çocuklardan inciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuklardan inciler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

17 Ocak 2013 Perşembe

Benim bir oğlum var...

Zirzop bir oğlum var benim.Adı Rüzgar; biz ona kısaca blogda RU diyoruz,evde ise Rüzzzz :)
Adına yakışır mizaçta bir çocuktur benim oğlum.

Fırlama,aşırı sosyal, muzip, abiyle birleşince Voltranı oluşturan, ikiziyle kedi-köpek misali hırlaşan,sevgiye deli  gibi aç,açık bir kucak görünce kedi gibi sokulgan,pamuk gibi,ipek gibi yumuşacık,löp löp suratlı,ördek dudaklı bir oğulcuk benim oğlum...
Okulla arası pek iyi değildir.Mütemadiyen sorar "anne bugün tatil mi?" diye;
Aldığı cevap "evet" ise sevinçle bağırır "oleeyyyyy" diye.
Ahhh bir de "hayır" olursa cevap,büzülür o ördek dudaklar,sarkar o löp löp yanaklar "yaaaa-aaaa" diye hazin hazin ağıtlar yakar...
Bilgisayar oyunlarına bayılır.Hafta içi yasak olduğundan, hafta sonunu iple çekmesinin ikinci nedeni de budur.Ağzı dolu dolu "hafta sonu bol bol bilgisayall oynıycam" der çarşambadan başlayarak.Dayısına gitmeye can atar zira orada rahat rahat tadını çıkarır bilgisayalın :) Cuma akşamları genellikle orada kalırlar ZE ile beraber;ertesi gün sabah YA'nın kursu olduğu ve benim O'nu götürmek zorunda olduğumdan.Tüm cumartesi dayısıyla takılırlar kah bilgisayar oynayarak,kah koridorda top koşturarak...


ZE ile kedi-köpek gibiler dedim yaa;aslında ZE kanadında durum hiç de öyle değil zira bebek gibi sever kardeşini.Gel gör ki RU karşılık vermez O'nun ilgisine beklediği gibi.Abiye gösterdiğim aşırı ilgiyi önemsemez,normal karşılar da,ZE'ye azıcık sırnaşsam, hemen yanıbaşımda biter, sokar kafasını kedi gibi bacaklarımın arasına.Olur da ZE'ye ufacık bir iltimas geçersem hemen koyar tavrını "ama bu haksızlıkkkk" diye.Husumeti anne karnındaki yer kavgasıyla başladı zannımca :)

Abisinin aksine çok sosyaldir, dışadönüktür, çekingenlik bilmez.Abisi çoğu kez onu götürür yanında birinden birşey istemesi gerektiği zamanlarda.İlk gördüğü insanla senelerdir tanışıyormuşçasına muhabbeti kurar anında."Şeytan tüyü var bu çocukta" der kim tanışsa oğlumla.Babasına çekmiş fazlasıyla bu konuda.
Uykuya hiç dayanamaz.Gözleri kısılmaya başladı mı sızacak yer arar.Bulamazsa olduğu yerde kıvrılır kalır,dünyayı gözü görmez.Babası kılıklı olduğunu söylemiş miydim? :)
Yemek konusunda da öyledir.Felsefesi:"Yemek buldun ye,dayak buldun kaç"tır bu konuda :)Hastalık halleri dışında hiç nazlanmaz yemek konusunda.Herkesten önce yer bitirir,kalkar sofradan sorunsuzca.Bin şüküüüürrrr ve maşallahhhh... ;)

Komiktir benim oğlum aynı zamanda.Suratına bakınca güldüren bir tipi vardır ayrıca.Kimi zaman dili dönmez,kimi zaman yanlış algılar,kimi zaman bilinçli espriler yapar gülümsetir karşısındakini..Zehir gibi akıllırdır da.Duyduğu bir kelimeyi mantığıyla değerlendirip karşına sürüverir zaman sonra..

Bir kadınla karşılaşmıştık AVM'nin birinde ikizler henüz 6 aylık civarlarındayken.O dönemleri çok zordu RU'nun.Sürekli ağlar,halihazırda zor olan durumumu misli misli zorlaştırırdı ağlama krizleriyle.Bu nedenle çok isyan ettirdi,çok bezdirdi bilhassa kendinden.Şikayetlerimin baş kahramanı idi kendisi o dönem.
Kadın pusette yan yana oturan ikizleri görünce yanaştı yanımıza ve sevmeye koyuldu onları.Bilhassa RU çekti dikkatini.Maşallahlar,inşallahlar derken hiç aklımdan çıkmayacak şu lafları etti kendisi:

-"Benim adım Zekiye,yaz aklının bir köşesine.İlerde Zekiye diye bir kadın vardı bana demişti dersin:bu çocuk ilerde çok büyük bir adam olacak,yani çok iyi yerlere gelecek,üst düzey bir iş yapacak ve sana en çok bu çocuk bakacak.En büyük hayrı bu çocuktan göreceksin.Demedi deme..."

Kahin teyzem diye sevesim geldi kadını.İçine mi doğdu?Hemen oracıkta bir senaryo yazıp sahneye mi koydu?İşi gücü yoktu, laf ola beri gele lafazanlık mı yaptı yoksa düşüncelerimden ötürü Allah'ın karşıma çıkardığı bir ikazmıydı bilemedim.Bakıp göreceğiz kehanetlerin realitesini...
Belki de bir bürokrat yetiştiriyorumdur kim bilir :)
Velhasıl, ben doğurdum diye söylemiyorum,keyifli bir çocuktur RU'cuğum.
Abisinin haşarılık ortağı,ikizinin küçük bebeği,babasının huydaşı,ikinci kalesi,annesinin löp löpü,pamuğu,ördek dudaklısı Rüzzzzzz'ü dür O.

Ve işte dün akşamdan son bir RU enstantanesi:

Akşam iş çıkışı kafileyi toplamışız, arabadayız;keyifli neşeli eve dönüyoruz.Gün içerisinde internetten okuduğum bir haberi aktarıyorum çocuklara:
-Biliyor musunuz ben bir haber okudum bugün,sizinle paylaşmalıyım mutlaka.Diyor ki haberde:Fazla şeker tüketimi çok tehlikeliymiş.Özellikle doğal olmayan şeker;mesela abur cuburların içinde bulunan ya da en basiti beyaz toz ve kesme şeker bile çok zarar veriyormuş vücudumuza.Kanser hücrelerinin en sevdiği besin imiş şeker.Hızla çoğalıyorlarmış gereğinden fazla yapay şeker girince vücuda..
-Kanser ne anne? diyor RU
Bende bu sevimsiz hastalığın öldürücü bir hastalık olduğunu ve vücudumuza iyi bakmazsak bizi de etkileyebileceğini söylüyor,ardından ekliyorum:
-Eğer abur cubur gıdalar yerine,bol bol meyve sebze yersek, vücudumuz bu sevimsiz kanser hücreleriyle savaşır ve bu savaşı kesin kazanır.
ZE katılıyor ordan:
-Pırasa yemeliyiz dimi anne?
RU'da takviye kuvvet olarak şunları ekliyor:
-dimi anne? pırasa yersek komiser* mikropları vücudumuzdan giderler:)

-----------------------------------------------------------------------------
*komiser: kanser :) (dilimizden ırak)

16 Ocak 2013 Çarşamba

space of freedom...

RU ve ZE okulda uzay konusunu işliyorlar bu hafta.Yani anlattıklarından yola çıkarak ben öyle düşünüyorum.
Dün diyor ki ZE:

Z:  -Anne biliyor musun uzayda başka gezegenlerde var..
A:  -hımm evet kızım,kaç tane olduğunu da biliyor musun peki?
Z:  - evet 9 tane
diyor ve başlıyoruz saymaya:
A&Z: -Merkür,Venüs,Dünya,Mars...
bir sessizlik oluyor ve RU tam o anda atılıyor ordan:
-Nisan,Mayıs,Haziran...
  :)

Rüzgar gibi esip geçtiğimiz günler...
Bu sabah kahvaltı hazırlarken RU yine yanımda öğrendiklerinden bir kuple sunuyor:

-Anne biliyor musun dünyamızda yer çekimi var.
-Evet oğlum
diyor ve elimde bulunan(kırılmayacağından emin olduğum ya da öyle umud ettiğim) küçük nane yağı şişesini yere atıyorum(deneysel yaklaşacağız diye kafa göz yarmasak bari)
-Bak işte yer çekimi olduğu için bu şişe yere düştü ama biliyor musun uzayda yer çekimi yok
-Evet biliyorum uzaydaki adamlar havada geziyorlar diyor ve ekliyor:
-Uzayda ne güzel özgürlük var dimi anne?
-!!!???
Jonathan ruhlu oğlum benim...
Süperman yer çekimine karşı...

9 Ocak 2013 Çarşamba

Hayata Dair Zor Sorular...

Üç çocuk olunca evde, malzeme bol oluyor haliyle..
Gel gör ki bunları kayda geçirecek, zamanı bol,hevesi gani bir anne bulmakta iş..
Hal böyle olunca o malzemeler SKT si geçmiş ürünler gibi çöpe atılmaktan öteye geçemiyor yazık ki...

Fakat geçtiğimiz pazar sabahı öyle bir diyalog geçti ki YA ile aramızda,bunu mutlaka not etmeliyim diye düşündüm.Önce kendime güvenemediğimden defalarca tekrarlayarak beynime kazıdım,peşi sıra ite kaka kendimi yazmaya zorladım;ve ancak şimdi geçebildim bloğun başına...

Pazar sabahı yataktayız.YA her zaman ki gibi geceden girmiş yanımıza;RU'da uyanınca geldi.Bir kolumda YA,diğerinde RU sarmaş dolaş uzanıyoruz sıcacık;çıkmaya hiç niyetimiz yok...
Yanı sıra sohbet ediyoruz.YA diyor ki:

-Anne,sence dünyadaki en büyük eksiklik nedir?*
-Hımmm (afilli bir cevap düşünüyorum bu esnada,anlamı derin ve mesaj kaygısı taşıyan;sevgi diyeceğim mesela,barış diyeceğim,umut diyeceğim,kardeşlik diyeceğim...)ama hımmm diyebiliyorum ancak,
YA giriyor araya:
-Bence Allah eksik,yani O'nu görememek.
-O'nu göremiyoruz ama O aslında her yerde,yani sen her dilediğinde O zaten senin yanında.Çocuklar Allah'ın en sevdikleridir ayrıca..
- hımm evet kalbimizde biliyorum
diyor ve kalbimden vuran şu sözleri ekliyor:
-O'nu görmek istersek kalbimize yolculuk yapmalıyız dimi anne?
!!!???

---------------------------------------------------------------------------
*Geçen hafta sonu kitapçıda dolaşırken bir cep kitabı çekti dikkatini: "Hayata dair zor sorular".O kitapta geçen sorulardan biri imiş bu,sonradan öğrendim.

23 Ekim 2012 Salı

Gogıl;sen nelere kadirsin...

Öncelikle,şu GOOGLE 'ı tüm insanlığa kazandırarak EDİSON'dan sonra en çok dualarıma mazhar olan muhterem şahsiyetlere kazandıkları deste deste banknotları sonuna kadar hakettiklerini düşünerek milyon kez şükranlarımı sunar,YA'nın kendileriyle derin ve gayet samimane münasebetlerini gördükçe duyduğum kıvancı kendilerine ithaf etmeyi bir borç bilirim.
Şöyle ki;
Aklına takılan her soruda kılavuz bellediği saygıdeğer arama motoruyla aralarından su sızmıyor.Misal;
Geçen hafta kuzenimin kızının doğum günü münasebetiyle İzmit'e gitmemiz gerekiyor.O gün anneannemizde kalmışız ve babamız ufak bir iş için dışarda;dolayısıyla babamızın davetten henüz haberi yok.Ben de Neco'nun bunca kilometre yolu gözünde büyüteceğinden dem vuruyorum.Şöyle bir diyalog geçiyor aramızda:
G: İzmit buradan kaç km acaba?
YA: Anne ben bir dayımlara çıkıp gogıldan bakayım kaç km olduğuna.
G: :)
YA: Bir de Diyarbakır'a bakarım hem.
G: !!! ??? Diyarbakır mı? O nereden çıktı ki?Ne işimiz var Diyarbakır'la?Oraya mı gitmek istiyorsun?
YA: Büyüyünce askere oraya giderim belki..
G: hönk..!!! pek ileri görüşlü oğlum benim..
*
YA'yı okula anneannesi hazırlıyor.Ben çalıştığım ve YA'da öğlenci olduğu için okul saatine kadar anneannede.Oradan iyi anlaştığı bir arkadaşıyla beraber internette bir şarkı dinlemişler;beğenip belleğinde yer etmiş.Geçen akşam aklına gelmiş olacak:
YA: anne sen o şarkıyı biliyor musun? dedi.
G: "Hangi şarkı oğlum?"
Çeçereçeççe falan gibi birşeyler mırıldandı.
G: "Hayır oğlum bilmiyorum" dedim.Sahiden de hiç duymamıştım.
YA: "internetten bakabilir miyim?" dedi.
G: "Bak bakalım merak ettim bende" dedim.
Açtı,klavyeden birşeyler tuşladı ve "hıhhh buldum" diyerek gururuna eşlik eden zafer nidalarıyla gözlerinin içi parlayarak şarkının açılmasını bekledi.Ve müzik başladı:


Son gözdemiz bu şarkı ve haliyle yatıp kalkıp dinliyoruz;çoluk çocuk deli gibi coşarak dememe gerek yoktur herhalde...

Gogılcım sağolsun...

30 Mayıs 2012 Çarşamba

Havadisler,Yeni Sorunsallar ve İlginç Diyaloglar...

Havalar ısındı-gerçi hala yaz geldi diyemiyoruz o ayrı-bahçe sezonu açıldı;tempomuz da arttı haliyle.
Apartmanda yaşamamıza rağmen ne mutlu ki koskocaman bir bahçeye sahibiz tüm site sakinleri olarak.Üstelik yeşillikler içinde.Apartmanlara sıkışıp kalmış,betonlar arasında çocukluklarının keyfini sürmekten yoksun kalan çocuklara göre oldukça şanslı görüyorum kendimizi bu nedenle.Çocuklar alabildiğine özgür koşup oynuyor bahçe içinde.Bizde kimi zaman komşularla toplaşıp kamelyalarımızda yahut direkt olarak çimlere serilip mini piknikler yapıyoruz keyif içinde.Çocuklar cıvıl cıvıl cıvıldaşırken bizde sohbete dalıyoruz hatunlarla.Eve dönüşlerimiz, çoğunlukla eşlerin eve dönüş saatlerine denk geliyor.Buna karşın, çocuklar hala tatmin olmayıp sürünerek dönüyorlar eve.Bıraksanız bütün gün koşturdukları yetmiyormuş gibi akşamda girmeyecekler eve.Yemek yemek falan da zinhar akıllarından geçmiyor tabi.Onca enerji tüketmelerine karşın yine de sofraya oturulduğunda bin bir naz niyazla yiyorlar yemeklerini.Neyle çalışıyor bu çocukların mekanizmaları biri bana izah etsin lütfen!!!???

Bahçemizden küçük bir kesit
Arka bahçeden bir bölüm...
YA kart oyunlarına hevesli şu sıra.Futbol kartları bahsini ettiğim.Üzerinde futbolcu resimleri olan kartları ellerine alıp çarpıştırıyorlar,yere düşen kartların ikisi birden ön yahut arka(atmadan önce tahminlerini söylüyorlar)geldiğinde, bilen kazanıyor.Dandik bir oyun yani; fakat çocuk hevesi işte..

Top oynamaya da bayılıyor.Kendi gibi futbolsever bir kaç arkadaş edindi ve her gün onlarla maç yapıyorlar büyük bir keyifle..

Haftada iki gün yüzme derslerimiz devam ediyor.Çok zevk alıyor bu işten.Güle oynaya gidiyor derslere.Okul çıkışı biraz geziniyor peşi sıra en sevdiği ulaşım aracı olan trenle varıyoruz tesise.Yüzme işini büyük oranda hallettik gibi.Sadece nefes kontrolünde ufak bir problemimiz var;bir de sırt üstü yüzerken popomuzu yukarda tutamıyoruz;ağır çekiyor birazcık;)Ama zamanla onlarda hallolacak.Aşırı bir özgüven ve ego sorunumuz var birde.Hocanın anlattıklarını dinlemiyoruz bir türlü.Hoca taktik verdiği vakit bizim ki kafayı sağa sola çeviriyor ve başka şeylerle ilgileniyor.Aklı sıra "ben her şeyi biliyorum,sen ihtiyacı olana anlat" der gibi gayet ukalaca tavırlarla meydan okuyor hocaya.Hocadan arada zılgıtı yemiyor değil tabi.Ama YA'nın genel tavrıdır bu;asla akıl vermeye,nasihat etmeye,rehberlik etmeye gelemez.Misal:

Bir kaç gün önce üçü de evde.Bir nedenle birbirlerine girmişler ve yaygara kopuyor bu nedenle.Yanlarına gittim;üçünü de koridora çağırarak karşıma aldım.Eğildim ve;

"Bakın çocuklar siz kardeşsiniz;kardeş olmak çok özel bir durumdur.Kardeşlerle büyümek herkesin sahip olabileceği bir şans değildir.Siz böyle bir şansın değerini unutuyorsunuz bazen.Keyfini sürmek yerine eziyet ediyorsunuz birbirinize bla bla bla ..." gibi bir dolu nasihatı sıralarken ben,RU ve ZE kaldıkları yerden devam ederek kaçıştılar içeri.YA ise-zoraki kaldığı her halinden belli bir biçimde- kımıl kımıl kımıldanıyor.Ben de sarfettiğim onca lafın havada kalmasından rahatsız olarak:
"YA beni anladın mı?" diye sordum.Aynı ukala tavırla:
"Anladım ama bu konuyu kapatsak artık" diye koydu noktayı.Daha ne denir ki o dakkadan sonra :(


Birbirlerine girmek demişken:

Bu ara fazlaca muzdaribim bu konudan ötürü.Bu zamana değin gayet uyumlu ve keyifli vakit geçiren YARUZE kardeşler,bir süredir tabir-i caizse kedi-köpek gibi yiyorlar birbirlerini.Yine keyifliler birlikteyken,yine birbirlerinin yokluğunda mahsunlaşıyorlar fakat bir arada olduklarında mütemadiyen didişir oldular bu sıra.Yaşları itibariyle gelişen bir durum mu yahut yanlış giden birşeyler mi var bilmiyorum fakat oldukça can sıkıcı bu haller.Onlar iki dakika sonra unutuyorlar gerginliklerini lakin biz bu kaos durumlarıyla başetme konusunda biçare kalıyoruz sıklıkla.Birbirlerini itip kakıyor,peşi sıra canı yanan  "annneeeeee" ile başlayan şikayet sözcükleriyle bitiyor yanımda derhal.Şikayet konusunda tavrım hep net:

"Şikayet duymak istemiyorum,sorunlarınızı kendi kendinize halledin" deyip gönderiyorum.Boynu bükük,hüsran halleriyle ayrılıyor yanımdan şikayet sahibi; fakat dedim ya, iki dakika sonra hiçbir şey olmamış gibi devam ediyorlar kaldıkları yerden nasılsa.Bu konuyla ilgili olarak RU ile aramızda geçen bir diyalog, trajikomik bir biçimde epey güldürdü beni:
Yine birkaç gün önce, sabah erken saatte uyanan YA ve RU salona geçip oyuna dalarlar.Baba işe gitmiş,ZE uyuyor,bende yarı uyur yarı uyanık halde hala yataktayım.Bir gerginlik durumu hasıl oluyor yine.RU'nun ağlayan sesi giderek yanıma yaklaşıyor ve nihayet burnumun ucunda görüyorum kendisini:

"Anneeeee,YA..." demeye kalkar kalkmaz lafı ağzına tıkıyorum çocuğun:
"Şikayet istemiyorum RU "
!!!
RU yine ağlamaklı ve dikkate alınmadığı hissinden dolayı mahsun bir biçimde zoraki bir cümle kuruyor:
"hıhh, bende sorunumu babama anlatırım o halde"
!!!
Bizim evin mızıkacıları...

Bana sürpriz yapmak için grantuvalet hazırlanarak salonun ortasında dans edip yorulduktan sonra yerlere serilmece...

Tavla, favori oyunlarımızdan...

Konu diyaloglardan açılmışken, kardeşlikle ilgili bir anekdot daha paylaşmadan geçemeyeceğim.

RU ve ZE küçük bir gerginlik yaşarlar yine.Bende her zamanki misyonumla!! "siz kardeşsiniz" le başlayan ve teması kardeşliğin önemi olan demeçlerimden birini veriyorum.
"Siz kardeşsiniz;hem de ikiz kardeş.Çok özel bir durum bu.Herkes kardeşiyle birlikte doğmaz.Mesela YA benim karnımda tek başına büyüdü.Eminim orda çok sıkılmıştır.Fakat siz ikiniz beraber geliştiniz benim karnımda.Birbirinizle sohbet ettiniz,dokundunuz,dertleştiniz;hiç sıkılmadınız bu nedenle...."
RU böler bu duygu yüklü sözleri:
"ama ben orda çok sıkışmıştım biliyor musun anne"
:)

ZE'yi gardrop başından ayırabilirsem, bir ara O'ndan da bahsedeceğim inşallah...
:))

16 Mayıs 2012 Çarşamba

Evleniyor(muş)...

Aşk,evlilik,flört vs konularının,çocuk algısındaki karşılığını merak etmekteyim.Zannımca,en çok kimi seviyorsan onunla evlenirsin gibi bir algı söz konusu;buna mukabil, kardeş,anne,baba gibi aile içinden kimselerle evlenmekte hiçbir sakınca yok onların nazarında.Zira ZE, bugüne dek hep "ben büyüyünce RU ile evlenicem" söyleminde bulunur-du.

Ta ki bu akşama kadar...

Akşam babasıyla kız tavlası oynarken itiraf ediverdi birden:

ZE :"Biz Ziya'yla evlenicez biliyor musun anne?"
A:   Hönkkkk !!!
A:  "Ziya'da kim kızım?"
ZE: "Arkadaşım"
A:   "Sizin sınıftan değil galiba,ismini hiç duymamıştım"
ZE: "Hayır,Çizmeli kedi sınıfından"
A:  "Hımmm sizden büyük yani"
ZE: " Evet,en büyük sınıftan"
Olgun takılıyoruz anlaşılan :)
ZE:  "O beni yanaklarımdan öptü"
O ana kadar gayet sakin dinleyen babanın antenleri dikleşiverdi hemen:
B:  "aaaaa olur mu kızım,öptürme öyle kimselere" :)))
Klasik Türk kız babası nolcak 
ZE: "Bi de dudaktan öptü beni"
!!!! aman aman babanın görüntü karlanıverdi birden;ayar şart:
B: "hiiiiiiiiiii,sakınnnnn"
A: "annecim arkadaşlarınla yanaktan öpüşebilirsin tabi ama aileden biri dışında dudaktan öpmüyoruz kimseyi olur mu?"
ZE: (duymazdan gelerek ve gayet üstünkörü) "tamammmmmm"

Büyüyoruz galiba...


10 Mayıs 2012 Perşembe

Fareler ve Kraliçeler...

Çocuk milleti ayaklı ajanda misali;bir kez ağzından çıkan sözü anında not ediyor,bir nedenle yerine getiremediğinde derhal alarm verip insanı mahçup duruma düşürüyorlar.Şöyle ki;

Havaların ısınmasıyla birlikte, akşamları yemek sonrası Tuzla sahile yürüyüşe ineriz birkaç senedir biz.Hem yediklerimizi sindirir, hem açık havada yürüyerek zihnimizi diriltir ve hem de çocukların bisiklet,dondurma ve park taleplerini gidermiş oluruz bu sayede.Konseri,gösterisi bol olur yazın Tuzla'nın,bir de nostaljik açık hava sineması kurulur sahildeki meydana, ona takılırız bazen.Velhasıl, yaz akşamlarımızın mütevazi ve favori eğlencesidir bu gezintiler.

Geçen hafta bu senenin ilk siftahını yapıp Tuzla'da aldık yine soluğu.Pek iyi geldi yine hepimize.Parktı, dondurmaydı derken çocukların uyku saatini epeyce geçtiğimiz halde fakat keyifle döndük eve.Bunu takip eden günlerde, çocuklar mütemadiyen dile getirir oldular Tuzla taleplerini.Bizde "neden olmasın" diyerek karşılık verdiğimiz halde, mutlaka bir sebeple gerçekleştiremedik bir türlü verdiğimiz sözü.

Dün, YA'yı okuldan alıp eve geldik.
"Anne nesquikli süt içebilir miyim? "dedi.
"tabi oğlum " dedim.
"ben hazırlarım" deyip mutfağa geçti.Biraz sonra elinde nesquikli süt bardağıyla girdi içeri.Sütünü bitirdi ve tekrar mutfağa yöneldi.Ardından bir takım tıkırtılar duyulmaya başladı mutfaktan fakat gidip kontrol etmek istemedim.Su sesleri eşlik etti tıkırtılara;sonra sesler kesildi ve peşisıra YA geldi içeri.
"Anne ben bulaşıkları yıkadım "dedi.
"Oğlum bulaşık yoktu ki neyi yıkadın.?" diye sordum
"Süt içtiğim bardağı yıkadım" dedi.
Teşekkür ettim ve davranışının güzelliğini onayladım.

Gün içinde bunun gibi birkaç olumlu davranış daha sergiledi YA.Hepsi de bana yardımcı olmak maksatlı işlerdi.Akşam oldu, Neco geldi;yemeğimizi yedik,çocuklarla beraber hazırladığımız kahvelerimizi aldık, geçtik içeri ve aynı nakarat tekrar etti yine:
"ee hadi Tuzla'ya gitmiyor muyuz?"

Yemek esnasında, yaptıkları bir takım taşkınlıkları bastırmak amaçlı koz olarak kullandığım "susup yemeğinizi yemeye devam etmezseniz Tuzla'ya gitmeyeceğiz" şeklindeki tehditlerime rağmen O'nlar bildiklerini okumaya devam etmişler, buna mukabil bende "peki o halde Tuzla'yı unutun" diyerek noktayı koymuştum.Sözümü yememeye kararlıydım ve
"hayır,gitmiyoruz" dedim.
O dakka yaygara koptu.YA,isyan dolu cümleleri sıralamaya başladı derhal:
"Biz sizin her istediğinizi yapalım,siz bizimkileri yapmayın,oh ne ala"
Sonra bana dönerek:
"Sen kraliçeler gibi otur orda,kahveni iç,ben sana hizmet edeyim fareler gibi; ama sen yine de benim istediğimi yapma,adalet mi şimdi bu"
Ardından babasına dönüp:
"Sen de kral gibi otur,iyi valla"
Hızını kesmeden devam eder:
"Senden süt istedim onu bile getirmedin,bulaşığı bile ben yıkadım,kahveni yapmana yardım ettim,herşeyi ben yaptım ama sen benim dediğimi yapmıyorsun,hıhhhhhh"
!!!!
Bu sözlerin ardından Neco gözlerini bana çevirdi haklı olarak.Hemen kendimi savunmaya giriştim:
"Aaaa YA çok ayıp,sen kendin demedin mi ben hazırlarım sütümü diye,neden beni suçluyorsun şimdi,aşkolsun" diyebildim kekeleyerek.
Pes,adamda gerçek sanacak.Bütün gün kendisi oturup,çocuğu çalıştırıyor diyecek.Çocuğa üvey evlat muamelesi yaptığımı zannedecek.

Zamane çocukları ne hallere sokuyor bizi ayol...

25 Şubat 2011 Cuma

Allah Konuşuyomuş...

Akşam yemeği yenmiş,çocuklar masadan çoktan firar etmiştir.
Anne,asli görevi önce onların doymasını sağlamak olduğundan,her zaman ki gibi en sona kalmıştır.
TV açıktır ve sesi evin diğer taraflarından da duyulmaktadır ki;
YA çıkagelir...
Direkt TV nin yanına gider,sesini kısar ve:
-"Anneeee sesini kıssanıza"
-"Neden?Rahatsız mı etti oğlum?"
-"Hayır anne,duymuyo musun Allah konuşuyo"
-"!!!! nasıl yani?
Meğer ezan okunuyormuş....

İlahi YA,sen çok yaşa emi....

4 Ocak 2011 Salı

Kikirik Biraderler...

Bizim evin oğlanları bir muhabbetteler bir muhabbetteler öyle böyle değil.Yanyana geldiler mi hemen kendi dillerine geçiş yapıyor ve kikir kikir kikirdeşmeye başlıyorlar.
Bu genellikle keyif verici bazen de sinir bozucu olabiliyor.Öyle ki,bir dolu anlamsız kelime havada uçuşuyor ve peşi sıra kahkahalarla gülüşmeler,yerlere yatışlar,birbirinin üstüne atlayışlar derken tam bir karmaşa ortamına zemin hazırlıyorlar.Bu akşamda onlardan biriydi.
Biri okuldan,diğeri ananeden eve dönmeleriyle birlikte daha kapıda başladılar oynaşıp sırnaşmaya.Üstlerini değiştirip,ellerini yıkamalarının ardından,derhal soluğu yanımda aldılar.Mutfakta yemek hazırlamakla meşgul olan şahsıma "Anne supangle yapalım mı?" arzuhalini iletmek suretiyle geçen diyaloğun ardından bol kahkahalı,adrenalini yüksek gecenin ilk startı verildi.
"-Ben yapıcam"
"-Hayır ben yapıcam"
Anne akşam yemeğinin selametini düşünerek, duruma hemen müdahale edip,
"-Hanginiz yemeğini daha hızlı ve sorunsuz bitirirse,supangleyi onunla yapacağız" 
diyerek ikisini de mutfaktan çıkardı tabi
.Anne-baba mutfakta yemek hazırlıklarıyla uğraşırken(babamız salatada süperdir)içerden gelen kahkaha sesleri keyiflerinin pek yerinde olduğunun sinyallerini vermekle birlikte
"-acaba içerde bizi ne gibi sürprizler bekliyor" endişesini taşımaktan da alıkoyamıyor bizi haliyle.

İşimiz bitipte salona geçtiğimizde ortalığın dağılmasından başka bir vukuatın olmaması (dağınıklık artık nazarımızda doğal karşılandığından sorun teşkil etmiyor) içimizi rahatlatıyor bir nebze.

Yemeğe oturduktan sonra,her fırsatta birbirlerine bakıp, laf atarak gülüştüler veletler.Bu kadar kikirdemelerine neden olan kelimelerden aklımda kalan bir kaçını not etmek isterim.
"ayak kokusu"(okulda arkadaşından duyduğu bu söz dizisi epeydir dilinde,nihayetinde kardeşi de repertuarına aldı hiç sektirmeden)
"kaka pipisi"????? anlamını/anlamsızlığını bende çözebilmiş değilim ama onların dilinde epey komik bişey olsa gerek.
"pimpi,çinçi,kukuş" Yamaç beyimizin kendilerine taktıkları isimlermiş bunlar.
Pimpi:Zeynep
Çinçi:Rüzgar
Kukuş:Yamaç

Hey Allah'ım ne denir ki...Yaratıcılıkları müthiş.

Bir iki kelime daha vardı ama,biz büyüklerin lügatından konuşmadıklarından,hafızamı zorluyor ama çıkartamıyorum.Onu da bir ara not ederim artık.
Ertesi gün:
İşte dünden hatırlayamadığım bir iki tane daha yeni kelime;
"benim ağzım popo çıkanı" meali:benim ağzımdan popo çıkıyor anlamında kullanılıyormuş
"leş,lüş : bu da tarifi olmayan sırf kulağına hoş geldiğinden kullandığı bir ikileme.

Birkaç ikaz ve azarın ardından,yemek faslı bitince,kaldıkları yerden devam ettiler azmaya.Biri bişey söylüyor diğeri kahkahalarla onun söylediklerine gülüyor,arkasından biri diğerini itiyor.öbürü,itenin üstüne atlayarak karşılık veriyor.Biri çorabını çıkarıp diğerinin üstüne atıyor,aynı çorabı öbürü tekrar atana iletiyor.Fonda anlamsız kelimelerle kahkalar  eşliğinde tabi.
Bu kahkaha ve atraksiyonun dozu arttığında,anne-baba onların sesini bastırarak duruma müdahale ediyor mu?

e-ediyor haliyle.

Bizim ki de kafa sonuçta.
Hele ki ay sonu münasebetiyle,tüm gün,tam bir kaos halinde süregiden ve 19:00 gibi biten işsel savaşın ardından,ihtiyacımız olan sükunetin yerini alan , kaosun ev hali hiç çekilmiyor.

Ama bir taraftanda onların birlikte bu denli eğleniyor olmasından duyduğum mutluluğun tarifi yok.Üstelik kendi kendilerine eğlenip bize ihtiyaç duymamalarıda ayrı bir keyif sebebi.Fakat dedim ya,anne-baba günün getirdiği  yorgunluk ve stres sebebiyle, bu keyfi sürmek yerine,içine etmeyi daha uygun buluyor.

Azıcık şu çocuklar gibi görmeyi öğrenebilsek bu hayatı,sanki daha bir yaşanılır hale getirebileceğiz hem kendimize,hem daha çok çocuklarımıza....

28 Eylül 2010 Salı

Kapalı Gişe...


Bizim ufaklıklar 27 aylarını bitirdiler artık.Daha dün minicik olan bedenleri,kucağımdan dolup taşar oldu şimdilerde...Epey yol katettik birçok konuda...
Kendi kendilerine uykuya geçişleri,tuvalet eğitimleri,yemek yeme becelerileri,dil gelişimleri vs.vs...

Hergün yeni yeni şeyler duydukça ağızlarından,hem şaşırıyor hemde mutlu oluyorum şahit olduklarıma...

En güzel en keyifli zamanları sanırım bu dönemler..

Her duyduklarını hafızaya nakledip gerekli durumlarda şakkk diye dışa vuruşları...dillerinin döndüğünce söyledikleri şarkılar...kızdıkları sinirlendikleri anlarda verdikleri büyümüşte küçülmüşvari tepkiler...birbirleriyle olan harikulade dialogları...büyüklerinden taleplerini dile getirirken sarfettikleri sözcükler...Gönül almaya çalışırken uyguladıkları taktikler...ve daha neleeerrrr neleeeerrr nelerrrr...

Hepside tadına ve seyrine doyum olmaz deneyimler...

Rüzgar,abisi o gelmesin diye kapıyı kapattığı için:

"Mamaç kapıyı niye bagattın hıııııı???"
diye sorduğunda yanında olmalı ve o şirin suratıyla sesinin tonlamasını duymalıydınız mesela...

Ya da Zeynep'in işine gelmeyince:

"Anne çeni çeeemiyom" diyerek tavrını koyuşunu,

Hele bir gece yataklarında sütlerini  hüplettikten sonra yaklaşık bir saat boyunca kıkırdaşmaları...

Zeynep'in yatakta ayağa kalkıp kendini popo üstü bırakınca Rüzgar'ın ona bakıp kahkahalarla gülüşü ve bu durumun onları ziyadesiyle eğlendirişi...
Sonrasında yanlarına gidip "hadi uyuyun bakalım" dediğimde,benim çıkmamla birlikte Zeynep'in kısık sesle:

" Düdaa şişşşşş hadi uyu uyu anne kızıyo" diye uyarması...

Koro halinde "Ali babanın çiftliği" ni eksiksiz ve sıfır detone söyleyişleri...

Zeynep'in "armut dibine düşer" lafını haklı çıkarırcasına muazzam müzik kulağı...

Yine Zeynep'in ellerini  yüzüme koyup en şirin sesiyle "bebeksin" diyerek dile getirdiği en sahici sevgisi...

Rüzgar'ın her kapı çaldığında ya da her duyduğu tıkırtıda "aaa baba geldi" diyerek heyecanla kapıya koşuşu ve babaya olan müthiş tutkusu...

Üç kardeşin kah; sarmaş dolaş,aşk muhabbet, hoş sohbet, kah; hır gür,itiş kakış,bağırış çağırış halleri...

vs vs vs....
Anlat anlat,yaz yaz bitmez bu bizzat şahit olunası serüvenler...

2 yıldır gitmiyorum diye yakınıyorum kimi zaman,ama sinemaya gitmeye ne hacet...
Aksiyonsa aksiyon,gerilimse gerilim,komediyse komedi,,dramsa dram,aşksa en damarından...
Her aradığın 7/24 elinin altında,

Para harcamana,bilet kuyruğuna,yer bulma kaygısına lüzum yok.

Üstelik,yerin her daim hazır; loca da...

Hemde 4 boyutlu,
O kadar gerçek ki herşey,bazen tepende,bazen kucağında,bazen sırtında buluveriyosun...

Kimi zaman geçici duyma bozukluğuna yol açabiliyorlar ama olsun,her güzel şeyin bir bedeli var dimi...

Patlat bir kase dolusu mısırı,otur koltuğuna
Aksiyonsa şayet o günkü filmi konusu,her an  içinde bulabilirsin kendini.
Ne güzel işte senaryoyu kafana göre değiştirme imkanın da var,mutlu sonu kendin yazabilirsin...

Gerilimse biraz gerilebilirsin hazırlıklı ol,istersen başlamadan önce bir kaşık passiflora al iyi gelir...

Komediyse yaşadın...ne yorgunluk kalır ne stres...

Ama  aşksa tadından yenmez...
Ne dert kalır ne tasa,dünya yansa umrun değil,öyle sahici  öyle içten yaşarsın ki,damarlarında hissedersin sıcak sıcak...

Hani hayran olduğun aktörün filmlerinde kendini birlikte oynadığı aktristin yerine koyar,yahut "keşke sevgilim olsa" gibi hayaller kurardın ya genç bir kızken...
Bu filmi izlerken tüm hayallerin gerçeğe dönüşüveriyor ve bir anda taptığın başrol oyuncusunu kollarında, kucağında buluveriyorsun,sarıl,öp,kokla aşkını ilan et ve karşılığını doyasıya al....

Yalnız misafir izleyicileri alırken uyarıyoruz,kulaklarında ve başlarında meydana gelebilecek ağrı ve uyuşmalara karşı hazırlıklı olmaları konusunda...

Konusu ne olursa olsun,her şartta,her durumda,her zaman kapalı gişe,keyifle,ara sıra gerilerek ama hep şükrederek izliyoruz biz bu filmleri...

Ve  her daim kadroda yer alan,başrol oyuncuları birbirinden akıllı ve bizce birbirinden eşsiz 3 küçük haylaza      

ÖLESİYE TAPIYORUZ....






Related Posts with Thumbnails