anne sorumlulukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
anne sorumlulukları etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2012 Perşembe

Yüreğinin Sesini Dinle...

Önceki gün ikizlerin okulundan mart ayı eğitim programını göndermişler.

Kapak sayfasında,"Çocuğunuza Nasıl "Hayır" Demelisiniz?" isimli bir yazı yer alıyordu.Bir çırpıda okudum hemen ve okuduklarım bende büyük şaşkınlık yarattı;zira şimdiye dek okuduklarımdan farklı istikametleri gösteriyordu anlattıkları.Bana ve dahi gerçeğe daha yakın,daha kabul edilebilir,mantık sınırları çerçevesinde,sunilikten uzak,insan doğasını yadsımayacak ölçüde akılcı ve içime su serpecek denli insansıydı velhasıl.
Şöyle diyordu yazı:

Çocuklarına "hayır" diyemeyen yeni nesil anne babalara günümüzde hayli sık rastlıyoruz.Oysa bu tarz çocuk yetiştirmedeki psikolojik hatalar,sadece kendini önemseyen bir nesil yetişmesine yol açıyor ne yazık ki...


Özgüven Pompalaması

"Özgüven her koşulda iyidir" şeklinde düşündüğümüz için çocuklarımıza müdahale etmekten kaçınabiliyoruz bazen.Ancak klinik psikolog,pek çok önemli kuramcının çocuklara özgüven pompalamasının,katkıdan çok zarar getirdiği konusunda birleştiklerini söylüyor.Yani çocuğa"sen çok özelsin,farklısın" mesajlarının sıklıkla gitmesi,erken yaşta aşırı şişen bir "benlik" duygusuna yol açabiliyor."Çocuğunun her davranışını mercek altına almamak,sürekli ona açıklamalar yapmamak,yani hayatta "sürekli ve sadece" onun merkezde olduğu algısını ortadan kaldırmak,özgüvenden bencilliğe gidebilecek yolu kesebilir."

"Yapma" diyebilmek

Modern ebeveynlerin çoğu çocuklara asla kızılmayacağı,onlarla yüksek sesle konuşulmayacağı gibi ortak bir hatanın içine düşebiliyorlar.Evet,çocukların onurlarını kırmamak,onları ruhsal ve fiziksel olarak korumak sadece ebeveynlerin değil,hepimizin görevi."Ancak çocuk,kimi zaman net ve sert yönlendirmelere de ihtiyaç duyar" şöyle bir örnek verebiliriz:

"Annesine herkesin ortasında tekme atan 3 yaşındaki bir çocuğa,sakince "bu yaptığın pek hoş değil" demek yerine,sert ve net bir ses tonu ile "yapma" denilerek,sert ve donuk bir yüz ifadesi ile tepki verilebilir.Çünkü şiddet göstermesi neredeyse normal karşılanan bir çocuk,bu davranışı artırarak yineleyecektir."

Başkalarının yanında ikaz etmek

Çocuğa başkalarınında bulunduğu bir ortamda kızılmayacağı,aksi takdirde çocuğun gururunun kırılacağı inancı hepimizde yaygındır.İşte bunu bilen bazı çocuklar da ne yazık ki başkalarının yanında dizginlenemez davranışlar sergileme konusunda engel tanımaz.Bu noktada başkalarının yanında bile olsa sürekli gürültü yapan bir çocuğa da sert bir şekilde "hayır" denilebilmesi gerektiğini belirtiyoruz.
"Çünkü çocuk,çevreye verdiği rahatsızlığın farkında olmaz.Ona sınırlarının öğretecek olan anne ve babadır.Çocuk bu sınırları ihlal ettiğinde,anne ve baba o anda müdahale ederek,net yönlendirmelerle bu ihlallere "dur!" diyen taraf olmalıdır.

Çocuğun her sorusuna cevap vermeli mi?

Çocuklar konuşmayı öğrendikten sonra merak ettikleri her şeyi sorarlar.Ve tabi "sorumluluk" sahibi olduğunu düşünen her yetişkinde bıkmadan,usanmadan ya da öyleymiş gibi davranarak her sorusuna cevap verir çocuğun.Oysa,çocuğun her merakının giderilmesi gerektiği fikrinin yanlış olduğunu belirterek,nedenini şöyle açıklıyoruz:

"Çocuğun her sorusu ayrıntılarıyla cevaplanırsa,düşünceleri ve hayal gücü yetişkin cevaplarıyla "sınırsızca" karşılık bulursa,"çevrenin onun sorularına ve konuşmalarına yetişemediği ve bir süre sonra rahatsızlık vermeye başlayan bir çocuk" haline gelebilir.Çocuk,bazı sorularının cevabını kendi hayal gücünden tamamlayabilir.Her şeyi ayrıntısıyla bilmek zorunda değildir.Her sorusunun ayrıntılarıyla yanıtlanması,düşünce hızını ve konuşma miktarını kontrolsüz hale getirebilir.Bu da onun kaygı düzeyini artırabilir;"yetişkin dili" ile konuşan(büyümüş de küçülmüş) bir duruma getirebilir."

Bazen duymazdan gelmek gerekir

Çocuğun her sorusunu cevaplamak gibi her seslenişine karşılık vermek de çoğu yetişkinin yaptığı bir hata.Oysa her seslenişine,o anda bir yetişkin ile muhabbet halinde iken bile karşılık alan çocuk,"sınır" problemi yaşar.Bir başkası ile konuşan anne-babasını bölen çocuğa her seferinde cevap vermek,ona "diğerlerinin birlikte yaptıkları şeyler değil,sadece senin ne istediğin önemli" mesajını gönderir.Çocuk,isteğinin anında giderilmesini ister.



Demokrasinin fazlası zarar


Modern aileler,aile içi demokrasi gereği,herhangi bir meselede mutlaka çocuğun da fikrini almak gerektiği konusunda ısrarlı olabiliyorlar.Hatta bazen 6 yaşında,ancak hafta sonunda nereye gidileceğine karar vermesi istenen;8 yaşında ancak eve alınacak mobilyaları seçen;4 yaşında ancak akşam mönüsü onun seçimine göre düzenlenen çocuklar yaratılabiliyor.

"Demokratikliğin çocuğu da kapsaması demek,aile içindeki önemli her karara çocuğu da katmak demek değildir.Bazı kararları sadece yetişkinler vermelidir.Karar verme sistemine "her zaman" çocuğu da katmak,hatta onu "asıl karar verici" yapmak çocukta yük yaratır,ego şişmesine yol açar."

"Çocuğun özgürlüğü başladığında sizin özgürlüğünüz biter"

Her zaman her şartta olduğu gibi "yüreğinin götürdüğü yere gitmeli insan".Kitaba,kurala,kaideye,görüşe çok da fazla itibar etmemek gerek umumiyetle.Hele ki söz konusu çocuk yetiştirmekse tüm sözlere kulak tıkamalı:

"anne kalbi ve beyninin el ele tutuştuğu içgüdülerin,emin ellerine teslim etmek" gerek anneliğimizi ve dahi çocuklarımızı,

tabi bence...

----------------------------------------------------------
Güne dair:

Şiddetin telaffuz dahi edilmediği,emeğine saygı gösterildiği,başka gözlerle görülmediği,her platformda" bende varım" diyebildiği ve kabul gördüğü,evlatlarına kıyılmadığı,eşlerinden olmadıkları,kadına "kadın" gibi muamele edildiği bir dünyada yaşamayı umut ederek;

Tüm dünya kadınlarının "Dünya Kadınlar günü"nü kutlarım.

Emek vermeyeni var mı ki?

26 Aralık 2011 Pazartesi

Berbat Bir Pazar Gününün Anatomisi...

Dün sabah gözlerimi açtığımda gergin bir günün beni beklediğine dair ilk sinyaller verilmeye başlanmıştı bile.Evin küçük erkekleri uyanmış-belli ki mühim işler peşinde,koridorda koşar adım voltalarını atmakta idiler.
Uyumak istiyordum.Yatak beni olanca gücüyle kavrıyor,sıcacık koynuna şehvetle basıyor,bende bu tutkunun gönüllü esiri oluyordum hepten.Birazcık daha sürsün istiyordum bu karşılıklı arzuların hüküm sürdüğü enfes fantezi.Hepi topu haftada bir gün değil mi ki böylesi vuslatlar,azıcık uzatmanın ne zararı var.

Bu duygular içerisindeyken,biraz daha yavaş olmaları konusunda yaptığım uyarı pek işe yaramadı.Paldır küldür koşturmalarına yüksek sesle birbirlerine seslenmeleri de eklenince,yatak azıcık diken kıvamına gelmeye başladı nazarımda.Ardından YA'nın odasına geçtiler ve yere bir takım nesneler atmaya başladılar.Sinirlerim iyice gerilmişti artık.Yatakla vedalaşıp tüm hışmımla kalktım ve doğruca odaya yöneldim.Gördüğüm manzara karşısında tüm uzuvlarım alarma geçmişti bile.YA komidinin üstüne çıkmış,raftan kitaplarının neredeyse tümünü yatağının üstüne,yerlere olanca geniş bir biçimde yaymış ve bunu yaparken rafa tüm ağırlığıyla yüklenmiş olacak ki duvara monte edildiği yerden basbayağı ayrılmış,düşmesine ramak kalmıştı.
İnsan gergin başlayınca güne,herşey üstüne üstüne gelir ya bana da gelenler geldi ve avazım çıktığınca bağırmaya başladım;öyle ki 6.kattaki komşumun bile sesimi duyduğuna eminim.RU sesimdeki dehşeti hissedince uyanık davranıp hemen kendi odasına kaçtı,garibim YA ise sindi olduğu yere ve annesinin sergilediği çirkef manzaranın sona ermesini diledi tüm kalbiyle.Ama yok,anne öyle kolay pes eder mi? 

Kendime engel olmakta güçlük çekiyordum.Defalarca kez kitaplarını sağa sola atmamaları konusunda uyarmama rağmen hala aynı şeyi yapıyor olmaları beni çileden çıkarmıştı.Üstüne üstlük rafı yerinden neredeyse sökülecek duruma getirmeleri gerginliğimin dozunu epey artırmıştı.Ama en fecisi sanırım tüm bunların sıcacık yataktan çıkmak zorunda kalmama sebep olmasıydı.Ne olurdu daha sakin oyunlar oynasalardı dimi ama:(
Delirdikçe deliriyor,daha fena şeylere sebep olmaktan müthiş bir dirayetle alıkoyuyordum kendimi.Popolarına iki tokat atıp çıksam ve böyle iğrenti uyandıran sahnelere meydan vermesem daha evlaydı.O rezil ses tonuma eşlik eden mimiklerimin ne denli  mide bulandırıcı ve ürkütücü olduğunu YA'nın yüzünde ki yansımamdan gayet net anlıyor fakat sanki bundan müthiş bir haz alırmış gibi gittikçe canavarlaşıyordum.O ise karşımda bir zavallı gibi sindikçe siniyor sadece arada "ama ben kitaplara bakmak istiyordum,kardeşime okuyacaktım" diyebiliyordu.Asıl zavallı bendim bu manzara karşısında;o an bilmiyordum.

Esip gürleyip,bir yığın tehditleri ardı ardına sıraladıktan sonra hırsımı hala alamamış bir halde geçtim banyoya.Belli ki bugün çok zor bir gün olacaktı.Daha başından dar etmiştim hem kendime,en fenası güne mutlu mesut başlayan cümle sabiye...

O denli gerilmiştim ki,daha günün başlangıcında geri kalan kısmına dair en ufak bir heves zerresi kalmamıştı içimde.Ne kahvaltı hazırlamak istiyordum,ne evle meşgul olmak,ne dışarı çıkmak,ne de çocuklarla ilgilenmek.O noktadan sonra yapabileceğim ve yapmak istediğim tek şey,bunca gerginliğin müsebbibi olan baştan çıkarıcı yatağıma geri dönüp yorganı kafama çekerek akşamı etmekti.Ama maalesef bu hiç mümkün değildi bilakis gidip hoyratça birbirine katıp savaş alanına çevirdiğim,darmaduman ettiğim kalplerin döküntülerini toplamalı,ferini söndürdüğüm gözlerin ışıklarını tazelemeliydim.

Zoraki bir hamleyle girdim mutfağa ve her pazardan farklı olarak gayet özensiz bir biçimde hazırladım kahvaltıyı.Yüzlerden gerginlik net bir biçimde okunuyordu,herkes suspustu.Bu halde bitirdik kahvaltıyı ve ortalığı toplamaya koyulduk.Ben mutfakla ilgilenirken Neco rafı yerinden sökmüş duvarda oluşan koca delikleri alçıyla kapamaya çalışıyordu.İşleri az biraz yoluna koyduktan sonra dışarı çıkmaya niyetlendim.Aslında tiyatro planımız vardı fakat sabah ki nahoş durumdan sonra uzunca süre toparlanamadığımızdan geç kalmıştık 12:00 deki gösterime.Netten başka oyunları araştırdım fakat ya çok uzaktı mesafe ve 15:00 te ki gösterime de yetişemeyebilirdik ya da bilet tükenmişti.Kalan tek bir alternatifte 13:30 da Kartal Sanat Tiyatrosundaki gösteriydi ona da yakın olmamıza rağmen yetişmemiş mümkün değildi.Saat 13:10 civarı idi ve 20 dakika da evden çıkmamız ancak mucize olurdu.Bu iş de beni hayli gerdi.Niyet edip de yapamadığımda bir şeyi feci bunalırım nitekim.Plansızlığıma,iş bilmezliğime söylendim de söylendim.Yatakta öyle mayışıp kalmasam ne onca aksilik yaşanacaktı,ne çocuklar derbeder olacaktı ne de program aksayacaktı.Velhasıl kabahatin büyüğü bendeydi.

Çocukları hazırlarken daha,onca gerilmenin neticesinde kendimi tonlarca yükün altında kalmışcasına yorgun ve keyifsiz hissediyordum.Çatacak yer arıyordum kısaca.Adres belliydi:Neco...
Ben bunca uğraş verirken bozulan morallerimizin tamiri için,O'nun öyle umursamaz,kendi havasında,etliye sütlüye karışmayan hali delirtiyordu beni.Bir hafta da kendi gayret gösterse,günümüzün keyifli geçmesi adına planlar yapsa,bizi yüreklendirse,bana moral depolasa,benim uğraş verdiğim gibi O da çabalasa benden mutlusu olmayacaktı.Lakin O'nun bu sevimsiz ve köhne görüntüsü zorla ayakta tutmaya çalıştığım enerjimi, yaşama hevesimi yerlerde süründürüyordu kelimenin tam anlamıyla.

Üç çocuğu giydir,giydirirken tümüyle cebelleş,nazıyla,niyazıyla kaprisiyle uğraş,en nihayetinde hazır et,beyefendi hala otursun gazete okusun.Sonrasında keyfi yetip de yerinden kalksın bir pantolon geçirsin bacağına,iki dakkada kendi işi bitince de başlasın "hadi" leri sıralamaya.
"İki saat hazırlanamıyorsun,makyaj yapmasan ne olur,hep seni mi bekleyeceğiz" şeklindeki çileden çıkartıcı bir yığın cümle karşısında ne söylenebilir ki.Bir de "ne yapıyorsun sanki" demez mi? işte fitili ateşleyen cümle de o oldu günün devamında.
ZE'yi giydirmiştim güç bela -ki gönlünü edememiş,istediği abuk nesneyi giymesine izin vermediğim için çığrından çıkmıştı.O'nun bu hallerinin verdiği artı gerginlikle doğruca Neco'nun yanında aldım soluğu.Verdim veriştirdim."Ne yaptın sanki" cümlesi bittiğim andı ve herşeyi bırakıp doğruca odama yöneldim.Uzandım yatağa ve bitirdim günü kendi adıma."Çocuklar olmasaydı keşke" diye geçirdim içimden.Onlar varken böylesi olumsuzluklar kat be kat üzüyor daraltıyor beni.Kendi başıma o vaziyette aç susuz akşamı ederdim belki ama çocuklarla olmuyor işte olmuyor.Kahrolsanda dik durman gerekiyor ya ,işte o beni mahfediyor.

Giydirdi çocukları,ben de çocukları üzmemek adına kalktım ve çıktık dışarı.Günün devamında ne ben konuştum ne de O.Önce parkta vakit geçirdi çocuklar fakat hava buz kestiğinden AVM de aldık soluğu.Kitapçı gezdik,yemek katına çıktık,çocuklar yedi ben somurttum.Jetonlu oyun salonuna gittiler babalarıyla beraber.Ben yalnız başıma insan selini izledim.Oldukça kof,sıkıcı,berbat bir gündü.Kalktık geldik sonra.RU ve ZE uyudu yolda.Yol boyu sustum.Ya bir ara"anne neden konuşmuyorsun,sesini özledim" dedi ama bu bile beni keyiflendirmeye yetmedi.
Velhasıl,sabahında yüklendiğim stres yumağı akşama dek her yanımı sıkı sıkı sardı vesselam.

Berbat bir gündü,iyi ki bitti...


Bu şarkı daha iyi bir haftaya başlangıç için vesile olur belki.Melodisi itibariyle tabi...

8 Aralık 2011 Perşembe

an-ne...

ANNE;
Basit bir kelime sadece...
Armonisi kulağa hiç de cazibeli gelmeyen,kompleks bir söyleyiş ve anlam barındırmayan,bebek diline yatkın,hatta ağlama sırasında gayri ihtiyari ortaya dökülen,bir nevi bebeğin imdat çağrısı niteliğinde,gayet basit, yalın,sıradan, yansıma bir kelime hem de...
Lakin bu sözcüğe anlam kazandıran,ona duygu yükleyen,özelleştiren,güzelleştiren,yerine hiçbir şeyin koyulamayacağı denli eşsizleştiren,gönül telini titreten,onun ete,kemiğe,ruha büründürülmüş hali değil midir?

Yokluğunda acziyetlerin en büyüğünü yaşatan,varlığında tamam oldurtan,"herşeyim eksik kalsında bir O olsun yanımda" dedirten,can damarı,hayat pınarı,gönüllü köle,sadık sevgili,kanatsız melekler;annelerimiz...

Ben de bir ANNEYİM;

Henüz toy,yolun çok başında,çokca hata yapan,yığınla eksikleri olan,öğrenmesi gereken tonla şey bulunan acemi bir ANNE...

Ama sevgi toyluğu yaşamayan,çocuklarına zil zurna aşık bir ANNE...

Gel gör ki,hışmınıda sevgisi kadar yoğun aktaran bir ANNE...

Çocukları bir lokma fazla yiyince yüzü gülen,O'nların yedikleriyle kendi karnı doyan,detaylarla boğulan, ihtiyaçlarını gidermek için bedeninin limitlerini zorlayıp helak olan, lakin bu yorgunluktan dahi müthiş bir haz duyan manikdepresif bir ANNE...

Yüzleri gülünce,kalbi ısınan;gözlerinde ki ışık sönünce,dünyası kararan bir ANNE...

Delilik eşiklerinden bir bir atlayıp,peşisıra kendini derin uçurumlardan aşağı bırakan,yarı şizofren bir ANNE...

Gelgitler girdabının ortasında debelenip,bazen hepten içine çekilerek dibe vuran,bazen bir hışımla kendini kurtararak sağa sola savrularak da olsa ayağa kalkabilen,kimi zaman aciz ama çoğu zaman dirayetli bir ANNE...

Her dibe vuruşta kendine kahredip lanetler okuyan,yarasını kanatıp canının daha bir yanması için bir heves kaşıyan,ardısıra acıdan hissizleşen bedenini silkeleyip kendine getirerek sözler vermeye,yenilenmeye,iyiye yönelmeye ve yöneltmeye çalışan bir ANNE...

Sürekli sorgulayan,kurgulayan,yargılayan ve pek tabi kaygılanan bir ANNE...

"Sen bizi rahat bıraksan,biz seni hiç üzmeyiz" dedirtecek denli çocukları üzerinde otorite kurmuş,kimi zaman fazla dominant,kimi zaman da aşırı large şapşal bir ANNE...

Aynı durumlara, ruh haline paralel farklı tepkiler veren ve bu nedenledir ki çocuklarını abandone etmiş,günü gününü tutmayan,balans ayarı kaçık bir ANNE...

İçine düştüğü andan itibaren,her geçen günle beraber daha da büyüyen bir aşkla çocuklarına bağlı ve ne olursa olsun sevgisi kalbine bir mıh gibi çakılı,yerine başka hiçbir aşkı(Onları verenin aşkından başka) koyamayacak denli tutkun,gözünden sakınan,dilinden dilekleri,duaları eksik etmeyen bir ANNE...

Bir çok ANNE gibi,ANNEM gibi...

15 Kasım 2011 Salı

Dönülmez Akşamın Ufkundayım...

Başım ağrıyor...
Dengem bozuluyor,nevrim dönüyor,tepetaklak oluyorum...
Hareket halinde bir otomobilde, kitap,dergi,gazete vs.okurken duyumsadığım mide bulantısı,baş dönmesi,velhasıl içimin bir garip olması hali husule geliyor böyle zamanlarda.
Volkanlar gibi püskürüyor,lavlarımla her yanı cehenneme çeviriyor,etraftaki herkesi panik,stres,üzüntü ve çaresizlik içinde bırakıyorum; ve tüm bunlar olurken o lavların büyük kısmı asıl benim içime akıyor,aktıkça canım yanıyor,yanan canımın acısıyla daha çirkefleşiyor,duyduğum her sızıda kıvranıyor,çöküyor,kahroluyor ama sanki bundan keyf alırmış gibi delirdikçe deliriyorum.

Kelimenin tam anlamıyla manyaklık hali bu annelik.
Önce karşındakinin çocuk olduğunu unutmakla başlıyor hatalar silsilesi.O'nun yemekten,içmekten, yıkanmaktan,uyumaktan,odasını toplamaktan,dişlerini fırçalamaktan vs. vs. daha önemli işlerini olduğunu unutmakla...
O'nların istediği,keyifleri ne istiyorsa onları yapmak,bu kadar basit ve anlaşılır.Bunları yaparken de mutlu olmak.Oluyorlar da zaten.Sen engel olmaz,önlerine abuk subuk kurallar,kaideler,saplantılı yaptırımlar koymazsan olacaklar.Fakat sorumluluk sahibi,en bi mükemmel anne olacaksın ya-ki öyle bir çabam aslında hiç olmadı-,atlamamalısın hiçbir detayı.Ama farkında mısın ki,sen bu detaylara takılmakla Onların keyfinin içine ediyorsun..
Yemeklerini yemiyorlar mı? Bırak yemesinler,açlıktan ölmezler ya.
Odalarını mı dağıttılar?Bırak ne zaman istiyorlarsa o zaman toplasınlar.Ya da bir sefer de sen topla,elin aşınmaz ya,etme keyiflerinin orta yerine.
Geç mi uyumak istiyorlar? Yarım saat tolerans tanı bugünde,kıyamet kopmaz ya...
Ama yok,bir sefer alttan alırsak hep isterler değil mi?

Bu sabah kahvaltı yaparken;
Abuk subuk bir dolu cümleler sarfedip nasıl kıkırdaşıyorlar,nasıl keyif alıyorlar,nasıl kendilerinden geçiyorlar..
Ama tabaklarındakilere de el sürmüyorlar tabi tüm bunlar olurken.Özellikle sabahları zamanla yarıştığımız için yemeklerini bir an önce yiyip hazırlanmaları gerekiyor oysa.Neşeleri iyi hoş güzel de,babamız birazdan geldiğinde, hala kahvaltı sofrasında ve tabaklarımızın dolu olduğunu gördüğünde yüzünün girdiği şekle maruz kalacak olan kim?Önce ben ardından diğer aile bireyleri.Peki o surat şeklini takiben ortaya çıkacak olan manzara ne?
Aynen şu:
Ben tüm cazgırlığımla, hadi ile başlayıp tehditlerle devam eden tüm can sıkıcı uyarılarımı peşpeşe sıralayacağım.Yetmedi,elimde çatal bıçak her ne varsa masaya tak tak vurup ses kirliliğine yol açacağım,o da kesmeyince sesimin en gıcık tonuyla cıyak cıyak bağırıp,az önce keyif kahkahalarının atıldığı masanın orta yerine pimi çekilmiş bombayı atıvereceğim.Zavallı yavrucaklar da ne yediklerinin tadına varacaklar,ne de keyifle başladıkları günün tadına...
Diş fırçalarken de aynı sahne yaşanacak,hazırlanırkende.Ve ben elimde kırbacım,gestapo gibi mütemadiyen sağa sola savurarak, işleri yola sokmaya çalışacağım,iyice çığrından çıkarırken...

Böylesi durumlarda önce esip gürlüyor,daha bu hal devam ederken,her cümle arasında "Ben ne yapıyorum,yavrularım üzülüyor,nasıl izin veriyorum buna?" diye düşünüp kahrıma kahır katıyorum.Öyle birşey ki bu,birbirini takip eden sarmal yay misali,içinde bulunduğum hal üzerine bir taraftan kafa patlatırken,diğer yandan sarpa sarmaya devam ediyorum iyice.Toparlamaya çalışmak yerine,iyice dahil oluyorum çözümsüzlüklerin içine.Sürekli çatışıyorum içimde kendimle.
Sözler veriyorum otayacağım kendimi diye...Daha sakin,daha ılıman iklimlere kapılarımı sonuna dek açacağım diye...Bir iki duruyorum ayaklarımın üstünde,ardından tökezlemeye başlıyor,nihayetinde kaybedip dengemi sağa sola çarpa çarpa yerle yeksan oluyorum yine ve yine...

Kendimle de çatışıyorum,eşimle de.Ben kasıp kavururken,içimde çatışırken kendimle,bir yandan eşim çocuklara müdahil olduğunda bu kez ona sataşıyorum,"yanlış yapıyorsun,öyle değil böyle yapmalısın,ne sorumsuzsun" falan gibi kendime bosbol gelen akıl vermelere...Çok biliyorsam kendim uygulasam ya önce...

Es kaza birinden birine sesini mi yükseltti eşim,hemen olay mahallinde buluyorum kendimi,
"Ne oldu?durum nedir?Niye bağırıyorsun?Sakin ol,bu kadarcık şey için mi bunca patırtı?ucunda ölüm yok ya ne olmuş canım,ne kadar büyük tepkiler veriyorsun" tarzında soruları peşpeşe sıralıyor,zaman zaman aynı durumda verdiğim tepkileri unutup çemkiriyorum tüm hışmımla O'na.Sanki dellenme hakkı sadece bana tahsis edilmiş gibi...Ama batıyor ne yalan.Benim dışımda -aslında ben de dahil-kim kaşını kaldırsa çocuklarıma,irkiliyorum aniden,dikkat kesilip ekşitiyorum suratımı,ve bazen gösteriyorum da tepkimi hiç çekinmeden.Bu babam bile olsa-ki çoğu zaman onadır zaten-dayanamıyorum yavrularımın yüzündeki gülümsemeyi silikleştirenlere...

İçinden çıkılmaz bir hal bu annelik.Hem dünyanın en güzel en özel şeyi iken,aynı zamanda,en çok üzen,geren,külfet altına sokan,eza cefa çektiren,öldürmeyen ama süründüren,şekilden şekle sokan,paranoyanın dibine vurduran...
Velhasıl manyaklıkla kol kola gezen,iflah olmaz bir şizofreni türü annelik...

2 Aralık 2010 Perşembe

Annelikten sınıfta kalınca...

Çalışan anne olup,yardımcı desteği olmaksızın,üstelik 3 tane çocuğa sahip olunca, insan her şeyi dört dörtlük yapamıyor maalesef.

Hele birde geç saatlerde eve dönüyorsanız,kalan kısıtlı vakte,bir çok şey sığdırılmaya çalışılınca,mutlaka bir yerlerde fireler veriliyor.Ya gelişigüzel hallediliyor yahut tamamen akıldan çıkıveriyor yapılacak işler.
Diğer ıvır zıvır işler neyse de,çocuklarla ilgili meselelerde yetişemediğim  ya da yarım yamalak gerçekleştirdiğim şeyler olduğunda,kendimi işe yaramaz,beceriksiz,sorumsuz hödüğün teki olarak duyumsuyorum.Belki bünyenin kaldıramayacağından çok işleri üstlendiğimden,ya da programlamada yaptığım hatalardan kaynaklanıyor bu eksiklikler fakat,ne olursa olsun,sonuçta nasibime düşen mahçubiyetten fazlasıyla gocunuyorum.

Örneğin,Yamaç'ın okulunda yayınlanan aylık bültenlerde,her perşembe,bir veliye,ikindi kahvaltısında yenilmek üzere servis edilecek,kek,pasta,börek,poğaça,kurabiye vs.tarzında,yiyecekler hazırlanması görevinin takvimini belirten çizelge gönderiliyor.Kasım bülteninde 2 Aralıkta sıranın bende olduğu belirtiliyordu.Yani tam bir ay öncesinden belliydi.Bende hafta sonunda, Yamaç'la birlikte markete gidip,yapacağımız mamalar için malzemeleri hazırlayıp dolaba istiflemiştim bile.Gel gör ki,aklı başından uçuuupp gitmiş avare Gönül,çoktannn kafasından silip atmış bu önemli ve ihmale gelmeyecek görevi.

Dün akşam,annemlerde çocuklarla boğuşurken,aklımın ucundan dahi geçmedi yarın öğlene okulda olması gereken sıcak sıcak poğaçalar.Dün o tokatı oğluma değil kendime atmalıymışım oysaki,uyanmak için içinde bulunduğum gaflet uykusundan.

Sabah 11:30 da çalan telefonla kendime geldim ama iş işten çoktaaann geçmişti.Bir de öyle güzel soruyorum ki "Bir sorun mu var Zeynep hanım?hayırdır" diye.Zeynep hanımda "Var ama çok büyük bir sorun değil"diyerek,benim salaklığımın üstünü kapamaya çalışıyor kibarca.

Durumu anlattığında,kendimi nasıl ezik,mahçup ve eksik hissettim anlatamam."Ikk mıkkk,kem küm,nasıl unuttum ben yaaa" şeklindeki dövünmelerim faydasız,ama karşımdaki ses beni çok iyi anladığını,böyle şeylerin olabileceğini söyledikçe,ben daha beter yerin dibine girip girip çıkıyorum.
Ne yapmalı,ne etmeli derken,dışardan hazır bişeyler alınıp,eş tarafından okula ulaştırılınca sorun çözüldü.

Ama bu durum,annelik karnemdeki, -sorumluluk sahibi,bilinçli,fedakar anne hanesinde,kırık notlar almamı engelleyemedi tabi...
Related Posts with Thumbnails