komiktir bu hali çok güleriz.Sürekli birşeyleri paylaşamaz onun kavgasını verir."o benim topum,hayır o benim Kaayumm"vs vs...

Çok kurnaz ve üç kağıtçıdır aynı zamanda,
"Hadi Zeynep bana kaka de" der mesela,
ZE de "Kaka" deyince bu kez bana döner ve
"Anne Zeynep bana kaka dedi,sen ona kıt(kız) ağzına biber sür onun" diyerek ortamı kızıştırır zıpır oğlan.
Anne de "ben biliyorum kimin ağzına biber süreceğimi" deyip kapatıverir mevzuyu uzatmadan.

YA ile müthiş anlaşırlar.Bir araya geldiler mi durum fecahat.Koltuk tepeleri mi demeli,masa üstlerimi,yoksa çekmeceler mi?Kıkır kıkır kıkırdamaktan yorulmak bilmezler.Abuk subuk kelimelerden oluşan lisanları vardır birde kendi aralarında.Muhtemelen kendileri de anlamıyorlar lakin kulaklarına hoş geldiklerinden olsa gerek söyleyip söyleyip gülerler.ZE ile anlaşmaz YA ile anlaştığı kadar hem cins olmasının etkisinden sanırım.ZE 'yi öpmez,öptürmez de ama YA'ya yapışır sulanır resmen,sanki aynı karında aynı anda ikisi yatmış.Tuhaf işte...

Öyle bir oğlum var işte benim,
Daha çok şey var anlatacak,sığmaz sayfalara
Anlatılmaz yaşanır,

SEVİYORUM SENİ ÖRDEK  DUDAKLIM,HEMDE ÇOOOKKK


14 Ocak 2011 Cuma

Bizim kızın halleri...

Yazdan kalma bir Tuzla akşamı...
Annesi,o pamuk yanaklarından defalarca öpmek isteyince,kız sonunda sıkılıp,annenin yanağına harbi harbi bir Osmanlı tokatı yapıştırıverir.
Anne, ne olduğunu şaşırıp şokun etkisini atınca üzerinden,kendisine kızdığını ve annelere,büyüklere daha doğrusu kimselere vurulmaması gerektiği konusunda kısa bir ders verdikten sonra özür dilemesi gerektiğini söyler lakin kız da tık yok!!!

ı-ııhh diyor başka da bişey demiyor.
"Ama ben çok üzüldüm" diyor anne,
"Üzüüüül" diyor kız,
"Ama ağlarım "diyor anne,
"Ağlaaaa " diyor kız,

Hatunun zerre umru değil.
Anne bir süre tavır alır,kız arada "annecim" nidalarıyla annenin nabzını yoklar,anne bunu fırsat bilip her defasında "ama sen anneye vurdun ve anne çok üzüldü,özür dilemen gerek" desede kız dediğim dedik,annesi gibi delibaş,nuh der peygamber demez.Çevirir kafayı geri döner...

Anne sonunda dayanamaz,bir vesileyle sarılır minnoşuna,ama bu arada yine sokuşturuverir araya "özür dilemeyecek misin anneden?"diyerekten,

ve kız sonunda pes eder,birazda annenin yumuşamış tavrından esinlenerek...

"Özüü dileyim anne" der

ve anne muradına erer...


Geleceğe not:

30 ay 21 günlük Ze..

Boy:    94 cm
Kilo : 15,4 kg

15 Ağustos 2010 Pazar

Zeynep'ten ve Zeynep'e


Bir kız çocuğu her anneye kısmet olmalı bence...Kız çocuk sahibi olmak,annenin hemcinsi olduğundan belki daha özel bir deneyim anne açısından diye düşünüyorum.Evladın kızı erkeği olmaz diye düşünenler olabilir, katılıyorumda buna,fakat paylaşımların ortak oluşu ve daha minicikken bile her davranışında bir incelik,sıcaklık ve anaç tavır bulunuşu beni biraz daha yakın hissettiriyor kızıma...


Bu aralar bıcır bıcır,sürekli konuşuyor.Artık derdini açık açık anlatır hale geldi, e tabi 26 aylık oldu az da değil...Rüzgar'la kıyaslayınca açık ara önde dil gelişimi.Ancak biliyorum ki her çocuğun gelişim süreci farklı o nedenle pek doğru bulmuyorum kıyaslamayı...Zaten Rüzgar'da epey anlatıyor derdini sorun yok yani...


Müzikle aramız çok iyi sanırım üç çocuğumdan en az biri müzikle alakadar olacak ki bu beni çok mutlu eder doğrusu...Anne yapamadı çocuklar yapsın bari...
Sanata mutlaka ilgi duy...Ruhun ışıklansın....

Rüzgar'dan ziyade Yamaç'la arası çok iyi.Aslında onun Rüzgar'la sorunu yok fakat Rüzgar nedense pek hoşlaşmıyor Zeynep'le bu da beni çok üzüyor eminim Zeynep'i de.
Umarım zamanla değişir....
Kardeşlerinle hep yanyana,hep omuz omuza ol,hep sevin birbirinizi...

Öpücük delisi,tam bir sevgi böcüğü,yüzünden gülücük eksik olmuyor,mutlu bir çocuk şükür ki,
hep böyle devam eder umarım...
Koşulsuz ve şartsız sev insanları,hep...

Hele bir küsüyor ki evlere şenlik...İnsanın sürekli küstüresi geliyor o halini görüp gülmek için:)
Gönlünü almaksa çok basit:Gülümse ve bir öpücük al:)
Ömrün oldukça dilerim hep gül ve kin besleme kimseye...



Kıvır kıvır saçları inanılmaz güzel,belki ilerde föne çok zaman ve para harcayacak ama ben çok hoşlanıyorum bu halinden,umarım oda saçlarıyla ve kendiyle barışık biri olur ömrü boyunca....

Asi ruhlu,ne yaparsan yap kendi bildiğini okuyor...Kafasına koyduysa birşeyi hiç kimse mani olamıyor ona...
Hayat boyu doğru bildiğinde şaşma kızım,yolundan çevirmeye çalışanlara dön arkanı...


Seninle yapacağımız çok şey var çooooooookkkk....
Düşündükçe heyecanlanıyorum...
Sağlık ve huzur eksik olmadıkça....


Erkeklerim siz üzülmeyin,anneniz hepinize yeter...

29 Temmuz 2010 Perşembe

Nerde yanlış yapıyoruz???

Bu kadar utangaç olmasındaki payımız nedir? diye uzun zamandır kafa yoruyorum... Netten,kitaplardan,dergilerden vs...pek çok yerden edindiğim bilgiler ışığında bu durumun altında yatan sebebin güven eksikliği olduğunu zaten biliyordum ama tasdik etmiş oldum.

Bu durum beni o denli rahatsız ediyor öylesine üzüyor ki tarifsiz...İçimde bir yerlerde oluşmaya başladığından beri tek derdim,onun,ayakları üzerinde durabilen,kendinden emin,sağlam adımlar atan,güçlü,saygılı,herşeyi ve herkesi koşulsuz seven,erdemli,nazik ve düşünceli bir birey olarak yetişmesine yardımcı olmaktı.

Bunun içinde kimi zaman yanlışlar yapsamda genel olarak dikkatli olmaya çalıştım yukarda saydığım vasıflara sahip olması için.Demek ki bir yerlerde hata yapmışız ki şimdi bu can sıkıcı konuyla muhatabız.

Genel olarak dışa dönük,hareketli,sosyal bir görüntü çizsede,bireysel ya da grup olarak katıldıkları etkinliklerde yahut kişilerle birebir muhatap olması gerekli durumlarda hep bir çekingenlik ve tutukluk durumu söz konusu.

Mesela; okulda özel günlerde gerçekleştirdikleri gösterilerde ortadan kaybolarak katılmayı reddedişi,

Kayıtlı olduğu ajansın davetiyle gerçekleştirilen deneme çekimlerindeki çekingen tavrı ve istenileni veremeyişi,

En sonda yine ajansın davetiyle bir film yapım şirketinin dizi projesi için özel olarak istenip gidilen çekimlerdeki ürkek tavrı......

Utangaçlığı konusunu yüzüne vurmuyoruz asla,çünkü bu bir suç değil.Sadece üzülüyoruz anne ve baba olarak neyi yanlış yapıyoruz diye.

Acaba erken yaşta iki tane birden kardeşi oluşu mu sebep oldu bu tutuk tavrına,ya da biz mi atladık bu koşturmacada onun duygularındaki hassasiyeti...

Aslında hep önemsedik,hep önceliğimiz oldu Yamaç.Ne olursa olsun onu çok sevdiğimizi her fırsatta dile getirdik kendisine.

Bazen sinirlenip "anne ben seni artık sevmiyorum" dediğinde ben "olsun ben her zaman seni çoooookkk seviyorum"dedim hep.

En ufak başarısında ayakta alkışladık daima,

Fakat hiç mi hata yapmadık...Ohooooo hemde yığınla...

Stres ortamında fazlaca yükselttik sesimizi kimi zaman,

Otoritenin dozunu fazla kaçırdığımız zamanlar oldu,

Elinden bardağı düşürüp kırdığında bağırmadık mı hiç?...

"Hep böyle yapıyorsun,sana kaç kere söyledim anlamıyor musun?,neden ortalığı dağıtıyorsun?" lu cümleler kurmadık mı yani?....

Kendi içimde öyle paranoyalar yaşıyorum ki,hayatımın hiçbir evresinde bu denli kuruntular,bu denli pişmanlıklar,bu denli gelgitler yaşamadım.Ebeveyn olmak "anne" olmak böyle bişeymiş meğer.Yaptığın her yanlışta pişmanlıktan kıvranmak,üzüntülerin en büyüğünü yaşamakmış...

Kendi kendime söz veriyorum;bu saatten itibaren çocuklarımla ilgili her konuda şimdi olduğumdan çok daha hassas ve dikkatli olacağım,

Çünkü çocuklarımı gerçekten çooooooooooookkkk seviyorum...



Posted by Picasa

20 Temmuz 2010 Salı

İstekler,kaprisler,tepkiler....!!!!!


Sabah kalkar kalkmaz ilk işi mutfağa gidip bir kase nesquick doldurup onu lüpletmek.Bende o tabağı doldururken çıkardığı sesle uyanmış oluyorum böylece...

 Ardından kahvaltı hazırlanana kadar kardeşiyle öpüş kokuş,itiş kakış...Sonrasında ana kahvaltı ve hemen ardından hep aynı nakarat:
"Anneeeee bahçeye çıkıp bisikletime binebilir miyimmmm???"
"Dişlerini fırçaladın mı Yamaç'cım"
"Ama fırçalamak istemiyorummm:((("
"O halde bende dışarı çıkmanı istemiyorummmm.."
"Tamam fırçalıycam"

Apar topar fırçalanan dişlerin ardından hemen üst değiştirilir ve ışık hızıyla anahtar kapılıp dışarı çıkılır...Depodan bisiklet alınır ve hergün aynı heyecan ve hevesle pedallara kuvvet çevirilirde çevirilir...

Yaklaşık 1 saat sonra anne:

"Oğlummmm hadi biraz yukarı çıkta dinlen sonra tekrar inersin"
"Anne lütfennnnn biraz daha"
"Peki 10 dakika sonra çıkacaksın ama söz mü??"
"Tamam söz"

10 dakika geçer ve anne tekrar:

"Yamaççççç 10 dk bitti hadi bakalım"
"Ama anneeee daha bitmedi"
"Söz vermiştin ama oğlum hadi lütfen"
"Ama anne daha 1 dk oldu"
"Yamaççççççççç"

Ve çığlık kıyamet eve dönülür.Sonrasında her 10 dakikada bir "anne tekrar dışarı çıkıcam dimi?" sorularına maruz kalınır....
Mesela bugün kahvaltıdan sonra yaklaşık 1 saat kadar bahçede oynadıktan sonra babamız havuza götürmek için eve geldiğinde havuza gitmek istemediğini bahçede oynamak istediğini söyledi.Babanın ikna çalışmaları yeterli olmayınca biraz zoraki arabaya bindi ve gitti.Fakat eve gelince havlu ve mayosunu asmak için çantasını açtığımda ikisininde kuru olduğunu görünce sorduğumda "hayır havuza girmek istemedim onun için girmedim" diye karşılık verdi.Ne de olsa kararlarını artık kendisi veriyor....

Hatta bazen es kaza emri vaki yaparsak "Anne buna sen karar veremezsin" diye de ukalalık yapabiliyor küçük beyimiz...
Hoşlanmadığı kişi veya durumlarıda anında dile getiriyor ki bu bazen şok edici olabiliyor...

Bütün bunlar kişilik gelişiminin bir parçası ve olması gerekende bu zaten.Bu nedenle ona tepki göstermiyor aksine onunla gurur duyuyorum....

8 Temmuz 2010 Perşembe

Kuzulardan kısa kısa...





Gün geçtikçe daha ballanıyor minik kuzularım.Hergün yeni bir mimik,yeni bir ifade şekilleniyor yüzlerinde.Dilleri ise artık dönmekten öte şakıyor resmen...

Biri erkek biri kız olmasıyla beraber farklı birçok özellikleri daha var birbirlerinden.Anne karnından dış dünyaya ilk merhabalarında Rüzgar aralamıştı önce kapıyı;bu her konuda hep bu şekilde devam etti...İlk diş,ilk emekleme,ilk yürüyüş,ilk kelimeler,ilk tuvalet alışkanlığı ve aklıma gelmeyen ne varsa ilk Rüzgar önderlik etti hep.Kısa süre sonrada Zeynep izledi onu.Belkide uyanık bebeğim kendini riske atmamak adına rehber olarak tayin etti kendince Rüzgar'ı...

Yamaç ikisininde en sevdikleri..Yani Rüzgar'la Zeynep pek hoşlaşmıyorlar birbirlerinden.Aslında Zeynep daha sevecen ve çok içten.Yamaç'ı da Rüzgar'ı da inanılmaz seviyor ve bunu açık açık gösteriyor fakat sanırım Rüzgar bu konuda biraz nasıl desem hoşlanmıyorum bu kelimeden fakat "kıskanç".Evet öyle maalesef:( Zeynep'i öptüğümüzde ya da onunla ilgilendiğimizde hemen yanımıza sokuluyor ve aynını onada yapmamızı istiyor.Hemde bunu Zeynep'i iteleyerek yapıyor.Ammavelakin Yamaç'ı öptüğümüzde hiç böyle bir tepkiyle karşılaşmıyoruz.Neden bilmiyorum ama,sanki Zeynep'i rakip olarak falan mı görüyor nedir durum aynen böyle...

Umarım ilerde bu durum değişir...

Yamaç ise ikisine karşı zaman zaman hırçınlık gösterse de genel olarak sevgi dolu yaklaşıyor.Onlarla oyun oynamaya bayılıyor;özellikle hem cinsi Rüzgar'la daha bir sıcak sanki ilişkileri...Yeri gelince hamilik görevi bile üstleniyor ki bu durum beni ziyadesiyle mutlu ediyor.

Geçenlerde bahçede oyun oynarlarken Zeynep'le Yamaç'ın yaşıtı bir kız çocuğu oyuncak yüzünden birbirlerine girerlerken Yamaç hemen duruma müdahale etti ve "-kardeşimi itme neden itiyorsun?" diye hesap sordu mesela...

Nasıl hoşlandım,nasıl gururlandım sanki ülkeyi müdaafa ediyormuşçasına koltuklarım kabardı birden...

Anneler zaten çocuklarının en ufak başarılarından dolayı alkış tutmazlarmı???

"aaaa aferin oğluma tuvalete kakasını yaptı bak babası, yuppiii şak şak şak"

Haaa bu arada kaka demişken:))

Çok şükür Rüzgar artık tamamen kurtuldu bezden.Gecede gündüzde bezlenmiyor artık...

Zeynep'te % 70 tamam gibi,kısa süre sonra o da başaracak eminim...

Ne de olsa Rüzgar önderimiz dimi???
Related Posts with Thumbnails