31 Aralık 2010 Cuma

Güle güle 2010...

Güle güle 2010.

Dünya üzerindeki tüm çirkinlikleri beraberinde götür giderken.Söyle 2011 e barış getirsin,sevgi getirsin,hoşgörü getirsin,güzellik getirsin,huzur,mutluluk getirsin ama en önemlisi esenlik getirsin tüm insanlığa.
Gelen gideni aratmasın lütfennn...

Mutlu Seneler...

Rabb'a sesleniş...

Allah'ım;

Öyle çok şey istemem senden,gözü aç biri değilimdir bilirsin.
Karnım tok,sırtım da pekse,keyfim paşada yoktur.Lotolar,totolarla hiç işim olmaz,yılbaşlarında piyango bileti bile almışlığım nadirdir.Ordan gelecek paranın hayrına güvenim yoktur,zaten öyle büyük paralarla da işim olmaz.
Çocuklarımın kaliteli eğitim alacağı,gözlerinin bişeylerde kalmayacağı,başımızı sokacak bir evimizin olacağı,sıkıntı çekmeden yaşayacağımız,birazda zor zamanlar için kenara para koyabileceğimiz kadar para kafidir bence.Tabi en hayırlısından,haramdan uzak olanından...

Dileklerime parayla başladığıma aldanma,bilirsin kalbimden geçenleri,önceliğim hiçbir zaman para değildir.Sağlık dilerim önce,o olmadıktan sonra ne kıymeti vardır malın mülkün.Hiçbir maddi gücün satın alamayacağı tek şey değil midir sağlık.Çocuklarımın,eşimin,ailemin sağlığıdır herşeyin öncesinde beklentim.Huzurda varsa gerisi boştur zaten.

İşle ilgili hayırlı başarılar dilerim birde senden.Ayaklarımın geri geri değil de koşar adım gideceği mesailer kısmet et olmaz mı?Stressiz ya da daha az stresli ve üstesinden gelebileceğim sorumluluklar yükle üstüme.Kazandığımı hak etmeyi ve hak ettiğimi almayı nasip et ne olur...

Çocuklarım herşeyden ötedir bunu da bilirsin.Dünya bir yana onlar bir yanadır her daim.Kıllarına halel gelsin istemem.Canları yansa canımdan can gider.Mutlulukları mutluluğumdur.Gözlerinin mutlulukla ışıldaması denli beni hiçbir şey bahtiyar edemez bu hayatta.Bu sebeple,onları yanımdan yamacımdan ayırma,mutluluk cıvıltılarıyla dolsun taşsın yuvamız,gözlerinin içi her dem gülsün yavrularımın.Üzüntü,sıkıntı, yörelerine uğramasın.

Birde bol sabır diliyorum senden Rabbim,bu konuda ne olur cömert davran.Çocuklarımıza daha  iyi birer ebeveyn olabilmek için fırsat ver.Daha az stres yükü,gerilim,asabiyet,tahammülsüzlük,anlayışsızlık,ön yargı amma velakin bolca sabır,iyi niyet,sükunet,hoşgörü ve tahammül diliyorum senden.Bunu gerçekten çok istiyorum.Onlara layık olabilmek için...

Kısaca özetlemek gerekirse,

Sağlık,huzur,mutluluk,başarı ve hayırlı kazançlara erişeceğimiz yeni bir yıl diliyorum senden.
Umarım kabul edersin...



Canım dostlarım,aynı güzel dilekleri tüm samimiyetimle sizler içinde diliyorum bilesiniz...

30 Aralık 2010 Perşembe

Koşturmaca...

Bugün iş yerinde yeni yıl kutlamaları var.Organizasyonda bizde rol alacağımızdan yoğun ve atraksiyonu bolca bir gün olacak.Güne dair bikaç foto koyarım belki.
Tabi makinamın USB kablosunu bulabilirsem.
Arada bi merhaba deyip soluk almak istedim.

Kaçıyorum,bye

İlhami nerdesin?

Yeni yıla dair bişeyler yazayım diyorum ama içimden gelmiyor.İçimden gelse elim ermiyor.Elim erse dilim dönmüyor.Dilim dönse vaktim olmuyor...
Velhasıl olmuyor işte...

Yazı yazmak için konsantre olmam gerekiyor.Dış etkenlerden izole bir ortam konsantrasyon için ilk koşul.Şayet çevrede duyularımı sekteye uğratacak etkenler varsa -ki olmaması çok zor,mümkün değil iyi bişeyler çıkmaz ortaya.Zırvalar durur,beceremeyince kapatır kalkarım.Birde bir konu üzerine fazla düşünüyorsam,şartlandırmışsam kendimi o konuyla ilgili yazmaya,o zamanda gaklayıp guklamaya başlıyorum.Spontane dökülecek kelimeler önce     zihnime,sonra parmaklarıma,nihayetinde klavyeye.5 dakkada koca bir sayfayı deviriyorum da haberim olmuyor.


Kaç gündür,2010 a veda yeni yıla merhaba amaçlı bir yazı yazayım diye kendimi sıkıyorum sıkıyorum ı-ııhh cık gelmiyor içimden.
Esin vermesi adına yılbaşı ağacımızı tam karşıma diktim ki yanıp sönen ışıkları bana yeni yıl coşkusunu aşılasında ruhumdan beynime ordan elime geçişler kolay ve hızlı olsun diye ama yok nafile.Şimdilik umut yok.Zorlamamak lazım,cebren yolada gelmiyor ki bu meret.

Bakalım,hayırlısı,son iki gün belki İlhami bey bir ara uğrar da, üç beş satır kelam ederim biten ve başlayacak yıllara ithafen...

Hadi hayırlısı...

27 Aralık 2010 Pazartesi

Uzuuunca bir aranın ardından...


İşle ilgili olağandışı gelişmeler nedeniyle epeydir ihmal ettiğim bloğumuzu yavaş yavaş hayata döndürmenin zamanıdır artık.
Aslında hala çok yoğun,hatta ay sonu,yıl sonu olması sebebiyle ultra yoğun günler geçirsem de,bir şekilde,çok sevdiğim meşgalemi de daha fazla sekteye uğratmamak adına,kendimi zorlamaya karar verdim diyebilirim.

İşle ilgili gelişmelerden az biraz bahsetmek istiyorum öncelikle;
Artık o tadına doyulmaz sabah sefalarım yok maalesef.
Sabah 08:05 gibi çıkıyorum evden.08:15 gibi servise biniyor 08:25 gibi işyerinde oluyorum.Full yoğun bir mesainin ardından 17:30 da çıkıyorum,18:00 de evdeyim.Erken saatte evde olmak tabi işin iyi tarafı.
Bazen iş çıkışı büyük kuzuma sürpriz yapıp ben alıyorum okuldan.Sevinci görülmeye değer.Galoşlarımı takıp ansızın giriyorum sınıfa ve arkadan ellerimle kapatıp gözlerini,önce şaşkın sonra mutlu haline tanık oluyorum heyecanla.Hemen alıp gitmiyorum okuldan sınıfta arkadaşlarıyla beraber oyun oynuyoruz bir süre,hem arkadaşlarıyla ilişkisine şahit oluyor hemde hepsiyle ortak birşeyler yapıyor olmanın hazzını yaşıyoruz hep beraber.Sonra bazen ikimiz yürüyüş yaparak(Allahtan okul evimize 15 dk yürüme mesafesinde) bazende babamızın bizi gelip almasıyla evimizin yolunu tutuyoruz.

İşle ilgili ikinci detayda sorumluluğumun artmasıyla ilgili.Beraber çalıştığım arkadaşım proje değişikliği yapınca onun görevine ben getirildim.Ben şef o müdürdü dolayısıyla artık müdür olan ben olunca sorumluluklarımda arttı ve işe gireli 3 ay gibi kısa bir süre olduğundan(9 sene deneyimim olduğunu vurgulamak isterim)şirkete ve işe uyum süreciyle beraber epey yoğun ve yorucu oldu haliyle.
Neyse buna da alışıyor bu bünye,nelere alışmadı ki...

Çocuklarla ilgili gelişmeler ise;
Büyüyorlar işte,bazen dibine kadar,bazende hiç farkında olmadan yaş alıp gelişiyorlar.Diyaloglar şahane.Öyle replikler var ki bazen not edeyim de buraya da yazayım diyorum ama ihmal ediyor sonra da unutup gidiyorum.
Ama dün Yamaç'ın yolda yürürken ansızın,hiç alakasız bir şekilde sarfettiği bir cümle vardı ki hala kulağımda çınlıyor:
-"Anne keşke sen işe gitmesen,ben okula gitmesem,babam işe gitmese,kardeşlerim anneanneme gitmek zorunda kalmasalar,hep beraber evde otursak,hep beraber vakit geçirsek ne güzel olurdu dimi?"
-"Gerçekten böylemi düşünüyorsun oğlum?Daha mı mutlu olurdun bu şekilde" dedim.
-"Evet" dedi.
Yetmiyor,çocuklara bu kısıtlı vakit yetmiyor ne yazık ki.İstiyorlar ki her an yanlarında olalım,hep sarıp sarmalayalım ama olmuyor işte.Hayatın çarkı bu şekilde işliyor ve karşı koymak çoğu zaman imkansız.
Okulla ilgili sıkıntımız yok aslında,gayet keyifli ve uyumlu bir şekilde devam ediyoruz şükürler olsun.Hatta öyle ki hasta olup göndermediğimiz günlerde "ben okula gideceğim" diye tutturuyor çoğu kez.

Okul demişken;
Bu sabah veli toplantımız vardı,ama bu kez okulda değil semtimizin şık bir restaurantında 2 saat süren bir kahvaltı eşliğinde.Geç kalınmış ama şahane bir fikirdi,bu vesileyle teşekkür etmek isterim "Deniz Yıldızları Anaokulu"yetkililerinede.Oğlumun arkadaşlarının velilerini tanımak ve onlarla güzel sohbetler etmek ayrı bir keyif oldu benim için.Tabi sohbetimizin tek odağı vardı ÇOCUKLAR.Zaten anne olduktan sonra artık sohbetlerimizin ana teması hep onlar değil mi?
Yamaç'ın okul durumuyla ilgili zaten hep bilgi alıyordum öğretmenlerinden gerek yüzyüze ,gerek telefon yoluyla ama veli sıfatıyla katılıp topluluk önünde duymanın ayrı bir hazzı varmış,bunu da yaşamış oldum canım oğlumun sayesinde.İngilizce dersinde oldukça başarılıymış,hatta sınıfta en iyi,en meraklı,en ilgili öğrencilerinin Yamaç olduğunu söylemeleri çok mutlu etti beni.Halbuki evde kelime çalışırken sorduğum sorulara anlamsız cevaplar vermesi beni endişendiriyordu epeyce.Ama çocukların huyudur ya bu,üstüne düştükçe işi şaklabanlığa verir,ukalalık taslarlar.Akılları sıra "bana birşey öğretmeye çalışma sen giderken ben geliyordum" mu demeye çalışıyorlar acaba?
Daha neler göreceğiz bakalım...

Şimdilik bu kadar,ilk fırsatta kaldığımız yerden devam;)

26 Aralık 2010 Pazar

2011 model...

Yeni yıl;

Yeni umutlar,yeni dilekler,yeni hayaller,yeni başlangıçlar,yeni beklentiler,yeni sevdalar......demektir insanlık için.

Herşey yenilenecekse blog da bundan nasibini almalı dimi?

2011 model YARUZE yi umarım hepiniz beğenirsiniz...(Birkaç aksaklık var ama halletmeye çalışacağım)

25 Aralık 2010 Cumartesi

Derim ki ben...


Bu melankolik halim kimseyi yanıltmasın,gayet aklı başında düşünceler silsilesi içerisindeyim.

Yeni yıldan beklentilerim yüksek,konsantre olmak gibi bir çaba peşindeyim.

Fırsat bulursam şayet,bu ekranda sıralayacağım dileklerimi,
Ne kadar aminnn diyen olursa,gerçekleşmesi o kadar az zaman alır zira...

Yeni yıla girmeden fırsat bulurum umarım nitekim yılbaşı ağacımızı çıkarıp süslemeye bile ancak bu akşam zaman ayırabildim.

En birincil dileğim zaman kavramıyla ilgili olmalı sanırım...

24 Aralık 2010 Cuma

Operatör diyor ki...

Aradığınız kişiye şu an ulaşılamıyor,zira öyle bir temponun içindeki,dünya dönüyor mu?,takvim neyi gösteriyor? farkında değil...
lütfen daha sonra tekrar deneyiniz..

12 Aralık 2010 Pazar

Ses 1..2...

Yoğunum,fırsat bulamıyorum...
İşle ilgili hızlı değişimler,gelişimler yaşıyor,bunlara uyum sağlamaya çalışıyorum.
Evle iş arasında mekik dokuyor,ikisinide dengede tutmaya,aksatmamaya özen gösteriyorum.
Çocuklar hasta oluyor,iyileşiyor,gelişiyor,değişiyor,gülüyor,oynuyor,her duruma çabuk adapte oluyorlar,bende hepsine birden,binlerce şükür ediyorum.

Yüzleri güldüğü için yüzüm gülüyor,yüzüm güldüğü için yüzleri gülüyor...
Yaradan'a teşekkür etmek için sebep çok,biriktirmek istemiyorum.

Çok özledim yakın zamanda döneceğim,umarım...
Şimdilik bir merhaba deyip,ses vermek istedim...
Hemen kaçıyorum...

5 Aralık 2010 Pazar

Vicdan,Yara ve MİM

YA'ya karşı hep bir vicdan azabı duymuşumdur içten içe..Zamanla bu azap yaraya dönüştü,hatta ara sıra kanayıp canımı yakmakta.Bazen de zorla kaşıyıp kendim kanatıyorum yaramı;sırf kendime olan hıncımdan...
Kimi zaman tam iyileşmeye,belli belirsiz olan izler kapanmaya yüz tutacakken,koskoca ya da aslında ufacık bir nedenle tekrar kök salıyor derinlerde...

Velhasıl,çelişkilerle beslenen bu yara,kimi zaman azalıp,kimi zaman azarak,ama her dem benle,sonsuza kadar yerleşik kalacak.

Yaranın sebebini tahmin etmek zor değildir sanırım.Evet tam üstüne bastınız ve bir darbede siz vurdunuz.Ama ziyanı yok,alışkın bu yara bu çeşit travmalara...

YA 2,5 yaşındaydı abi olduğunda;iki kardeşe birden sahip olarak üstelik.Ağırdı yani sorumluluğu ve de katlanacakları..
Bir kere tam ilgiye ihtiyacı olduğu ve algılarının açılmaya başladığı dönemlerdi.Anneye bağımlılığı uçlardaydı.Nereden bilsindi anne artık üçe bölünecek ve sıra bekleyecek kendisiyle ilgilenilmesi için.Üstelik doyamayacaktı ki sınırlı ilgisine.Ya biri vıyaklayacaktı karnı acıktığından,ya öbürü dermansız gaz sancılarından. Sevmek istese üstelik,birileri müdahale edecek canları acıdığı düşüncesiyle.Zira nerden bilsin çocuk mıncıklayarak sevilmeyeceğini o kadar minicik bebeklerin.Kendide minnacık oysa...

Biraz daha büyüdüklerinde zorla öğrenecek paylaşmayı.Fikri sorulmadan,izin alınmadan,danışılmadan... Kapıverecekler birden,bomboş kalacak elleri.Önce şaşkın,ardından ağlayarak,nihayetinde taarruza geçerek verecek karşılığını.Paylaşmayla birlikte savaşmayı da öğrenecek aynı zamanda;istediklerine sahip olabilmek,kaptırdıklarını tekrar kazanabilmek için...

Anne için öncelik hep ondan yanadır ama bazen yetişememekten sebep,azıcık ihmal eder kendisini.Herhangi bir talebi karşısında şayet kardeşleriyle meşgulse anne,biraz beklemesini tembihler ona;bir çocuk için beklemek ne menem bir şeydir oysa...
Ama bu sayede sabretmeyi ve beklemeyide öğretir hayat ona...

Anne-baba,günlük hayatın koşturmacasıyla bunalıp stres elbiselerini geçirince üstüne,en ufak kargaşaya,en basit kaosa büyük harflerle tepki verince,nasibini en çok o alır abi vasfından sebep.Kocaman adamdır ya herkesin gözünde artık.
5 yaşında,küçük dev adam oysa...
Hayatın ne acımasız olduğunu da öğretir bu tecrübe ona...

Annenin yarasını en çok ne kanatır,canını en çok ne yakar bilir misiniz?
Yakınlarımızla beraberken,onca ikazlara,söylemlere karşın,tüm ilginin kendisinden ziyade ikizlere gösterilişi, onunda kendisini göstermek adına çırpınıp duruşu,anlamsız ya da aslında gayet anlamlı çıkışlar yapışı, farkedilemeyince sessiz kalışı,mahsun bakışları (kanat bakalım Gönül,şimdide kanat,acısın canın,hatta kalbine bir yumruk indir daha iyi,tutma gözyaşlarını akıt,kalmasın içinde.Ggözyaşlarını yarana akıt ki her koşulda acısın yaran,burnunu silmeyide unutma,zira her ağladığında gözyaşlarına eşlik eder oda).........
Gözde olabilmek,ilgi ve dikkat çekebilmek için çırpınmak,hırslanmak gerektiğini de bilir artık...

Ama annesi yetişir imdadına...Anne o kadar çok sevmektedir ki onu,evrendeki tüm ilgiler,sevgiler başka yöne kaysa da,annenin engin sevgisi,sarıp sarmalaması,öpüp koklaması,hepsinin yerini tutar;hemde misli misli fazlasıyla...Onun gözlerindeki ışığın voltajı azıcık düşse,anne ömrünü verir tekrar parıldaması uğruna.Bilir ki dünya bir tarafa,annesinin nazarındaki yeri bir tarafa...

Biliyorum ki,benim gibi birden fazla çocuğu olan çoğu anneler,ilk çocuklarıyla ilgili içlerinde hep bu ve buna benzer endişeler barındırmışlardır.

Bu sebeple bir MİM de ben başlatıyorum.
Konu:
"İLK GÖZ AĞRISI VE ANNEYE HİSSETTİRDİKLERİ"
Mimlediklerime gelince:
sevgili annekaleminden , İlkay ve kurabiyegiller , buse ve ivirzivirdefteri., sevgili küçük prens , sevgili fındıklı kurabiye ve tabi ki vazgeçilmez delianne ...

Hadi bakalım,sizde vaziyet nedir bilmek isterim...

Bu arada MİM konusu açıp mimlemekte ayrı bir zevkmiş:)))

2 Aralık 2010 Perşembe

Annelikten sınıfta kalınca...

Çalışan anne olup,yardımcı desteği olmaksızın,üstelik 3 tane çocuğa sahip olunca, insan her şeyi dört dörtlük yapamıyor maalesef.

Hele birde geç saatlerde eve dönüyorsanız,kalan kısıtlı vakte,bir çok şey sığdırılmaya çalışılınca,mutlaka bir yerlerde fireler veriliyor.Ya gelişigüzel hallediliyor yahut tamamen akıldan çıkıveriyor yapılacak işler.
Diğer ıvır zıvır işler neyse de,çocuklarla ilgili meselelerde yetişemediğim  ya da yarım yamalak gerçekleştirdiğim şeyler olduğunda,kendimi işe yaramaz,beceriksiz,sorumsuz hödüğün teki olarak duyumsuyorum.Belki bünyenin kaldıramayacağından çok işleri üstlendiğimden,ya da programlamada yaptığım hatalardan kaynaklanıyor bu eksiklikler fakat,ne olursa olsun,sonuçta nasibime düşen mahçubiyetten fazlasıyla gocunuyorum.

Örneğin,Yamaç'ın okulunda yayınlanan aylık bültenlerde,her perşembe,bir veliye,ikindi kahvaltısında yenilmek üzere servis edilecek,kek,pasta,börek,poğaça,kurabiye vs.tarzında,yiyecekler hazırlanması görevinin takvimini belirten çizelge gönderiliyor.Kasım bülteninde 2 Aralıkta sıranın bende olduğu belirtiliyordu.Yani tam bir ay öncesinden belliydi.Bende hafta sonunda, Yamaç'la birlikte markete gidip,yapacağımız mamalar için malzemeleri hazırlayıp dolaba istiflemiştim bile.Gel gör ki,aklı başından uçuuupp gitmiş avare Gönül,çoktannn kafasından silip atmış bu önemli ve ihmale gelmeyecek görevi.

Dün akşam,annemlerde çocuklarla boğuşurken,aklımın ucundan dahi geçmedi yarın öğlene okulda olması gereken sıcak sıcak poğaçalar.Dün o tokatı oğluma değil kendime atmalıymışım oysaki,uyanmak için içinde bulunduğum gaflet uykusundan.

Sabah 11:30 da çalan telefonla kendime geldim ama iş işten çoktaaann geçmişti.Bir de öyle güzel soruyorum ki "Bir sorun mu var Zeynep hanım?hayırdır" diye.Zeynep hanımda "Var ama çok büyük bir sorun değil"diyerek,benim salaklığımın üstünü kapamaya çalışıyor kibarca.

Durumu anlattığında,kendimi nasıl ezik,mahçup ve eksik hissettim anlatamam."Ikk mıkkk,kem küm,nasıl unuttum ben yaaa" şeklindeki dövünmelerim faydasız,ama karşımdaki ses beni çok iyi anladığını,böyle şeylerin olabileceğini söyledikçe,ben daha beter yerin dibine girip girip çıkıyorum.
Ne yapmalı,ne etmeli derken,dışardan hazır bişeyler alınıp,eş tarafından okula ulaştırılınca sorun çözüldü.

Ama bu durum,annelik karnemdeki, -sorumluluk sahibi,bilinçli,fedakar anne hanesinde,kırık notlar almamı engelleyemedi tabi...

Maalesef istemeden oldu:(

Bu akşam yine enerjileri tavan yaptı bizim veletlerin.Karı koca ikimizde stresten ve gerginlikten gerim gerim gerilmekteyiz.Bolca bağırıp çağırdık maalesef istemeyerekte olsa.Ama insan kendini frenleyemiyor bazı anlarda.Her ağızdan bir ses çıkınca ve üstüne birde bolca hoplayıp zıplama eşlik edince,bütün gün yorulan beden ve beynimiz infilak ediyor bir yerde.
Yamaç, tüm gün okulda onca yorulmuş olmasına karşın,eve gelince nasıl oluyorda bu denli enerjik olabiliyor aklım almış değil.Çocuklarda uyku ve yorgunluk hali enerjiyi tetikliyor diye bir kanıya vardım ben artık.Akşam eve gelirken arabada uyumak üzereydi halbuki,ama eve gelince birden son derece dinamik ve aktif bir moda bürünüverdi.Ne oluyor ki anlamıyorum...
Tüm akşam koştu,hopladı,zıpladı,ağladı,zırladı ve beni zorla çileden çıkardı .
ve maalesef ki sonunda hiç tasvip etmediğim şeyi yaptırmak için tüm gücüyle uğraştı...
Yaptım mı?
Evet itiraf ediyorum maalesef ona bir tokat attım...Ve çok pişmanım....
İçime giren şeytana yenildim,çok üzgünüm...
Ne olurdu o kadar ağlayıp beni çileden çıkarmasaydın be oğlum...
Ne yapacağım şimdi içimi kemiren bu azapla...

Biri bana yardım etsin...

1 Aralık 2010 Çarşamba

Yamaç'tan kısa kısa...


Yamaç'ın devam ettiği kreşte,arkadaşlarının ailesini ve yaşamını tanıma maksatlı,her yaş grubunun sınıfından bir kişi olmak üzere,ayda bir ev ve aile ziyareti etkinliği düzenleniyor.
Bu ziyaretle,arkadaşlarının ailelerini,nasıl bir evde yaşadıklarını,odasını,oyuncaklarını(çocukları en çok bu ilgilendiriyor) kısacası aile hayatlarını görme ve tanıma fırsatı buluyor çocuklar.Bir nevi daha yakından tanıma şansı diyebiliriz.
Yamaç'ın çok hoşuna gidiyor bu ziyaretler.Bir gün öncesinden hazırlıklarını yapıyor ve uzun uzun bahsini ediyor akşam boyu.
Dün Yağızların evine gittiler.Akşam öyle bir anlatışı vardı ki..Aynen şöyle:
Y: -"Anne çok muhteşem bir salonları vardı,gayet büyüktü"
Y: -"Hot wheels arabası vardı ve hiç kırmamıştı arabalarını"(kendisi arabalarına pek iyi davranmadığından hepsi külüstür durumda olduğu için söylüyor bunu)
A: -"Eeee oğlum kardeşi var mıydı Yağız'ın"
Y: -"Evet vardı,4 aylık,ismi Doruk"
A: -"Anlaşıyorlar mıymış kardeşiyle?"
Y: -"Evet ama bazen yanağını sıkınca ağlıyormuş kardeşi,Yağız'da üzülüyormuş o zaman"
A: -"Eminim canı yandığı için ağlıyordur yoksa abisi onu sevdiği için çok mutludur dimi?"
Y: -"Ben öpünce kardeşlerim ağlamıyor"
A: -"E tabi senin kardeşlerin artık çok büyüdü,bebekler daha hassas olurlar"
falan filan...
Kısacası Yamaç bu ziyaretten oldukça memnun döndü,dolayısıyla bende.Bu tip etkinlikler hoş etkiler bırakıyor çocuklar üzerinde,bizlerde ebeveynleri olarak onların mutluluğuyla mutlu oluyoruz haliyle...

Yamaç'ın dil gelişiminin epey ilerlediğini söyleyebilirim.Onunla konuşurken sarfettiğimiz cümlelere son derece dikkat ediyoruz.Mahsulünüde en verimli şekilde alıyoruz böylece.Tabi her gece okuduğumuz kitapların etkisi de herkesçe aşikar.
ODTÜ yayınlarının kitaplarını çok beğeniyorum,hem çok güzel illüstrasyonlara sahip, hemde dili çok yalın ve anlaşılır.Konularıda ilgi çekici tabi.Sevgili deli anne nin önerisiyle edindiğim yeni cicilerimiz dün görücüye çıktı ve Yamaç tarafından çok beğenildi.Yeni kitaplar almak,benim olduğu kadar Yamaç'ında ilgisini çektiğinden, her ikimizde bayram çocukları gibi mutlu olduk ziyadesiyle.
Dil gelişimi demişken,
Aynı zamanda,son derece,mutlu ya da mutsuz hissediyorum,nazikçe,kabaca,gayet,sanmıyorum.....gibi kelimeleri,cümle içinde yerli yerinde kullanması hoşuma giden bir diğer durum.
Bu aralar boyu pek uzamadı gibi geliyor bana.Kuruntu mu yapıyorum bilmiyorum,gerçi doktor gelişiminin normal seyrinde hatta biraz üstünde bile olduğunu söylüyor ama ben yaşıtlarıyla mukayese edince biraz bodur görüyorum sanki.Babamız uzun,bende normal standartlarda bir hatunum,bilmiyorum çocuklarda durum ne olacak.

Yaşı şu an itibariyle tam olarak: 4 yaş 9 ay 25 günlük
Şu an boyu:109-110 cm.
Kilosu: 20 kg

Umarım benim kuruntumdur.Ya da tek derdimiz bu olsun diyelim...

29 Kasım 2010 Pazartesi

Zaman su misali...

Ne zaman büyüdün sen bu kadar?


Daha dün vermemişler miydi seni kucağıma?
Mis gibi kokunu içime çeker çekmez süzülmemiş miydi yaşlar gözümden?
Dünya üzerindeki en mutlu insan ben değil miydim o dakikalarda?
Gece boyunca uyanıp uyanıp bakmamış mıydım nefes alıyor mu diye?
 "Bu şimdi benim mi" diye sormamış mıydım defalarca?
Gözümden sakınmamış mıydım her daim?
Seni kucağına alıp öpenlerden kıskanıp,ikaz etmemiş miydim herkesleri?
Hayaller kurmamış mıydım yapacaklarımıza dair?

Bu kadar acele etme büyümek için be yavrucum,
Tadını çıkarmak istiyorum seninle geçen her dakikanın...


İlk göz ağrımsın bebeğim,

Seni öyle çoooookkkk seviyorum ki...

28 Kasım 2010 Pazar

Bir Annenin Kendine Ait Garip İzleMİMleri


Yupiiiii artık bende MİMlendim diye çocuk gibi sevinesim var.

Keşfettiğimden beri müptelası olduğum ve çok benzeştiğimizi düşündüğüm,hisdaşım sevgili "Deli Anne" -ki kendisi gayet aklı başında bir hatundur bence,beni mimlemiş.
Garip huylarımız ve yapamadıklarımıza dair.
Bende böylece mimlenenler kervanına katılmış oldum sayesinde.Çocuklardan ancak fırsat bulabildiğimden gecikmeli olarakta olsa yazmak istedim.

Oldum olası çok normal biri olarak görmedim kendimi.Anım anımı tutmaz,dengesiz ve kararsızımdır.Her ne kadar burçlara pek prim vermesemde Terazi burcunun özelliklerini genel olarak taşıdığım söylenebilir.
Kimi zaman kızıp deli gibi küfürler savursamda severim kendimi aslında.Ayaklarım yere basar,düşündüklerimi dile getirebilir yamuk yumuk hareket etmem.Olduğum gibiyimdir sözün özü.
Ama gelin görün ki asabi ve dengesiz tarafımda hiç çekilmez doğrusu.Hal böyle olunca gariplik konusunda epey malzeme çıkar benden.


  • Kararsızlık:Dışardan bakıldığında pek çok kişide bulunan,sıradan addedilen bu özellik,bende ki vehameti sayesinde "garip" statüsünde nitelendirilebilir zannımca.Öyle ki, girdiğim bir mağazada tüm alternatifleri arasında gözüme kestirdiğim herhangi bir ürünü almaya yeltendiğimde,"ya aslında bu rengi de fena değilmiş" yahut "hımm şu modelde güzelmiş ben bunu görmemiş miydim" veya yanımdaki herhangi birine "sizce hangisi daha güzel?" şeklinde bir yığın sorular eşliğinde 2 saat geçirmişliğim çoktur.Sonunda da ilk beğendiğimi değilde kararsızlıktan sıkıldığımdan,en sıradan olanı alıp eve götürdüğüm,daha eve gelmeden "yaa öbürü daha güzeldi aslında" diye pişmanlık duyduğum,tüm gece hayıflanmaktan uyuyamadığım,ertesi günde mutlak suretle götürüp değiştirdiğim hikayelerimin sayısını ben bile hatırlamıyorum. Halbuki ilk gözüme çarpan hangisi ise o zaten en ilgi çekici olanı değil midir be kararsız Alime???
  • 33 yıllık ömr-ü hayatımda Zeytin denen nimetin(bence ucube olarak görülmekte,Allah affetsin) tadına bakmışlığım yoktur.Yememek bir tarafa elimi bile süremem.Bir keresinde ilkokul öğretmenim tenefüste zorla ağzıma bir tane vermişti de o gidene kadar yemeyip ağzımda tuttuğumdan gider gitmez tuvalette zor almıştım nefesi.Bütün gün ağzımı defalarca yıkamama rağmen sanki sürekli kokusunu duymuştum.İnsan hiç yemediği bir şeyden neden bu kadar nefret eder onuda anlamış değilim ama rivayete göre annem sütten kesmek için göğüs ucuna zeytin yapıştırmış ve "bak öcü" (zamane bilinçsizliği diyelim) diyerek beni korkutmuş.Benden ondan sonra bir daha meme emmemişim.Bununla mutlaka ilintili olduğunu düşünüyorum.Haa birde zeytinin günahını,küçük yuvarlak olarak genelleyeceğim tüm meyvelerde çekiyor zira onlarıda ortak özelliklerinden (ortasındaki çekirdek) dolayı yemiyorum.Kiraz,üzüm,erik,vişne,kayısı...kısaca şeftali boyutuna varana kadar ki tüm meyveler..          Garip değil mi?
  • Saçlarımı asla uzatmam daha doğrusu uzatamam,sıkılırım çünkü ve de bakamam.Hiç belime kadar saçım olmadı mesela,omuz hizasını geçtiği nadirdir.Kim o saçların bakımıyla,fönüyle,jölesiyle uğraşacak.Toplarım gider,o zaman ne anlamı var saç uzatmanın dimi?
  • Çok tezcanlıyımdır,düşündüğüm,planladığım anında olsun isterim.Olmayınca çekilmez biri olurum,öfke saçarım.
  • Hiçbir şeyi atmaya kıyamam.Manyak derecede problemliyim bu konuda.Oğlumun okulda yaptığı en ufak karalamalar bile dosyasında saklanmakta.Geçmişte gittiğim bir yolculuğa ait bilet,Çok sevdiğim bir giysiyi artık içine giremesemde ilerde olur düşüncesiyle bekletmek,eski maaş bordrolarım,çocuklarıma hamileyken gittiğim doktor kontrollerinin tüm belgeleri,kırılmış ama anısı olan herhangi bir nesne,işe yarar düşüncesiyle bir kenara attığım ıvır zıvır şeyler,hatta hatta benim için özel olan bir tarihe ait kasa fişi....Yakında TV de çöp ev konulu bir haber duyarsanız ben olmam ihtimali muhtemeldir.
  • Birçok kadında var olan alışveriş tutkusu bende de tüm sapkınlığıyla mevcuttur.Öyle ki,zaman zaman girdiğim depresyonların en iyi ilacı hep o tutku olmuştur.En iyi terapistten daha etkilidir benim için.Aklıma girmişse şayet bir anda, kıvrandırır beni kör olasıca.Nefret ediyorum,törpülemeye çalışıyorum bu dürtüyü ama engel olamıyorum maalesef çoğu zaman.Eşimle bu konuda karşı karşıya gelmişliğimiz çoktur.Zira 3 çocuklu geniş bir ailenin tasarruf konusunda çokça temkinli olması gerekmekte...
  • Hayatıma dair aldığım kararlarda tutarlı ve idealist olmak konusunda zayıf görmüşümdür hep kendimi.Mesela hep konservatuar okumak istememe rağmen,bunun için hiç çaba göstermedim,sonuna kadar direnmeli ve diretmeliydim oysa.Keyif alarak yapabileceğim ve bundan para kazanabileceğim bir işe sahip olabilirdim böylelikle.Çocuk konusu mesela;hep tek çocuk düşünmüştüm evliliğim boyunca,gerçi anne olduktan ve bunun hazzını yaşadıktan sonra bir tane daha yapabilirim diye açık kapı bırakmıştım lakin üç çocuk ihtimallerim dahilinde olmamıştı hiç.İkiz doğurmak benim tercihim değildi belki ama en azından bebek planı yaparken daha programlı hareket etmeliydim o kesin.İş deneyimi konusunda da işler hayal ettiğim doğrultuda gitmedi maalesef.Üniversiteden sonra girdiğim firmada 9 yıl kalınca  başka bir sektöre ya da departmana geçiş mümkün olmadı haliyle.Bu konuda benim ideailst olmayan yaklaşımlarımın payı büyüktür.Ama her daim şükretmek gerekliliğinide unutmamak gerektiğini düşünüyorum.  
Daha sıralayacak çoooookkkk gariplik yahut yapamadığım bir yığın şey mevcuttur bende.Ama yediyle sınırlayalım bakalım.Şimdi ben kimi Mimlemeliyim acaba???


nehirineylemleri ve fındıklıkurabiyem hadi bakalım sıra sizde....

27 Kasım 2010 Cumartesi

Üşeniyorum,öyleyse yokum...


Bu aralar üstümde bir tembellik bir tembellik akıllara ziyan.İşten eve gelince koltuğa zor atıyorum kendimi.

Ama dinlenme,ayak ayak üstüne atıp keyif sürme,hatta arada iç geçirip şekerleme falan  yaptığım  sakın ola düşünülmesin zira bu ve benzeri lüks ihtiyaçları!!! terk edeli takribi 29 ay gibi bir zaman oldu..

Üşengeçliğimden en çok nasibini  alan sevgili bloğum.Yazacak enerjiyi bulamıyorum maalesef kendimde.Gerçi enerjim olsa vaktim olmuyor o ayrı.Bir koşturmacadır gidiyor.

Sabah 08:30 kalk,çocukları uyandır,Yamaç'ı hazırla,ikizleri hazırla,onları eş vasıtasıyla yolcula derkeennnnn akabinde günün benim için en değerli ve tapılası dakikaları başlıyor desem hiç abartı olmaz.Koskoca 45 dk, inin cinin top oynadığı evde,kendimle başbaşa,sakin,dingin,huzurlu,kargaşadan,stresten,kaostan alabildiğince mesafeli,mideme kramplar girmeden,apar topar değilde yayıla gerine hazırlanmaya olanak tanıyan,bu sadece bana ait zaman dilimi,benim için velinimet diyebilirim.

Neler mi sığdırıyorum her saniyesi kıymetli bu dakikalara?

Önce bir güzel kahvemi hazırlıyorum,arkasından koltuğa yayılıp akşam hasretini çektiğim gerinme,uzanma,bacak bacak üstüne atma,mayışma vs... bilumum keyif varyasyonlarını bir bir deneyip cılkını çıkardıktan sonra kalkıp dişlerimi fırçalıyor arkasından 3 yıldır köşelerinden özlemle bana bakmakta olan kozmetik ürünlerimi teker teker yerlerinden çıkarıp itinayla cildime uygulamamın ardından, eski formuma dönemediğimden(ama az kaldı başaracağım) bir türlü yenileme hevesi ve isteği bulamadığım gardrobumdan,işe yarar bişeyler üstüme geçirdikten sonra bu saadet dolu dakikalar,beni işyerine götürecek  araç şoförünün telefonuyla son buluyor.

İşyerinde geçen tempolu 8 saat sonrasında,dinlenmeyi hak ve hayal eden bünye,artık bunun hayalini bile kurmanın abukluğunu kavramış olacak ki,asıl mesainin o andan itibaren başladığını dakkasında idrak ediyor ve silkinip kendine geldikten sonra,var gücüyle kendini bir iki saat daha idare edecek şarj yüklemesini yapıp eve adımını atıyor.
20:20 civarı evde olduğumdan,ev ahalisi ben eve geldiğimde yemek faslını bitirmiş oluyor neyseki.Çocuklarla hoşbeş,az biraz faaliyet,çokça azma kudurmanın ardından,zaten kısıtlı olan dakikalar hemen tükeniyor.Uyku saati hazırlıklarıyla geçen yarım saatte,önce süt,ardından diş fırçalama,aralarda uyku reddetme amaçlı vızıldanma derken pijamalarımızı giyip yatağa güç bela giriyoruz.Masal pazarlığının ardından sayıda anlaşıp sırayla okumaya başlıyor,bazen 2.ci masalda sızarken bazen 8.ci 9.cu masalda faltaşı gözlerle bana bakmasına sinirlenmeme mani olamıyorum.Lakin uyumasıyla beraber, peşim sıra takip eden vicdanımın iğrenç sesi,daha sabırlı olamadığıma,uykusuna mutsuz geçmesine neden olduğuma sebep şahsıma lanetler yağdırıp duruyor.Annelik,vicdan denen bu mendeburun pençesi altında ezilip lime lime olmaktan sonsuza dek azad olamayacak zannımca...

Yamaç uyuduktan sonra işler artık daha kolay hale geliyor diyebilirim.Ufaklıklar,bir iki ortada dolandıktan sonra nihayet yorgun düşüyor ve uykuya yeniliyor.Derinnnn bir ohhhhhhhhh nidasıyla beraber,kalan son enerji kırıntılarınıda ortalığı toparlamakla tüketip,yatağa balıklama dalarak günün finalini yapıyorum.


Şimdi siz söyleyin,ben yazmaya üşenmeyimde kim üşensin???

23 Kasım 2010 Salı

Şükür kavuşturana...

Rüzgarcım 10 günlük bayram tatili sebebiyle anneannesi,dedesi ve dayısıyla gittiği memleket ziyaretinden bugün dönüyor.

Çok özledim bebeğimi.
Fıldır fıldır bakan gözlerini,ördek dudaklarını,annecim annecimle başlayan cümlelerini,paytak paytak koşturmalarını,herşeyini,her halini çok özledim canım oğlumun.

Bu ayrılık epey fazla sürdü ama bayramda da çalışmam münasebetiyle üçünden birinin gitmesi gerekiyordu ve en dışadönük Rüzgar olduğundan onu göndermeyi uygun bulduk.Umarım bu ayrılık onda kötü izler bırakmamıştır.

Birazdan çıkıp oğluşuma doğru koşar adım gideceğim eve.Bakalım görüşünce ne tepki verecek....

Herkesin çocuğu kendine özel fakat,

Benim çocuklarım gerçekten şahaneler yaaaa....

Binlerce şükür....

15 Kasım 2010 Pazartesi

Bayram


Bu dilek dostlarıma;

Keyfinize keyif katacağınız mutlu bir bayram geçirmenizi dilerim.


Bu da
Canımın parçaları güzel yavrularıma;

Her gününüz,çocukluğumuzda duyduğumuz bayram sevinci ve heyecanıyla geçsin,mutluluk daima peşiniz sıra gelsin,sağlık bedeninizinden,yaşam sevinci ruhunuzdan,iyi ahlak ve düzgün kişilik karakterinizden,başarı aklınızdan,huzur,art niyetsiz,karşılıksız sevgi ve merhamet kalbinizden eksik olmasın...

Sizde daima bizimle olun...

SİZLERİ ÇOOOOKKK SEVİYORUM....

KORKUyoruz...

 Bu aralar,gündemimizi sıkça meşgul eden konu "KORKU"...

5.ci yaşını sürerken,karşımıza çıkacak yeni sorunsalımız,sanırım bu.
Herşeyden korkuyoruz son zamanlarda.
Böceklerden,karanlıktan, hırsızlardan, kuru kafalardan, prizlerden, yaşlanmaktan,ölümden, bazı reklamlardan vs vs vs...

Tek başına tuvalete gitmek istemiyoruz:
-"Anne,baba sende gel fütten"
-"Neden oğlum?"
-"Korkuyorum.."
-"Neden korkuyorsun?"
-"Dolabın altından böcek çıkar diye"
-"Ama oğlum onlar çok küçük şeyler,biz onlardan büyüğüz,cesur olmalıyız"
-"Ama ben korkuyorummmm"
-"Peki oğlum"

Geçen akşam yanımda otururken ona dedim ki:
-"Oğlum görüyor musun saçımda bir sürü beyaz var,artık yaşlanıyorum galiba"
-"Hani nerde?"
-"Bak burda işte,ne kadar çok değil mi?"

Durdu,düşündü,düşündü...
-"Anne yaşlanınca ölecek misin?"
-"Çok yaşlanınca evet"
-"Ne kadar yaşlanınca"

Ne cevap verilir ki şimdi?Yanlış birşey söylemesem bari...
-"Sen büyüyüp koskoca bir adam oluncaya,seninde çocukların torunların oluncaya kadar yaşayacağım ben, sen hiç merak etme"
-"Ama sen yaşlanma anne"
-":))"
-"100 yaşına kadar yaşanır mı anne?"
-"Sağlıklı beslenirsek,spor yaparsak,uykumuzu uyursak,sigara içmezsek,kısacası kendimize iyi bakarsak tabi ki yaşarız oğlum"
-"Anne sen 100 yaşına kadar yaşa olur mu?
-"İnşallah oğlum,hep beraber inşallah"
-"Peki,5 yaşında ölünür mü?"
-"annecim lütfen bu konuyu kapatalım mı,can sıkıcı bir konu çünkü"
deyip kapatıverdim bu konuyu,zira ruhum daralmaya başlamıştı...

Kuru kafalarda bir diğer korku unsurumuz...
Resim yaparken bile kuru kafa çizdiğini farkediyorum şu sıralar.Evimizin hemen önündeki trafo binasının üstünde kuru kafa resmini her gördüğünde
-"Anne buraya yaklaşırsak kuru kafa gibi oluruz dimi?"
diyor...
Rüyalarında kuru kafa görüyor ve korkarak uyanıp yanımıza geliyor...

Birkaç gündürde prizlerle fena halde meşgul kafamız.
Hatta öyleki dün gece yarısı büyük bir korku ve panikle uyanıp yanımıza geldi ve korkunç bir rüya gördüğünü söyledi.
Sabahta kalkınca rüyasında Rüzgar'la birlikte okula gittiklerini,Rüzgar'ın oyun odasında parmağını prize soktuğunu,kendisininde onu ordan uzaklaştırmak istediğinde ikisini birden elektrik çarptığını,bu nedenle çok korktuğunu dile getirdi.
Öyle korkmuş öylesine etkisinde kalmış ki yavrucuğum sabah Rüzgar'ı gözünün önünden ayırmak istemedi.Prize yaklaşması şöyle dursun azıcık yanından uzaklaşsa
-"Rüzgar nereye gidiyorsun?"
diye kontrol etti sürekli...
Okuldada arkadaşlarına aynı tepkilerle yaklaşıyormuş.Biri prizin önünden geçse "yaklaşma" diye ağlıyormuş...

Ne yapmalı ne etmeli bilmiyorum.Telkinler pek işe yaramıyor yazık ki.

Velhasıl yavrucuğum bir korku tünelinin içine düştü bu aralar,ne yapmalıda ordan çıkarmalı,bir bilene mi danışmalı düşünmekteyim...

3 Kasım 2010 Çarşamba

-meli, -malı...


Yazayım dedim ama olmadı...
Yazmak için yazmak istemediğimden,bugün en iyisi hiç yazmamak...

Ne diyorum ben yaa..

Neyse boşver

Şimdi eve gitmeli,çocuklarla hasret gidermeli,yarın için yemek yapmalı,çocukları uyutmalı,biraz örgü işleri yapmalı(stres için birebir)
sonra daaaaa,
bir güzel uyumalı...

1 Kasım 2010 Pazartesi

Kuuutu kuutuuu peeense !!!


En son kaç yaşında oynamıştım kimbilir??
sanırım ilkokul zamanları falandı.Üstünden en az 20 yıl geçti..
Şimdilerde bizim evde çok revaçta,
en popüler oyunlar listesinde başları çekiyor.

Neden mi bahsediyorum?

KUTU KUTU PENSE oyunu :

Maaile el ele tutuşulup bir daire oluşturulur,sonra döne döne,

"Kutuuuu kutuuuu pense
Elmamı yerse
Arkadaşım Yaaamaaççç, (Rüüüüzgar,Zeeeeynep,Neeeeco,Göööönül)
Arkasını dönse :) "

şarkısı sırayla söylenir.

Herkes tek tek arkasını döndükten sonra,bu kezde aynı sözlerin sonunu "arkasını" değilde
"Önünü dönse"şeklinde değiştirip,herkes önünü döndükten sonra oyun noktalanır.

Tabi çocuk kısmı tek turla yetinmediği için,başınız dönüp,mideniz bulanana dek bu oyun süüreeeerrr gider.

Dün akşam,
pazar günü çalışmış olan ben ve tüm gün 3 çocukla evde yalnız kalıp yorgun ve yoğun bir gün geçiren sevgili kocacım, bu yorgunluğun bizi kesmeyeceğini düşündüğümüzden olsa gerek,güle oynaya bu oyunu oynadık.

Arkasından 4-5 tur saklambaçta cilası oldu yorgunluğumuzun.

Çocuklar pek bi keyifleniyor haliyle,
bunu görmekte tüm yorgunluğunu alıyor zaten insanın...
Sıkıntınız stresiniz varsa silip süpürüyor neticede.

Ha birde her akşam Yamaç Hoca önderliğinde,akşam sporumuz var ki onu ayrıca anlatacağım...
Sağlıklı yaşam,fit bir vücut için her akşam mutlaka :)

Velhasıl kelam;

Bu çocuk milleti her derde deva...

31 Ekim 2010 Pazar

İkiz büyütmek - I

Çift yumurtalarım tabir-i caizse kedi köpek gibiler bu aralar...
Rüzgar oldum olası Zeynep'e karşı tavırlıydı hep nedendir bilinmez.Aslında biliyorumda kendimden saklıyorum zannımca.
Kız çocuklarını çok sevdiğim ve hep bir kızım olmasını istediğimden,kızıma karşı biraz daha ayrıcalıklı davrandığımı düşünüyorum ,
ve Rüzgar oğlumda bunu hissediyor olacak ki ,benim tarafımdan ilginin Zeynep'e karşı bir adım önde olmasından kaynaklı tepkiler gösteriyor muhtemelen.
Zeynep kızımda bu tarz tepkilerden eser yok.Rüzgar'a karşı hep sevecen,hep affedici,hep merhametli...
Ara sıra çıldırmıyor değil tabi.
Zeynep eline ne alsa,bu bir paçavra bile olsa,Rüzgar tarafından çok değerli addedilip kavga sebebi olabiliyor.Zeynep'te ona kaptırmamak için neresi denk gelirse ısırıveriyor...
Ve anında savaşın galibi Zeynep oluyor,
Rüzgar'da ağlayarak savaşın ezik tarafı konumuna geçiyor.
Kavgalarına çok müdahale etmemeye çalışıyorum ta ki birbirlerine zarar vermeye başlayacaklarını anlayana kadar.Bu bazen öyle yıpratıcı oluyor ki,
arada kalmak,sakinleştirmeye çalışmak,eşit dozda ilgiyle yaklaşmak vs...
İkiz büyütmenin en zor yönlerinden biri ,belkide en temel zorluk,bu.

Adil davranmak.

Ben bu konuda Rüzgar'a haksızlık ettiğimin farkındayım yazık ki.
Tabi ki çook seviyorum bunun bahsini yapmak bile gereksiz,ama biraz daha huysuz ve idare etmesi zor bir çocuk oluşundan dolayı ve benim kız çocuk zaafımın etkisiyle,doz ayarında eşitsizliklere sebep olduğum vakidir.
Bu konuda artık daha dikkati davrandığı düşünüyorum,elimden geldiğince onu ne kadar çok sevdiğimi ve bütün çocuklarımın benim için paha biçilmez değerde olduklarını hissetirmeye çalışıyorum.

Umarım birbirlerine olan bu düşmanca tavırları biran önce değişir ve ömürleri boyunca birbirlerine sağlam halatlarla bağlı kalırlar...

27 Ekim 2010 Çarşamba

Çocuklar ve hastalıklar...

Çocuk sayısı 3 olunca hastalık denen illet kapımızdan bir türlü defolup gitmiyor ne yazıkki...
Biri iyileşse öteki devralıyor hastalık nöbetini,
Bu böyle sürüüüüppp gidiyor.
Yazın biraz daha rahat oluyoruz sanki ama mevsim geçişleri ve kış,bizi içinden çıkılmaz bir hastalıklar dönencesine sokuyor maalesef...
Erkek çocukları daha mı hassas oluyorlar acaba bu bünye konusunda meraktayım doğrusu.Zira maşallah diyeyim kızım her iki küçük erkekten daha sağlam bu konuda.Es kaza hastalığı kaparsada daha hafif dozda atlatıveriyoruz şükür ki...
Ama ben böyle dedim ya,bugünden tezi yok Zeynep'te kapar şifayı,
hemde en azılısından...
Öyle bir dilim var benim...
Her seferinde eşek arısı soksun bu dili,bir daha yolunda giden hiçbir konuda laf etmeyeceğim diyorum ama duramıyorum ve anında dediğimin tersi oluveriyor.
Neyse canları sağolsunda herşey bir şekilde geçiyor işte.

Yamaç okullar açıldı açılalı hafif seyreden bir gribal enfeksiyona tutulmuştu,kuru öksürük,burun tıkanıklığı şeklinde.Dün gece sabaha doğruda kulak ağrısı eklendi buna...

Yavrucuğum ağrının etkisiyle 06:30 dan 08:00 e kadar ağladı durdu.Neyse ki babamız 08:00 gibi doktora götürdü ,
ve sonuç kulak enfeksiyonu :(

Sebep soğuk algınlığı mı yoksa dış etkenler mi bilmiyorum.Antibiyotik,ağrı kesici ve kulak damlasıyla döndüler eve.Geldiğinde hala ağrısı devam ediyordu bebeğimin.Bende o halde okula gönderemezdim tabi ki.Antibiyotik ve  ağrı kesiciyi içtikten sonra kulak damlasınıda damlattık ve bir 15 dk sonra rahatlamış olacak ki uykuya daldı canımın içi.
Bende işyerini arayıp biraz gecikeceğimi bildirdim.

1,5 saat kadar uyuduktan sonra kaldırdım zira artık işe gitmem gerekiyordu.Neyse ki geçmişti oğlumunda kulak ağrısı.Babamızı aradık ve okulun yolunu tuttuk öğlen öğlen...
Bende işyerinde doğru çıktım yola...

Daha sonra öğretmenini aradığımda tekrar bir kulak ağrısı başlamadığını ve keyfinin yerinde olduğunu söyledi de bende derin bir nefes aldım böylece...

Bir kere daha anladım ki;

Çocuk sahibi olmadan önce,hayatın sıkıntıları konusunda gerçekten çoook acemiymişiz...

26 Ekim 2010 Salı

Ispanak ve vicdan azabı...



Dün akşam işten 20:10 gibi döndüm eve.Yarım saatlik bir molanın(çocuklarla hoşbeş hal hatır) ardından geçtim hemen mutfağa.Malum ertesi güne yemek lazım.

Cumartesi ıspanak almıştım pazardan.Ispanağın alındığı gün,bilemedin 2 gün içerisinde pişmesi gerekir ki posasını değilde besin değerlerini tüketebilelim.
Bende bu münasebetle koyuldum akşamın o saatinde ıspanak temizlemeye...

Ne kadar meşakkatli bir iş olduğu herkesçe malum.
Önce saplarını ayıkla,ardından kaba kirinden arındır,iki su yap ki kumu çamuru kalmasın,sirkeli suda 15 dk bekletmeyi sakın sakın ihmal etme,bide son su yap arkasından,sirke tadı yemeğe geçmesin...
ardından sebze kurutucuya koy çevir suları süzülsün ve son aşama,doğrama ama mika malzemeden sebze bıçağıyla(herşey vitaminlerin selameti için)...
derken 40 dk sırf ıspanağın hazırlanmasıyla geçti bile...

Yemeği pişmeye bırakırken çorbasız öğün olmaz diyerek bide kırmızı mercimek koydum düdüklüye,
patatesli,havuçlu...

Yemek faslı bitip mutfak toparlanınca birde baktım ki bizim bızdıkların uyku saati gelmiş bile.Baba süt ısıtırken bende son işlerimi tamamlayıp çıktım mutfaktan.
Süt içildi,dişler fırçalandı...
Anne yüreği,tüm akşam çocuklarla doğru dürüst ilgilenemeyince rahat uyku uyur mu???
Tüm bu yorgunluğa rağmen,en azından uyumadan önce ne kadar beraber olabiliyorsak kardır diyerek uyku seramonisinide üstlendim ve aldım kitabı elime,öptüm oğluşumu başladım masal okumaya...

Pinokyonun 40 sayfalık kısmını okuduktan sonra bu gecelik yeter deyip,bebekliğinden beri söylediğim ve kendisininde çok sevdiği "kapat gözlerini,kimse görmesin" şarkısının ardından nihayet oğluşum uykuya geçti bende deriiiiinnn bir nefes aldım tabi...

Bu akşam rahatım zira yemeklerim hazır,rahat rahat çocuklarımla ilgilenebilirim.
Umarım ıspanak için sarfettiğim onca emeğin hakkını verir bizim yavrucuklar.

Yemezlerse yedirmenin yollarını buluruz,

Temel reisin bol bol kulaklarını çınlatarak...


24 Ekim 2010 Pazar

AŞK'ıma...


39 mu oldun???

Ama tanıdığımda 30'unu bile doldurmamıştın sen dimi?

Şimdiki gibi göbeğin balkon kıvamınıda almamıştı,
Saçların yine seyrek!!!:) ti ama şimdi gidenlerin yerini yenileri almayınca,kalanlar kendileri için yas tutmaya başladı bile;)

Yüzün gençliğinin toyluğunu barındırıyorken üzerinde,
şimdi yaşanmışlıkların izlerini taşıyor her çizgisinde;


Durgun sular kadar sakin,dingin,sabırlı iken,
coşkun nehirler gibi köpürmeye,taşmaya,kabına sığmamaya meyillendin epeydir,
ama önünde ne varsa alıp götürmeden...

Şekerin,kolestrolün,böbrek şikayetlerinde başladı artık...

Sanırım yaşlanıyorsun Aşk'ım

Seni versem yenisiyle değiştirme gibi bir kampanya söz konusu olur mu acaba??? :)))


Aman aman bunu okuyupta birde kalp sorunu eklemeyelim listene...

Biliyorum;
Her daim bizim için çabalıyor,bizim için ter döküyorsun,
Bütün bu hayat koşturmacaları ve arkasında bıraktıkları hep bizim için,

Hep hayallerin vardı,
Hala var,
Yakında gerçek olacak hiç merak etme...

8 yılı devirdik
Senin gibi birini çıkardığı için karşıma,
Her dem şükretmem gerektiğinin hep farkındayım,
3 tane muhteşem varlıkla süslediğin hayatımın,
Geri kalanınıda benimle geçirmen için dua ediyorum Allah'a

Sağlıklı,mutlu,huzurlu,bol bol aşk dolu,iş hayatındaki hedeflerine bir bir ulaştığın uzuuuuuuuuuuuuuunnnnn ömürler diliyorum Aşk'ım sana....

SENİ ÇOOOOOOOOOKKKK SEVİYORUM...


Kayınvalideme bir not:

Annecim ne iyi etmişsinde dünyaya getirmişsin bu adamı,
müteşekkirim sana....

Sürpriz kahvaltı...???

Bu sabah,nasıl mutlu uyandım nasıl,anlatmam tarifsiz...

Benim canımdan öte,ilk göz ağrısı bebeğim boyundan büyük işlere kalkışıp anne ve babasını mutlu etmek için sürpriz kahvaltı hazırlamış...

İnanılmaz bir duygu bu,anlatması gerçekten çok zor,kelimelerin yetersiz kaldığı anlar derler ya işte onlardan biriydi benim için...

Sabah uyandı,yanımıza geldi,biraz yattı,kıvrandı,duramadı kalktı.

Sonra tıkır tıkır sesler gelmeye başladı mutfaktan,ama çoğu sabah kalkıp kendine kahvaltılık gevreklerden hazırladığı için önemsemedim.

Tıkırtılar baya uzun sürünce "ne yapıyor acaba?" diye Aşk'ımla soruştuk.
Nihayetinde yanımıza geldi ve sevimli suratıyla
"Hadi anne kalkın ben size sürpriz kahvaltı hazırladım" dedi..
"Ben senin sürpriz kahvaltını da seni de bir güzel yerim" deyip yumulduk üstüne tabi...

Öpüş kokuş memnuniyetimizi dile getirdikten sonra gittik baktık ki gerçekten birkaç eksik dışında herşeyi gayet güzel halletmiş benim oğlum...

Duyduğum hazzı ona nasıl ifade edebilirim diye çırpındım durdum karşısında,
Teşekkür ettim defalarca,öptüm kokladım bıktırana kadar,
O'nunla ne kadar gurur duyduğumuzu ve O'nun bizim oğlumuz oluşundan duyduğumuz minneti dile getirdik,
Yaptığının çok büyük ve güzel bişey olduğunu ve bundan dolayı çok özel bir çocuk olduğunu söyledik kendisine....

Bilmiyorum yetti mi?
Anladı mı duyduğumuz memnuniyeti ve mutluluğu?
Belli ki anlıyordu;
O da çok mutlu görünüyordu,yaptığının bizi ne derece mutlu ettiğinin farkındaydı,
Suratındaki sevimli gülümsemesi herşeyi anlatıyordu,
Eksikleri farkedip koşup tamamlamaya çalışırken ki hevesi ve gayreti bu işten ne kadar haz aldığını açıkça ortaya koyuyordu zaten...

Sadece bu da değil;

Dün de Zeynep'in puzzlelarla,kartlarla,defter ve kalemlerle talan ettiği ortalığı,
ben balkonda çamaşır asmakla meşgulken,hiç ikazıma gerek kalmadan kendi kendine toplayıp sonrada yanıma gelerek "anne bak salonu tertemiz yaptım" demesine ne demeli?...

Gerçekten herşey yerli yerinde,ortalık gayet derli toplu idi,
dediği gibi...

Biraz önceki savaş alanı halinden eser yoktu,
Üstelik kendi dağıtmamıştı,kardeşinin yaptığı dağınıklığı düzeltmişti,
Gerçek bir abi benim oğlum...

Sanırım artık büyüyor ve büyüdükçe bilinçleniyor,

İyi ki varsın bebeğim,

SENİ ÇOOOOOOOOOOOOOOOOOOOOKKKKKKK SEVİYORUM ...

22 Ekim 2010 Cuma

Ruhum formda...

Farkettim ki ben hakikaten çalışmayı özlemişim ve buna şiddetle ihtiyacım varmış.

Yaklaşık 3 yıldır ev istirahatine çekilmiş olan ben,bu durumdan ziyadesiyle yılmış,bezmiş,kendinden geçmiş ve hatta unutmuş buldum kendimi...

İşe başlayalı bugün itibariyle 22 gün bitti ve ben yavaş yavaş normale dönmemin sinyallerini veriyorum artık.

Mesela hergün makyaj yapıyorum aksatmadan,

Akşam oturdum bir güzel frenchimi yaptım mesela,

Haftada bir peeling yapıyorum -ki evde kaldığım 3 yılda 3 kezi geçmemiştir bu sayı,

Yoğurtlu ballı maskemi de itinayla uyguluyorum ve faydasını anında hissediyorum,
33 lük ben bir anda 23 lere iniveriyorum mesela:)

Rejime de devam,
hemde hiç olmadığım kadar iradeli,
tatlıların biri gelip biri giderken önümden,ben hıh diyip burun kıvırıveriyorum mesela,
hemde bennn ;)
58'i görmeden pes etmek yok,bilemedin 60 ;)

En önemlisi ruhen formdayım,

Mutluyum,huzurluyum,coşkuluyum,umutluyum.....

Uzuuunnn zamandır kaybettiğim optimist kişiliğime kavuşmak en büyük kazancım...

Sonbaharı sürerken mevsim,
benim ruhum ilkbaharın cıvıltısını,yeniden canlanışını,tazelenişini taşıyor iliklerine kadar...

Çiçek açıyorum kısacası...

21 Ekim 2010 Perşembe

Peçete mi??? !!!

Yemekten peçete çıktı !!!!!

Amannnn boşverin tatsız bir konu...

Yarın görüşelim:)

16 Ekim 2010 Cumartesi

Kızım aşık mı acaba???



Benim kıvırcık kuzumun ilgi duyduğu pek çok alan var şu sıralar.Puzzle yapmak,elinden kalem düşmeyecek kadar yazıyla,resimle meşgul olmak (öyle ki tüm vücudunu kendince şekillerle doldurmaya varacak kadar),üstelik yaşına göre oldukça anlamlı resimler çıkarıyor olması etkileyici.Umarım sanat dallarından en az birisiyle arası çok iyi olur.

Müzikte en çok ilgi gösterdiği konulardan biri.

Annesine çekmiş diyeceğim çünkü müziğe kabiliyetim taaa çocukluktan oldukça dikkat çekmiştir fakat üstüne yeterince düşmediğimden ziyan olup gitmesi beni hep üzdü yazık ki...

Halbuki beni en çok mutlu eden şey şarkı söylemekti,müzikle ilgili bir eğitim alıp ilerde yine müzikle ilgili bir işten para kazanıyor olmak ne büyük keyif olurdu oysa....

Kıvırcık kuzumda en az benim kadar ilgili müziğe..
Yeni bir şarkı duysun hemen dikkat kesilip öğrenmeye odaklanıyor ve dakkasında bişeyler kapıyor.Sadece hareketli pop şarkıları ya da çocuk şarkıları değil,
Mesela slow dinliyor
Örneğin şu şarkı.
Bayılıyor bu şarkıya.Şarkının ismide "Memet dayının şarkı" :)
Sanırım ilk dayısı dinletmiş bu şarkıyı aklında öyle yer etmiş..
Şarkıyı dinlerken ki hali görülmeye değer,kafasını kollarının üstüne kapatıp sanki hayal alemine dalıyor,sanırsın kör kütük aşık.Şarkı bitince kaldırıp "Anne yine aç" diyor bide...
Bu böyle sürüp gidiyor...
Ha sözlerinide ezberlemiş hemde tamamen

Öyle zannediyorum ki küçük kızım AŞIK!!!

Ama henüz 28 aylık...

14 Ekim 2010 Perşembe

Bu 3 veledi kim doğurdu acaba? Babaları mı?

Biri tek biri çift olmak üzere tam 3 tane çocuk doğurdum,hemde çatır çatır tamamen doğal yollardan ama hala kuşkularım var acaba gerçekten ben mi babaları mı doğurdu bu çocukları diye???

Neden mi???

Uyku saatleri gelir hadi oğlum uyku vakti derim
"Masalı babam okusun" derler,

Hadi yavrucum gel beraber sarılıp uzanalım azcık derim,
Babam da gelsin derler,

Baba azcık ortadan kaybolsun
"Anne babam nerdeeeee?" diye divane olurlar,

Babayı dışarı çıkarken görsünler,arkasından;
"Bende babamla gidicem" diye 2 saat ağlayıp gözyaşı  dökerler,

Kapıdan içeri beraber girsek;
"Aaaaa babaaaaa geldi" diye hemen babaya koşarlar,

Baba eve azcık geç gelsin;
"Anne babam nerde kaldı?" diye sorgularlar,

Çocukların geneli "Anneeeee" diye ağlarken
Bizimkilerin çoğunlukla "Babaaaa" diye ağlamasına ne demeli???
.
.
.
.
vs vs vs...

Yemeklerini yapan ben,
Sofralarını kuran ben,
Yemediler ya da az yediler diye kafaya takıp sıyıran ben,
Üstünü başını yıkayan,ütülerini yapan,banyolarını yaptıran,kıyafetlerini satın alan,aman yavrularım üzülmesin,moralleri bozulmasın,ruh sağlığı olumsuz etkilenmesin diye her türlü detayı elimden geldiğince düşünen en çok ben(baba da iyidir haksızlık etmeyelim),gelişimlerinin normal seyrinde gitmesi için hiçbir şeyi es geçmemeye çalışan yine ben....

Eeeeee???

Papaz büyüsü falan mı yaptırdı acep babaları???(Büyüye falan inanmam o ayrı)

Ben düşünmeyim de kim düşünsün "bu çocukları kim doğurdu acaba?" diye...

13 Ekim 2010 Çarşamba

Sonbahar mı??? Iıı-ıııı



Bi teklifim var!!!

Mevsimler 3'e inse;
yazdan sonra sonbaharı atlayıp hemen kışa girsek mesela.KIŞında sadece kar yağsa bembeyaz pamuk gibi.Ardından mis gibi İLKBAHAR ve peşinden yine caaaanım YAZ.

Olmaz mı???

Sevmiyorum yaaa Sonbaharı sevmiyorum işte,

Pırıl pırıl güneşli,sokakların cıvıl cıvıl olduğu,geç saatlere kadar her anın tadını çıkarabileceğiniz,denizdi havuzdu şıpıdık şıpıdık keyif yapabileceğiniz sıcacık yaz günlerinin ardından tüm kasvetiyle,yağmuruyla,çamuruyla,soğuğuyla çıkagelir sonbahar...

Evden çıkasınız gelmez,monoton,sıkıcı günler ardı ardına geçiverir.Çocuklar evde sıkıntıdan bunalır,dolayısıyla bu size de sirayet eder.Onları oyalayacak türlü çeşitli aktiviteler icat etmeniz gerekir.Her bir aktivitenin ömrüde maksimum 15 dk dır.

Ömrümün son 2 sonbaharını evde anlattığım şekilde geçirdikten sonra bu yıl işe gidiyor olmam benim için aslında fenada olmadı hani.
Zira bu yılda evde ve copy paste şeklinde geçirseydim günleri sanırım şu şarkıyı marş bellerdim kendime:

Oynatmaya az kaldı doktorum nerde???

12 Ekim 2010 Salı

Beklenen ama istenmeyen tepki sonunda geldi...

2 yıl 3 ay 17 gündür her an söylemesini beklediğim ama aslında söylediğinde hiç hoşnut olmayacağım cümleyi sarfetti benim canım abi oğlum...

Dün akşam babasının kucağına uzanmış çizgi film izlerken,Rüzgar Yamaç'ın göbeğine dokundu sempatik tavırlarla,
lakin dokunmaz olaydı...

Ayağında spor ayakkabı olduğu halde Rüzgara bir tekme salladı,çocuk Muhammed Ali'den aparkat yemişçesine ne olduğunu şaşırıp canı yanmış halde ağlamaya başladı:(

Babası önce bir ikaz edip arkasından odasına molaya gönderdi,tabi Yamaç bu durumdan ziyadesiyle mutsuz ağlaya zırlaya odasına çekilip sürenin dolacağı anı tüm asabiyetiyle beklemeye başladı...

Takribi 10 dk nın ardından baba kalktı ve odasına gitti,bende peşinden tabi...

Ona,yaptığının yalnış olduğundan ve kardeşine bu şekilde davranarak onun canını çok yaktığından bizim aslında evlatlarımızın hepsini eşit derecede çok sevdiğimizden,kardeşlerininde abilerini ne kadar fazla sevdiğinden uzunnn uzuunnn bahsettik ve gidip kardeşinden özür dilemesi gerektiğini hatırlattık...

Ama dikbaşlı ve gururlu oğlum bu duruma pek sıcak bakmadı ve tabi ki özür dilemeyi reddetti..

Bizde hatasını düzeltene kadar odasında oturup düşünmesini ve özür dilemeye karar verdiğinde içeri gelmesini söyleyerek tekrar odasına gönderdik.
Yamaç tabi ki bu durumuda hemen reddedip sonunda özür dilemeye ikna oldu ve içeri gelip zoraki de olsa Rüzgardan özür diledi...

Arkasından işte o malum cümle geldi:

"Keşke Rüzgarla Zeynep benim kardeşim olmasaydı,keşke ben tek başıma olsaydım" :(((((((((((((((((

2 yıl 3 ay 17 gündür ;

"oğlum,kardeşlerin olduğundan dolayı mutlu musun?" ya da "tek başına olsaydın,bütün oyuncaklarınla tek başına oynasaydın daha mutlu olurmuydun?" şeklindeki sorularımla mütemadiyen sınadığım ve her defasında

"kardeşlerim olduğu için mutluyum,onlar olmasaydı hiç mutlu olmazdım" şeklindeki net ve kendinden emin cevapları sayesinde içimdeki tedirginlikleri biraz biraz yok etmişti şimdiye kadar.

Belki o an ki kızgınlığından,belkide şimdiye kadar biriktirdiklerinden bu hisse kapıldı ve sonunda isyan bayrağını çekti.

Ama ben biliyorum ki oğlum kardeşlerini çoook seviyor ve onlarla gerçekten çok mutlu..Oyuncaklarını her daim paylaşmak zorunda kalsa da,tek başına kimsenin müdahalesi olmadan rahat rahat oynama şansını pek bulamasa da,eline aldığı her nesneye ortak çıkan birileri olsa da o kardeşleri olduğu için halinden memnun...

Ara sıra isyan bayrağını sallamakta en tabi hakkı dimi ama???

10 Ekim 2010 Pazar

Kısa kısa...

İşe girdim gireli maalesef ki sevgili bloğumu pek nadir ziyaret eder oldum.Gerekçe basit "Çok yoğun ve yorgunum"

Ama asla şikayet etmiyorum ya da etmemem gerek:)Ben değil miydim ki düne kadar "çok sıkıldım,kendimi işe yaramaz hissediyorum,kendimden tüketiyorum" diye her daim yakınan.Ademoğlunu memnun etmek ne zaman kolay oldu ki!!!

10 gün oldu çalışma hayatına geri döneli.Günler aynen şu tempoda geçiyor:

Saat 08:30 da kalk,Yamaç'ı uyandır,mümkünse evde kahvaltı yaptır,üstünü giydir onu okula yolla.
Ardından ikizleri uyandır,acele acele yüzlerini,yıka üstlerini değiştir bu arada baba Yamaç'ı okula bırakıp gelir,ikizleri babaya teslim et,babada aynen anneanneye....

Sonra sıra hazırlanmaya geldi.Tabi saatte bu arada 09:30 falan oldu.Alelacele üst baş giyilir,makyaj yapılır,eksik var mı diye gözden geçirilir ve saat:10:15 gibi evden çıkılır...

Allah'tan geç saatte evden çıkıyorumda bu tempo o kadar sarmıyor beni.Yoksa 08:00 de başlayan mesaili bir işim olsaydı sabah 05:30 gibi kalkmam icap ederdi sanırım.

Çalışma saatim 10:30-20:00 şu an ve bu bana oldukça uygun aslında.Tabi akşam geç çıkmanında benim için dezavantajlı yanları var ama avantajları ağır basıyor görünüyor.

Başta oldukça yadırgamış hatta işi kabul etmemeyi düşünmüştüm fakat denemekten zarar çıkmayacağını düşünerek başlamayı uygun gördüm.

Şimdi ise aslında böyle bir düzenin sanki bana göre ayarlandığını düşünüyorum:)
 
Bu da bana önyargılı olmamayı ve olumsuz gibi görünen durumların aslında lehimize olabileceğini,bu nedenle sabırla yaklaşıp tecrübeyle sabitlemek gerektiğini bir kez daha öğretmiş oldu...

Akşam 20:30 gibi evde oluyorum...Neco'da Yamaç'ı okuldan aldıktan sonra annemlere geçiyor ve orada yemek yiyip iki hoşbeş ettikten sonra benim aramamla birlikte eve dönüyor...
Sonrası malum,çocuklarla haşır neşir,öpüş kokuş geçirilen maksimum 2 saat ve sonrasında yorgun düşen bedenlerin birer birer yatakta boy gösterişleri....

En güzeli çocukların benim işe başlamış olmamdan  çok fazla etkilenmemesi.Özellikle Yamaç'ın kolay adapte olması beni çook mutlu etti...

Bu arada ömürden bir sene daha tükettim.08 Ekimde 33 ü de devirdim...Yuh artı diyorum biraz yavaşla artık hayat!!! 

Şimdilik hayat bu koşturmacayla geçip gidiyor.Ama mutluyum,sıkıntı yok çok şükür.Biliyorum ki herşey şimdi olduğundan çok daha güzel olacak...

Evrene olumlu sinyaller gönderiyorum:))

4 Ekim 2010 Pazartesi

Dopingli anne...

Flaş flaş flaş...

Tam 2 yıl 10 ay süren 7/24 annelik ve ev hanımlığı sıfatım 01 Ekim 2010 tarihi itibariyle sona ermiş bulunmaktadır:)

Artık sabah 08:00 akşam 17:30(hatta ilk günler 20:00) arası çalıştığı firmaya,saat 18:00 itibariyle de ailesine hizmet etmeye amade dopingli bir şahsiyet addediyorum kendimi...

Kuzuların birini okula,ikisini anneanneye emanet edip gitmek içimi epey burksa da hatta burkmakla kalmayıp yangın yerine çevirse de,dünya üzerinde tek çalışan anne çocuğu benimkiler değil diye teselli edip kendimi,daldım iş aleminin canhıraş koşturmacasına...

İnsan oğlu böyle işte,evdeyken "artık çalışmak istiyorum ayyy yeter artık çok bunaldım" nidaları atarak veryansın eder,
İşe girince de "offf çocuklarımdan ayrı olmak çok zor oldu yaaaa,keşke şimdi onların yanında olsaydım" diye kendiyle tezata düşerek ne edeceğini bilemez...

Herşey çocuklarım için diyerek fedakar anne modunda bir son cümle edip veda edeyim zira beni bekleyen bir yığın iş var daha...

Ben artık işte ve evde çalışan on kaplan gücünde bir anneyim ne de olsa...

29 Eylül 2010 Çarşamba

Ç.Ö. & Ç.S.

Çocuktan önce( Ç.Ö. ) ve çocuktan sonra ( Ç.S. )  diye ikiye ayırmalı bence evlilikleri; dahası hayatı.

Zira her bakımdan öyle bariz farklar var ki pek çok konuda...

Mesela evde geçirdiğin vaktin tamamı kendine ve eşine ait.İster TV izle,ister saatlerce kitap oku,ister eşinle tavla oyna ister dışarı çık ister ayaklarını uzat kafandan yapman gerekenleri sıralamadan yat uyu vs vs vs...

Keyfin hangisini çekerse...

Hiçbir vicdani sorumluluk,pişmanlık,üzüntü duymana gerek yok.

Canın çekmiyorsa yemek bile pişirme,ayak üstü atıştır.

Çocuklara sulu yemek gerek,yanında pilav yahut makarna olmazsa doymazlar üstelik diye vicdanını sızlatmana hiiiiç gerek yok...

Ç.Ö. arkadaşlarının tamamına yakınıda çocuksuzdur,

akşamları gider "aman çocuğum yapma,karıştırma,bırak elindekini vs.. "tembihlerini sıralamadan rahat rahat oturur,çayını kahveni içer arada okey vs oyunlar oynar uyku vakti sorunun olmadığı içinde geç saatlerde dönersin evine...

Hafta sonları gece geç saatlere kadar oturur,sabahta keyfinin yettiği saatte kalkar,paşalar gibi kahvaltını hazırlar uzata uzata sohbet muhabbet bitirir sonra ortalığı hızlıca toplayıp,pantolon tshirt geçirip üstüne,atarsın kendini dışarı...

Yok yedek kıyafet hazırla,yok yemek yap termosa koy,yok oyalayacak bişeyler at çantaya,aman  bişey unuttum mu acaba diye de kafanı yor,
Ne hacet...
Tak çantanı koluna,at kendini sokağa...

Bu Ç.Ö. ler uzaaaaarr gider...

Ya Ç.S. ki manzara nasıldır?...Neler katar çocuk insanın ömrü hayatına???





İşte böyle güzel dostluklar...


ÇS lerin dahası mı???

Onları paylaşmak için burdayız zaten...

28 Eylül 2010 Salı

Kapalı Gişe...


Bizim ufaklıklar 27 aylarını bitirdiler artık.Daha dün minicik olan bedenleri,kucağımdan dolup taşar oldu şimdilerde...Epey yol katettik birçok konuda...
Kendi kendilerine uykuya geçişleri,tuvalet eğitimleri,yemek yeme becelerileri,dil gelişimleri vs.vs...

Hergün yeni yeni şeyler duydukça ağızlarından,hem şaşırıyor hemde mutlu oluyorum şahit olduklarıma...

En güzel en keyifli zamanları sanırım bu dönemler..

Her duyduklarını hafızaya nakledip gerekli durumlarda şakkk diye dışa vuruşları...dillerinin döndüğünce söyledikleri şarkılar...kızdıkları sinirlendikleri anlarda verdikleri büyümüşte küçülmüşvari tepkiler...birbirleriyle olan harikulade dialogları...büyüklerinden taleplerini dile getirirken sarfettikleri sözcükler...Gönül almaya çalışırken uyguladıkları taktikler...ve daha neleeerrrr neleeeerrr nelerrrr...

Hepside tadına ve seyrine doyum olmaz deneyimler...

Rüzgar,abisi o gelmesin diye kapıyı kapattığı için:

"Mamaç kapıyı niye bagattın hıııııı???"
diye sorduğunda yanında olmalı ve o şirin suratıyla sesinin tonlamasını duymalıydınız mesela...

Ya da Zeynep'in işine gelmeyince:

"Anne çeni çeeemiyom" diyerek tavrını koyuşunu,

Hele bir gece yataklarında sütlerini  hüplettikten sonra yaklaşık bir saat boyunca kıkırdaşmaları...

Zeynep'in yatakta ayağa kalkıp kendini popo üstü bırakınca Rüzgar'ın ona bakıp kahkahalarla gülüşü ve bu durumun onları ziyadesiyle eğlendirişi...
Sonrasında yanlarına gidip "hadi uyuyun bakalım" dediğimde,benim çıkmamla birlikte Zeynep'in kısık sesle:

" Düdaa şişşşşş hadi uyu uyu anne kızıyo" diye uyarması...

Koro halinde "Ali babanın çiftliği" ni eksiksiz ve sıfır detone söyleyişleri...

Zeynep'in "armut dibine düşer" lafını haklı çıkarırcasına muazzam müzik kulağı...

Yine Zeynep'in ellerini  yüzüme koyup en şirin sesiyle "bebeksin" diyerek dile getirdiği en sahici sevgisi...

Rüzgar'ın her kapı çaldığında ya da her duyduğu tıkırtıda "aaa baba geldi" diyerek heyecanla kapıya koşuşu ve babaya olan müthiş tutkusu...

Üç kardeşin kah; sarmaş dolaş,aşk muhabbet, hoş sohbet, kah; hır gür,itiş kakış,bağırış çağırış halleri...

vs vs vs....
Anlat anlat,yaz yaz bitmez bu bizzat şahit olunası serüvenler...

2 yıldır gitmiyorum diye yakınıyorum kimi zaman,ama sinemaya gitmeye ne hacet...
Aksiyonsa aksiyon,gerilimse gerilim,komediyse komedi,,dramsa dram,aşksa en damarından...
Her aradığın 7/24 elinin altında,

Para harcamana,bilet kuyruğuna,yer bulma kaygısına lüzum yok.

Üstelik,yerin her daim hazır; loca da...

Hemde 4 boyutlu,
O kadar gerçek ki herşey,bazen tepende,bazen kucağında,bazen sırtında buluveriyosun...

Kimi zaman geçici duyma bozukluğuna yol açabiliyorlar ama olsun,her güzel şeyin bir bedeli var dimi...

Patlat bir kase dolusu mısırı,otur koltuğuna
Aksiyonsa şayet o günkü filmi konusu,her an  içinde bulabilirsin kendini.
Ne güzel işte senaryoyu kafana göre değiştirme imkanın da var,mutlu sonu kendin yazabilirsin...

Gerilimse biraz gerilebilirsin hazırlıklı ol,istersen başlamadan önce bir kaşık passiflora al iyi gelir...

Komediyse yaşadın...ne yorgunluk kalır ne stres...

Ama  aşksa tadından yenmez...
Ne dert kalır ne tasa,dünya yansa umrun değil,öyle sahici  öyle içten yaşarsın ki,damarlarında hissedersin sıcak sıcak...

Hani hayran olduğun aktörün filmlerinde kendini birlikte oynadığı aktristin yerine koyar,yahut "keşke sevgilim olsa" gibi hayaller kurardın ya genç bir kızken...
Bu filmi izlerken tüm hayallerin gerçeğe dönüşüveriyor ve bir anda taptığın başrol oyuncusunu kollarında, kucağında buluveriyorsun,sarıl,öp,kokla aşkını ilan et ve karşılığını doyasıya al....

Yalnız misafir izleyicileri alırken uyarıyoruz,kulaklarında ve başlarında meydana gelebilecek ağrı ve uyuşmalara karşı hazırlıklı olmaları konusunda...

Konusu ne olursa olsun,her şartta,her durumda,her zaman kapalı gişe,keyifle,ara sıra gerilerek ama hep şükrederek izliyoruz biz bu filmleri...

Ve  her daim kadroda yer alan,başrol oyuncuları birbirinden akıllı ve bizce birbirinden eşsiz 3 küçük haylaza      

ÖLESİYE TAPIYORUZ....






24 Eylül 2010 Cuma

Nerde kalmıştık???

2 haftadır bayram,hastalık,koşturmaca vs.nedenlerden pc başına geçememek dolayısıyla bloğu epey ihmal ettim maalesef.

Bol hengameli bir bayram,ardından tarafımca 3-4 gün süren yatak döşek hastalık durumları,malum çocuklarla her daim full aktif yoğun mesailer,arkadaşlarla buluşmalar görüşmeler vs vs vs... derken 2 hafta bir çırpıda gelip geçiverdi işte...

Anlatacak şey,anı özetleyecek foto çok ama şu an annemde bulunuyor olmamdan mütevellit zamanım sınırlı...


Şimdilik bir merhaba deyip kaçayım dedim ;)

8 Eylül 2010 Çarşamba

Mutlu Bayramlar...





Çocukken annem,

bayram için yeni giysiler alır,

bende onları giyecek olmanın heyecanıyla bütün gece içim kıpır kıpır sabahı zor eder,

sabahta aynı kalp çarpıntısı ve mutlulukla bir çırpıda üstüme geçirir,

mahalledeki arkadaşlarımla buluşup "şeker toplamaya" çıkardım ya....

İşte o heyecan ve mutlulukla yatağıma yatıp,aynı hislerle uyanmak istiyorum sabah...



Hepinize tamda bu duyguları kalpten hissedeceğiniz

MUTLU BAYRAMLAR

diliyorum....




Not:Bu şirin kart için buraya kocaman bir teşekkür...

6 Eylül 2010 Pazartesi

Cennete bir melek daha....

Bugün,

daha yeni takip etmeye başladığım bir blogda,

minicik bedeni,adını bile telafuz edemediğim garip bir hastalıkla (nöroblastoma) boğuşmakla geçmiş,
Nehir adında sevimli mi sevimli bir kızın acı haberini öğrendim.

Minik bedeni,büyüklerin bile kolay kolay taşıyamayacağı bu ağır yükü taşımaya dayanamamış ve sonunda yenilmiş...

Anne olmadan insan böyle bir durumdan ne kadar etkilenir bilmiyorum ama ben kahroldum,mahfoldum...
Öğrendiğimden beri,resimlerine bakıp kendime zulmediyorum...

Annesinin acısını düşünmek bile istemiyorum...tarifi yok,tesellisi yok,yok,yok....
Allah sonsuz sabırlar versin,

3,5 yıllık kısacık yaşamında nelere göğüs germiş,yaşıtlarının aksine ne çok şeyden mahrum kalmış...

Allah bu kutsal gecede,hepimizin evlatlarına sağlık,mutluluk ve huzur versin,

ve onları bizlere bağışlasın...

5 Eylül 2010 Pazar

Pazar halleri...




Havanın kasveti bizede sirayet etmiş olacak ki bu sabah pek bir keyifsiz geçiyor.

Sonbahar çocuğu olmama rağmen,hiç sevmem sonbahar aylarını ve bu içe kapanık,sinsi havaları...
Ne yapacağı hiç belli olmaz,program yaparken temkinli olmak gerekir,çünkü her an bir sağanağa yakalanıp sudan çıkmış sıpa(bu daha sempatik bir yakıştırma ebeveynine göre:))durumuna düşebilirsiniz..

Evden çıkasınızda pek gelmez zaten,mükellef bir pazar kahvaltısının ardından,pijamalarınızı bile çıkartmadan,şöyle uzatayım ayaklarımı,alayım gazetemi ve çayımı/kahvemi saatlerce tadını çıkarayım şu güzel tatil gününün dersiniz.(biz artık hayalini bile kurmuyoruz o ayrı)


Çocuklu,hele bizim gibi yaşı birbirine yakın,en büyüğü 5 yaşını bile doldurmamış 3 çocuk sahibi bir aile iseniz,az önce bahsettiklerim mazide kalmış hoş birer anı olarak kalır,yerini gelişigüzel çarçabuk hazırlanmış ve harala gürele apar topar yenilip kalkılmış kahvaltılara bırakır...

Kahvaltının ardından alelacele ortalığı toplar (ki eski haline gelmesi an meselesidir o nedenle çokta hırpalanmaya gerek yok) ve çocukları gün boyu meşgul edecek,onlara keyifli vakit geçirtecek aktivite planları yaparsınız...Fakat onlar daha ziyade birbirleriyle gerçekleştirdikleri atraksiyonlarla daha mutlu olduklarından bu aktivite anları genellikle sayılı dakikalarla sınırlı kalır.
Olsun yeterki mutlu,keyifli olsunlarda...


Pazar günlerinin en can sıkıcı yanlarından biride ertesi gün okula ya da işe gidecek olmanızdır.Bir taraftan bu güzel tatil gününün tadını çıkartmaya çalışırken diğer yandan ertesi günü işe ya da okula gidecek olmanın derin sızısı kaplar içinizi.Son dakikasına kadar planlarınızı,programlarınızı gerçekleştirmeye çabalar sonrada ertesi sabah nasıl erkenden kalkacağınızın derdine düşersiniz.Üstelik kadınsanız yıkanacak çamaşırlar,biriken ütüler,çocukların duş faslı vs vs.. sizi bekler,

İşte böyle yaman çelişkilerle geçip gider koskoca caanım pazar günü


Bu arada bloğumun yeni hali dikkatinizden kaçmamıştır umarım.Zira yapımı 2 günümü aldı. :)


Hepinize İyi Haftalar....

3 Eylül 2010 Cuma

İki erkeğin bir günlük aksiyon özeti...


Saat en geç 08:30 itibariyle mesaisine ilk Rüzgar başlıyor bizim evde.
Tuvalete gidip işini hallettikten sonra yanıma geliyor ve ilk işi "Mamaç uyuyo" demek oluyor.Bu şu demek oluyor "gidip Yamaç'ı uyandırayımda yoğun bir günün mesaisine oda geç kalmadan başlasın"...

Fakat bence asıl mesaj şu:
"Hadi Mamaç anneyi elbirliğiyle mat etme operayonuna bir an önce başlayalım"

Yamaç'ı uyandırmaması için odasının kapısını örterek onu bir müddet bizim yatağımızda oyalama çabaları nafile sonuç verdikten sonra nihayet Yamaç'ta uyanır...
Ve artık anne için kalk borusu öter,annede yoğun bir günün  üstesinden layıkıyla gelebilmek umut ve temennisiyle mutfağa doğru ilk adımını atar.Tabi yüzünü yıkamadığı mutfağa girdikten sonra gelir aklına,çok görmeyin gözü ve aklı hala yatakta çünkü...

Hemen kahvaltı hazırlanır...
Bol kargaşalı bir kahvaltının ardından annenin yarım saatlik ohhhhhhhhh vakti gelmiştir...Neden???
Çünkü ailemizin kahramanı,yoğun bir sevgi ve saygı beslediğimiz çok değerli idolümüz CAİLLOU ekrana teşrif eder...(Caillou'ya sevgi ve minnetlerimi yakında bilahare ayrı bir postta yazacağım)
Caillou'ya yarım saatlik kitlenme zamanını annede en iyi şekilde değerlendirmek için hemen yatağına koşar ve şöyle gerine gerine uzanır...Sayılı süre çabuk geçer Caillou'nun gidişinin ardından ikinci bir kalk borusu çalınır ve bu demektir ki "anne kalk Caillou bitti bu kadar tembellik yeter"!!!!


Gün içinde iki erkek kardeş arasında inanılmaz bir bağlılık hakim..Yamaç bir an yok olsun Rüzgar hemen "anne Mamaç ok,anne Mamaç istiyom" diye aranıyor...Aynı şekilde Yamaç Rüzgar'ı görmesin anında "anne Rüzgar nerdeeee" diye soruyor.Rüzgar'ın uyku saati gelince Yamaç "anne yaaa Rüzgar uyumasın nolurrrr" diye yalvarıyor nerdeyse....

İki ya da daha fazla çocuk sahibi olmanın en avantajlı yönlerinden biri çocukların anneye çok fazla bağımlı olmaması sanırım.Çocuklar birbirleriyle vakit geçirerek anneye daha az gereksinim duyuyorlar bu da anne için daha az boğucu oluyor.Annede bu arada kendine vakit ayırabiliyor.Tabi iki elin darmaduman ettiği evi toparlamakta ayrı bir iş yükü ama olsun...Herşeyden şikayet etmemek lazım....

Rüzgar'ın takribi 2-3 saatlik öğle uykusu molasında Yamaç hemen sızlanmaya başlar,yalnız kaldıya meşgale lazım...İlk isteği "anneeee dışarı çıkıp bisikletime binebilir miyim? füttennnn" olur.Anne de eğer hava müsaitse bu ricasını kırmaz ve beraber bahçeye inerler...
Bol pedal çevirerek enerjisini sonuna dek sarf ettiğini düşünsede anne,çocukların mutlaka yedek bataryaları bulunduğu fikrini aklından çıkarmış olacak ki,eve geldiklerinde hala mesaiye tam gaz devam ettiklerini görünce hayret içerisinde kalmasında ne yapsın????
Bu arada Rüzgar uyanıyor ve aksiyon kaldığı yerden devam ediyor...

Bu kadar yorgun bünyeye(anneden bahsediyorum) bir Caillou daha iyi gelir dimi??
Allahtan yayınlayan kanal gün içerisinde bir kaç kez yineliyorda anne babalar için nefes alma vakti oluyor bu küçük molalar...


Babamız gelene kadar gürültü patırtı,bağırış çağırış,öfke karmaşa ve öpüş kokuş bir arada hengameli bir mesaiyi tek başına sırtlamaktan kurtulup görevi biraz babaya devreder anne....
Akşam yemeğinin ardından bir müddet babayla azan veletler için artık mesainin son demleri gelmiştir...Uykuyu reddetme çabaları nafiledir artık,dişler fırçalanır ve 2.ci masaldan sonra şarjlı bünye daha  fazla direnemez ve uykuya yenilir.....


Ohhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhhh..............!!!!


Bu arada Zeynep nerde diye merak edenlere...

Yazları büyük oğlanın kreşi tatil olunca, üçü bir arada annenin kapasitesini aştığı ve şimdilik yardımcı için uygun maddi koşulu sağlayamadığımız için(ev kredisi,kreş ve çocukların bakım masrafları vs...) maalesef ikizlerden biri 2 gün arayla dönüşümlü olarak yakınımızda oturan anneannede kalıyor.Rahatsız edici fakat şu an için üretebildiğimiz tek çözüm bu...

2 Eylül 2010 Perşembe

Ne başlığı yahu....



Canım sıkılıyor,ruhum daralıyor,bunalıyorum....
Mevsim değişikliğinden midir acaba????


Yeni ve güzel bişeylerin varlığına ihtiyacım var....


Ne iyi gelir ki benim bu depresif halime ????

31 Ağustos 2010 Salı

Hayat teyze&Zaman amca...

Çooook hızlı ve zalimce işliyor zaman...
ve beraberinde çoooook şey alıp götürüyor,getirdikleriyle birlikte...

Geçenlerde 7 Şubat 1996 da yazmaya başladığım günlüğüm elime geçti.14 sene olmuş,dilekolay koskoca 14 uzuuuuun yıl.

Neler değişti bu 14 yılda?
Nelere sahip olduk,nelerden vazgeçtik,neleri yitirdik...

19 yaşının tazeliği,toyluğu,deneyimsizliği,saflığı çoktaaannn geride kaldı bi kere,

Felek denen ne idüğü belirsiz zımbırtının çemberine dolanınca insan,ne tazelik kalıyor,ne saflık,ne gençlik bedende...
Açgözlü,obur bir çöp öğütücü misali,alıp götürüyor bütün bu geri dönüşü imkansız olguları...
Geride tuz buz haline gelmiş bir posa bırakıyor ki akıllara ziyan...

Hiç mi kattığı kazandırdığı birşey yok yahu??? bu kadar mı gaddardır bu hayat teyzeyle zaman amca???

Olmaz mı?İnsafsızlık etmeyelim götürdüğü denli bahşettikleride muazzam şükür ki...
Yoksa çekilir mi,yaşamaya değer mi zaten...

Mesela ANNE olmak...


Tüm zorlukları,vicdan boğuşmaları,sinir sıkışmaları,karar gelgitleri,öfke nöbetleri,gelecek tedirginliklerine rağmen,hayatın biz kadınlara bağışladığı en yüce,en sihirli duygu ve durum ANNELİK ve bir evlada sahip olmak...

Bende 3 tane ki,bana bayağı bir torpilde geçmiş doğrusu çaktırmadan ;)


Günlükte ara ara yaşımdan yana yakınmışım ki (22 yaşındayım vay beeee,24 yaşına girdim dilekolay gibi) okurken acı bir gülümseme farkettim yüzümde...33 nerde 22 ler 24 ler nerde...

Tam burda durdursak zamanı,sabitlesek yaşımı olmaz mı hayat teyze hı???
Anlaşamaz mıyız zaman amca ne dersin????






Related Posts with Thumbnails