kendimden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kendimden etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ağustos 2012 Pazartesi

Tempo,Tempo...

Cık...
Yazmak gelmiyor içimden;
İçimi boşver,fırsat bulabiliyor muyum ki???
Girdim bir sarmalın içine, dönendikçe ışığı görmek yerine kaosun merkezine yerleşiyorum iyiden iyiye...
Yoğunum yine;deli gibi hemde,
Başımı kaşıyacağım da, başım nerde onu bile unuttum desem...
Gece, gündüz karıştı yine birbirine...
Ramazan,işe yeni başlamanın getirdiği stres,yoğunluk ve huzursuzluk ortamı,sıcakların verdiği ekstra bunaltı,gece yarısı eve dönüşler...vs vs vs...
Ev desen darmaduman,düzen müzen hak getire..
Bir de üstüne çocukların tekrarlanan hastalığıda eklenince çık çıkabilirsen işin içinden.
Tamam dağına göre kar veriyor da;
Limit artırımı talebimde olmadı ki bugünlerde...
Şükür şükür,bin şükür...
Ne kaldı şunun şurasında tatile :)
Ver elini deniz,kum,güneş stres mi kalır geride...
Bir ses vereyim dedim,uğramaya çalışırım yine...

----------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Not: Bu arada 3 gün önce koskoca 10 yılı doldurmuşuz da caaaanım Neco'mla, gözümüz görmemiş bile birbirimizi :(  Böyle mi olacaktı 10.cu yıl karşılamamız..Vah bizeee...
.
Sevgimiz daim olsun,hep böyle omuz omuza olalım da gerisi gereksiz telaşe dimi blogcum :)

26 Temmuz 2012 Perşembe

Mesai Başlıyor...

Yine yeni bir başlangıç,
Yine yeni handikaplar,
Yine yeni deli tempo,
Yine yeni kalp çarpıntıları,

Ve herşeyin hayırlısı...

14 Temmuz 2012 Cumartesi

Gerim Gerim Gerilim...

Bazen herşey insanın üstüne üstüne gelir ya hani...
Tüm olumsuzlukları da çekersin yanı sıra,yetmiyormuş gibi...
Ne cıvıldaşan kuşlar çeker ilgini;bilakis onların keyfine dellenirsin içten içe,
Ne gününü aydınlatan pırıl pırıl güneş,pamukvari bulutlar...
Ne de yaşama sevincin çocuklar...
Yataktan kalkmak zulümdür böylesi anlarda...
Yüz yıkamak zulüm,
Aynadaki aksinle karşılaşmak ve dahi karşılaştığın senle selamlaşmak...
Kahvaltı mı hazırlanacak? pöffff...
Ortalık mı toplanacak? ıyhhhh...
Yapmadıkça batar,battıkça gerer,gerdikçe huysuzluğun zirve yapar...
Acısı garibim çocuklardan çıkar,
Kaşının altında niye gözün var? hırrrrrr...
Bir de 10 gün arayla ikinci kez nükseden yüksek ateş ve kusma semptomlu hasta bir kızın varsa evde,
Buyur burdan yak...
Yedirmeye çalış,kusmuk temizle,duş aldır,ateş düşürmeye çabala,keyfi kaçan diğer veletlerin gönlünü al...
Kaynatmaya koyduğun taze sütü taşırmamak için mütemadiyen mutfağa taşın,varolan sinir harbin yetmezmiş gibi "aman taşmasın" gerginliği edin,bunca gerginliğin üstüne taşan sütün bulaşığını temizle :(

pöfffffff....

Böyleyim birkaç gündür,
Havadan mı? Sudan mı? Hormonlardan mı? Uzayda ters giden bir şey var da ondan mı?!!!
Ayhhhh çekin gidin üstümden ayolll...

4 Haziran 2012 Pazartesi

Yusuf yusuf :)

Geçen yıl ansızın tarifi mümkün olmayan bir ağrıyla öğrenmiştim safra kesemin yerini.Doğum sancısını hafife alacak denli sarsıcı bir ağrıydı hissettiğim;dayanılmaz ve hayattan soğutucu...

Bir süre direndim,hemen ameliyat olmak istemedim;zira ne kadar uzun kalırsa o organ vücudumda, o kadar kardır diye düşündüm;işlevi var ki koymuş O'nu Yaradan.Halbuki uzun vade de ciddi sorunlara yol açabilirmiş alınmaması;sonradan öğrendim.Zaten ağrılar öyle dayanılmaz oluyor ki, o dakka değil safra kesesi, derman olacak deseler kafamı kesmelerine ses etmeyeceğim.

Cuma günü doktorum aradığında biraz panikledim.Aslında hiç öyle canı kıymetli biri değilim,ağrı eşiğimde yüksektir, aman demem öyle her ağrıya fakat ilk ameliyat deneyimim olunca ister istemez bir irkilme hissettim iş ciddiye binince.
Yarın yatıyorum hastaneye;çarşamba ameliyat olacağım,muhtemelen perşembe taburcu olurum bir aksilik olmazsa.Kapalı ameliyat diye tabir edilen Laparoskopi yöntemiyle gerçekleşecek operasyon ve ben dilerim sağ ve salimen döneceğim yeşil sahalara en acelesinden :)

Dua ve iyi dilekleriyle yanımda olan herkese şimdiden binlerce teşekkürler...

9 Nisan 2012 Pazartesi

Günün Altın Saatleri...

Günün bu saatlerini seviyorum;

Ev ahalisinin minik üyelerinin 20:30 gibi istirahate çekilip yerine sükunetin ikamet ettiği, gecenin beni benimle bıraktığı nadide zamanlarını...

Gün boyu peyderpey boşalttığım yüklerimin,tamamını teslim etmiş olmanın dayanılmaz hafifliğini...

Bu,tarifte çaresiz kaldığım serkeşliği...

Ne kadar uzatsam o kadar kar bildiğim;sabahına yataktan kazınarak sıyrılmam muhtemel hallenmelerim pahasına, her dakikasını fırsat saydığım rötarlı uykudan önce saatlerini...

Yorgunluk ve uykusuzluktan ölsem dahi inadına çakılıp kaldığım;eşime göre beyhude,benim içinse fazlasıyla tatminkar geçirilen dakikaları...

Yorulan bedenime inat,vızır vızır çalışan zihnimi ve peşi sıra uygulamaya koyulduğum düşüncelerimi...

Karmaşanın,kaosun son bulduğu,ortalığın süt liman olduğu anları...

Sessizliğin huşu içinde dinlenen sesini...

Sanırım en çok bunu,evet en çok bunu seviyorum...

2 Nisan 2012 Pazartesi

Blogger Annelerdeki Röportajım :)

Blogger Anneler deki röportajım sessiz sedasız yayınlanmış,ben bile tesadüfen farkına vardım.
Linki işte burada...
Bloğa not düşmek amaçlı ise röportajın tamamı aşağıda :)


Röportaj: Yaruze




Gönül Hanım'ın Blogu BURADA 
Röportajı Hazırlayan Ülkü


Bize kendinizden biraz bahseder misiniz?

1977 İstanbul doğumluyum.Ankara Üniversitesi İşletme mezunuyum.2002 yılında yangından mal kaçırır gibi
jet bir hızla sevgili eşimle evlendik.Çocuksuz geçen yaklaşık 4 yılın ardından full konsantre bir biçimde 
yoğunlaşarak eşimin 3 çocuk hayalini hayata geçirdik ve 2,5 yıl arayla bir tek bir çift olmak üzere skoru 
üçe tamamlayarak amacımıza ulaştık.Daha doğrusu Neco'nun amacına.Bende öylece bakakaldım ortaya 
çıkan manzara karşısında.Çocukları üçledikten sonra 9 yıllık iş hayatımı askıya almak zorunda kaldım 
haliyle ve beraberinde bir çok hayalimi de.Şimdilerde her şey daha bir rayına oturdu ve ben artık hazır ve de 
nazırım hayata karşı;hem de arkamda kapı gibi neferlerimle...

Sevdiğin şeylerden bahsedebilir misin bize,kitap film eğlence?

Aslında yakın zamanda bir mim cevaplamıştım sevdiğim şeylere dair.Sanırım direkt oraya yönlendirsem daha 
pratik olur :)

Blog tutma fikri ne zaman doğdu?

2006 yılında doğan ilk oğlumun ardından doğum hikayesini yazıp yayınlamıştım bir bebek sitesinde.Bu hikayeleri
okumaktan büyük keyif alıyordum.Bu vesileyle tanıştığım birkaç yeni annenin çocukları için hazırladığı 
siteleri gördükçe pek bir heveslenmiştim bende.Peşisıra bloglara rastladım.Keyifle takip ettiğim bir iki blog 
sayesinde 2007 yılı aralık ayında bende oğluma ait bir blog açmaya karar verdim ve fakat başladığıyla kaldı;
hevesimi taze tutamadım maalesef.İkizlere hamileliğimde o döneme denk geldi.Yoğun ve yorucu günler 
şevkimi kaçırdı,ta ki 2010 yılı haziran ayına dek.O dönem,sosyal ağda dahil olduğum ikiz anneleri 
grubundan birinin açtığı bloğu gördüğümde beynimdeki şimşek çaktı birdenbire ve "benimde bir bloğum
vardı bir zamanlar,ne duruyorsun,şimdi tam zamanıdır" diyerek tekrar ve bu kez ilkinden daha hevesli döndüm 
blog alemine...



Bloğuna daha önce göz atmamış okuyucular için biraz anlatır mısın peki,neler bulabilirler?

Bloğu açarken ki amacım tamamen, çocuklarıma annelerinin gönlünden düşen cümlelerle,onları;onlarla 
geçen her anı,keyifli zamanları,meşakkattli yanlarını,karakteristik özelliklerini,gelişim süreçlerini,
birbirleriyle olan münasebetlerini,paylaşımlarını kısacası onlara maziden kendilerine dair hoş bir 
enstantane bırakmaktı.Dolayısıyla bloğumun genel içeriği 3 çocukla süregiden hayat üzerine.Arada kendi 
his ve yaşanmışlıklarımı da serpiştirip harmanlıyorum,umarım okuyanlar keyif alıyordur.


Blog yazıyor olmanın ne gibi faydaları oldu senin için?

Başka bir dünyaya açıldığımı,yeni bir aleme dahil olduğu hissettim ilk evvela.Ve bu alemde herkes,herşey 
daha sahici,daha içten.Sizinle gülüp sizinle üzülen insanlar var etrafınızda ve zor anınızda edilen dualar,iyi 
dilekler insana müthiş iyi hissettiyor kendini.Bir anlamda dualar karşılık buluyor aslında.Sanaldan gerçeğe 
dönüşen güzel arkadaşlıklara da vesile oldu blog;bu da işin en güzel yanlarından biri.Bir de çevreniz tarafından 
yazdıklarınızın beğeniliyor olması gururunuzu okşuyor az biraz.Daha bir motive ediyor yazmaya.Ama en önemlisi, 
her yayınladığım postta çocuklarıma bir anı daha biriktirmekten duyduğum haz en büyük karım sanırım...

Çalışmadığınız ve blog yazmadığınız zaman ne yapıyorsunuz?

Örgü örmek en güzel ve keyifli hobi benim için.Onunla haşır neşir iken ruhumu rehabilite ediyorum,beynim deşarj 
oluyor,tüm hayat gailesini unutuyorum.Onun dışında kitap okumaya özen gösteriyorum bu da benim için vazgeçilmez 
bir ihtiyaç.Dostlarımla dışarda bir araya gelmekte en keyif aldığım aktivitelerden ve elbette çocuklarımla geçirdiğim 
vakti en iyi şekilde değerlendirmeye uğraş veriyorum.

Sizce blog yazmak bir  ihtiyaç mı?

Bazen ihtiyaç ama genellikle keyifli bir hobi bence.Kendinizi çaresiz hissettiğiniz anlarda duyduğunuz içinizi 
dökme ihtiyacını blog yazarak karşılıyor ve blogger dostlarınızdan gelen samimi iyi dilekler neticesinde kendinizi 
iyi duyumsuyorsunuz.Yalnız olmadığınızı bilmek bile müthiş bir ferahlık sağlıyor.Bunun dışında çok zevk aldığım 
bir hobi benim için yazmak,zorunluluğa dönüştüğü an irkiliyor ve uzaklaşıyorum yazmaktan.Dönem dönem 
verdiğim aralar da bu sebepten...

Bir anne olarak prensiplerin,disiplin tarzın var mı?

Üç çocuk yetiştiriyor olmaktan mütevellit biraz otoriter bir anneyim sanırım.Her dakika oluşan kaos ortamına 
müdahele etmek,durumu bertaraf etmek biraz dominant olmayı gerektiriyor.Fakat bazen kendimle çeliştiğim anlar 
oluyor.Yani bazen fazla tutucu ve herşeye müdahil iken bazen de çok boşverci olabiliyorum.Sanırım ruh durumuma 
göre değişkenlik gösteriyor.Fakat tahammül edemediğim birkaç konu var ki onlar da asla taviz veremiyorum.
Mesela altında ne sebep olursa olsun yalan söylemeleri.Bu konuya fazla hassasiyet gösteriyor ve uzun uzadıya 
üstünde duruyorum.Temizlik ve uyku rutinleri,beslenme alışkanlıkları,nezaket kuralları,maneviyata dair edinimler 
bunlarda titizlik gösterdiğim diğer konular.Bir de tutarlı olmaya çalışırım,eğilip bükülmem müdahalelerim sırasında.
Doğal beslenmeye elimden geldiğince itina gösteriyorum.Hazır ürünleri tüketmeyi mümkün olduğunca minimize etmeye 
çalışıyorum.Mesela hazır yoğurt tüketmeyiz hiç,hep evde kendim mayalarım günlük sütle.Ekmeği mutlaka tam tahıllı 
tüketiriz,yumurtayı köylü pazarlarından alırız,trans yağdan uzak durmayı tercih ediyoruz.
Pratik paket ürünleri(çorba,puding,meyve suları vb) eve dahi sokmuyoruz.Bir tek şu kahvaltılık gevreklere okeyimiz var.
Sebze meyveyi de pazardan taze taze almayı tercih ediyoruz.Hasta olduklarında da önce doğal yöntemleri deniyor ve 
çoğunlukla şifa buluyoruz.
Onları doğal besledikçe kendimi çok iyi hissediyorum.



Anne olmakla ilgili en zorlandığın nokta neydi?

Anne olmak dünyanın en harika duygusu;eşsiz,nadide...Fakat benim gibi ardı ardına,üstelik biri henüz 2,5 yaşında 
iken iki tane birden daha bebek sahibi olunca dünyanın en harika duygusu olan annelik zaman zaman dünyanızı 
karartan duygu haline de gelebiliyor.Ben,-bir çok anne gibi-çok takıntılı ve histerik bir anneyim.Yaptıklarım ve 
yapamadıklarımdan dolayı her an,her saniye müthiş bir vicdan azabı duyuyorum ve bu duygu beni gerçek anlamda 
paralıyor.Fiziksel yorgunluktan ziyade vicdanı yükümlülükler beni en zorlayan durum sanırım.Bir de beni bunca 
yıpratan asıl neden,ilk oğluma duyduğum derin ve aslında çok yersiz bulduğum mahçubiyet.Neden bu kadar erken 
dönemde annesini iki kardeşle birden paylaşmasına olanak sağladım diye yedim bitirdim kendimi ve zaman içinde 
azalsa da tamamen terk etmedi bu duygu beni.Üç küçük çocukla hayat her bakımdan meşakkatli fakat dört yanınızdan 
taşan sevgi seli tüm zorlukları öyle güzel perdeliyor ki,şükür verene...

Peki anneliğin en çok hoşuna giden yanı?

Karşılıksız,kibirsiz,riyasız,koşulsuz,ve daima affedici,sonsuz sevgilerine mazhar olmak ve onlarla geçen keyifli yaşam 
maceralarına tanıklık etmenin tadına paha biçilemez.

Anne olunca hayatında neler değişti?

Kurtcuktan kelebeğe geçişin hikayesidir benim gelişimim.Tam manasıyla metamorfoz yani:)

Bloggerlarla ilişkileriniz nasıl?

Çok iyi.Hatta bir kaç buluşma bile gerçekleştirdik blog sahipleriyle.Kendime çok yakın duyumsadıklarım oldu,
görüşmeye devam ettiklerim,ara ara telefonlaştıklarım.Ve yorumlarıyla beni yalnız bırakmayan çok sevdiğim 
bloggerlar var.Çok mutluyum bu nedenle.Allah eksikliklerini göstermesin dilerim :)

İzleyicilerinizin yorumlarına tek tek cevap yazar mısınız?

Genellikle yazmaya özen gösteriyorum.Bazen işlerimin yoğunluğu buna izin vermediğinde yazamazsam kendimi 
çok kötü hissediyorum.

İzlediğiniz bloglarda neler ilginizi çekiyor,nelerden hoşlanmıyor sunuz?

Çocuklu bloglar -özellikle birden fazla- direkt ilgi alanımın içinde.Keyifli anları kadar zorluklarını,yaptıkları yanlışları 
çekinmeden yazan,iç döken bloglarda daha bir kendimi bulduğumdan vazgeçilmezim oluyorlar.Çocuklarla hayat her 
zaman lay lay lom değil nitekim.
Yorum kısmında istenen doğrulama işlemi ise en nahoş gelen ayrıntı bana göre;anında geriliyorum ister istemez :(



Beğenerek takip ettiğiniz 3 blog desek?

Aslında isim vermeyi tercih etmiyorum,çünkü severek izlediğim öyle çok blog ve blogger dostum var ki.Her biri 
ayrı ayrı değerli benim için,hiç birinin gücenmesini istemem.Fakat benim için özel yerleri olan bloglar var;
mesela bana blog dünyasını sevdiren ve yakın zamanda bloğunu sonlandırma kararı alan defneyleyasamak ,
uzun yıllardır severek takip ettiğim kurabiyegiller bu iki bloğun yeri bende ayrıdır.Bunlara ilaveten, beni okumaya değer 
bulan ve içten yorumlarıyla destek veren tüm blogger dostlarım benim için çok değerli ve izlenmeye değer...



Son olarak bloğumuzla ilgili düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Çok güzel bir ortaklık olmuş bence.Hiç tanımadığım nice enginlere açılma fırsatı yarattığınız ve bizleri de daha geniş 
kitlelere tanıttığınız için teşekkürler.
Emeklerinize sağlık...



26 Mart 2012 Pazartesi

Huzura er(iş)ebilmek...

Her geçen gün biraz daha ayırdına varıyorum ki;
Yaşımla ve yaşanmışlıklarımla birlikte,huzurumda artıyor aynı oranda...

Belki; ne istediğimi bildiğim ve beklentilerimi kısıtlı tuttuğumdan,

Belki; huzura bakış açımın geçirdiği inanılmaz evrimden,

Belki; yaş aldıkça dinginleşen,olgunlaşan,dizginlenmesi kolaylaşan ruhumdan,

Belki; mutluluğu kovalamak yerine,aslında gözüme gözüme sokulan binlerce mutluluk nedeninin nihayet farkına varabilecek kemale erdiğimden,

Belki; ben bu farkındalığa erişip,verdikleri ve vermedikleri için bolca şükür ettiğimden Yaradan'ın beni başka güzelliklerle ödüllendirmesinden,

Belki;en büyük huzurun kalabalık bir aile,mutlulukla cıvıldaşan ve birbirine sevgi bağıyla sıkı sıkıya kenetlenmiş çocuklar,etrafımızda bizi çepeçevre saran harikulade dostlarımız ve iyi günde,kötü günde nefesim kadar yakın duyumsadığım ve dahi nefesimden öte, anne-baba ve kardeşlerimin varlığının bana verdiği muazzam duygulardan...

Sebebi belki biri,belki hepsi ama huzurluyum işte;

Hem de şimdiye dek hiç hissetmediğim kadar derinden duyumsadığım bir biçimde...

Yoksunluklarım,sahip olduklarımdan daha fazla belki bugünlerde;fakat ben o yoksunlukların aslında ne çok şeyi var ettiğine,yoksunluklarımın beni yoksullaştırmadığına,bilakis hayatıma kattığı renklerle ne denli zenginleştirdiğine mutlulukla tanık oluyorum.

Hayatla olan kavgamı  bitirdim çoktandır.Bıraktım,bana rağmen değil,benimle aksın hayat.Yolumun üzerindeki taşların değil,yolun kıyısındaki minik papatyaların ayırdındayım nicedir.Kara kışı değil,tazecik baharı yaşıyor gönlüm.Gözüm yükseklerde değil,elimin erişebildikleriyle mutluyum.

Yoksunluklarım acıtmıyor canımı eskisi gibi;yoksun bırakılmadıklarıma şükretmeyi ve bununla mutlu olmayı bahşettiği için daha bir umutla ve minnetle hamd ediyorum yüce "eser sahibi"ne...


Bir pazar günü, karı-koca çimlerin üzerine uzanıp,karşımızda birbirlerinden başka kimseye ihtiyaç duymadan neşe içinde koşuşturan çocuklarımızı izleyerek,arada termostan doldurduğumuz sıcacık çaylarımızın,bir çift dost sohbetiyle eşlik ettiği basit hafta sonlarının tadını,son derece nezih ve komplike programlanmış hafta sonlarına tercih edebilmek huzur sebebi benim için bugünlerde...

-------------------------------------------------------------------

Zaruri ekleme :)
Neco'nun,"ben bu yazının neresindeyim?" serzenişine binaen,verdiğim yanıttan tatmin olmadığından bu eklemeyi şart gördüm:
Sen bu yazının da,hayatımın da merkezindesin aşkım.Huzurumun en büyük nedenlerindensin,biliyorsun dimi???

21 Mart 2012 Çarşamba

Miskinim miskin...

Yarın öğlene misafirimlerim var.
Ev ayağa kalkmış;her yer dandini,derle topla beni diye bas bas bağırıyor..
Tozlar evi ele geçirmiş,salonun orta yerinde keyifle çiftetelli oynuyorlar bana nazire yaparcasına...
Hazırlanacak tonla ikram var;düşündükçe önce zihnimi yoruyor ...
Ve ben,bunca iş yüküne rağmen yerimden kalkmaya yeltenmiyorum bile,
Öyle bir atalet var üstümde,
Miskinlik dizboyu,zaten bu saatten sonra ne yapılır ki?
En iyisi "evim şahane" yi açıp izleyim,belki aşka gelirim
hııı....
!!!
Miskinlikte yarışırız;bir ben,bir de bu miskin hayvan :)

5 Mart 2012 Pazartesi

Pazartesi,giydim fesi...

Pazartesi...

Güzel bir gün;bol güneşli...

Haftaya güzel bir başlangıç,

Devamı da güzel olsun her birimiz için dilerim...

Sakin,dingin,bol sabırlı,huzurlu,keyifli,mutlu mutlu,sağlıklı,bereketli,gözümüzün gönlümüzün açıldığı,

içimizin içimize sığmadığı...

İnşallahh...

Eşimin işyerindeyim;kahvemi yudumluyorum bir yandan.

Birazdan iş görüşmesine gideceğim,

Sağlık olsun da gerisi gelir nasılsa...

Hadi bakalım hayırlısı...

27 Şubat 2012 Pazartesi

Beni Mimlersen Olacağı Budur!!! Oku okuyabilirsen...

Epeydir mim cevaplamıyormuşum farkettim.Esasen mim olayı beni biraz kasıyor,zira keyfim yeterse yazmayı severim ben.Yani zorlamayla olmuyor;olurda yazayım diye ıkınır sıkınırsam,ortaya pek parlak bir şey çıkmıyor.Mim işi de,fırsat bulamazda yazamazsam,üzerimde bir yükmüş gibi duyumsatıyor kendini ki bu duygudan da hiç hazzetmem.Hele konusu "çantanda ne var?","hangi makyaj malzemelerini kullanırsın" tarzında bence lüzumsuz mevzularsa-özür dileyerek-üstüme alınmamayı tercih ediyorum genelde.
Bazen konu cezbediyor beni,bazen de mimleyen.İşte o zaman derhal cevaplama isteğim kabarıyor.İşte bunlardan biri:
Taze katmerli annem,canım İsoon'um mimlerde ben cevaplamaz mıyım?
ee Hadi Buyrun :)

1.En sevdiğin şeyler nelerdir?Nelerden hoşlanırsın?

Gün doğumlarını severim;doğan güneşin doğayı ışıtmakla beraber,puslu ruhları da aydınlattığı;yeni doğmuş bebek saflığında duyumsatan,umutları tazeleyen,zihni resetleyen,düşünceleri berraklaştıran,şükürlere vesile olan ,günün yeniden dirilişini...
*
Ailecek edilen kahvaltıları severim;özenle hazırlanmış,ince ince detaylandırılmış,evin her yanını yeni demlenmiş çay kokusunun sardığı,hane halkının neşe içinde hazırlanıp yerini aldığı ve edilen zahmetin keyifli sohbetlerle taçlandırıldığı uzuuunn kahvaltıları...
*
Yolculukları severim;yeni yerler tanımayı,yabancı sokakları arşınlamayı,tanımadığım insanlara isimler koymayı,hayatlarına dair senaryolar yazmayı,gezinirken kaybolmayı,amaçsızca dolaşmayı,yorgunluğumdan dahi haz almayı,dağa,kıra,bayıra çıkmayı,çiçeğe,böceğe,ağaca,taşa ve bu muazzam yapıya duyduğum hayranlıkla yaradana bir kez daha aşık olmayı...
*
Kitapçıları severim;tıklım tıklım dolu rafları,her birine dokunarak samimiyet kurmayı,taze kitap kokusunu duyumsamayı,yazarının hayat hikayesine göz atmayı,her edindiğim kitapla çocuklar gibi şen olmayı...
*
Temizlik kokusunu severim;Üç çocukla her an perperişan olan evin omuzlarımda bir yük misali beni ezmesine karşın,duyduğum gafletten bir gayret silkinip,o pespaye halinden kurtararak pirüpak ettikten sonra tüm evi saran nefis hijyen kokusunu severim,hem de pek severim.Yeni yıkanıp asılan çamaşırların-özellikle mevsim müsait olduğunda-esen hafif rüzgarla balkondan içeriye süzülen tazelik kokusunu severim.Yeni değiştirilmiş nevresim kokusunu severim;o yatakta kedi gibi mayışmayı severim...
*
Çocuklarımın kokusunu severim;sevmek ne kelime deliririm.Banyodan sonraki yumuşacık tenlerini ve ışıl ışıl saçlarını okşamayı,enselerinin rayihasını içime çekmeyi bu haller içerisindeyken koyun koyuna uyumayı severim...
*
Yine çocuklarımın her türlü rutin gereksinimlerini hallettikten sonra gözlerinin içi gülerek ve müthiş bir huzurla kafalarını yastığa koyduktan saniyeler sonra uykuya geçmelerini severim.Bu seremoninin tatlılıkla halledilmesinin verdiği enfes huzuru ve duyumsattığı tüy hafifliğini severim.Onlar uyuduktan sonra tüm sorumluluklarımdan azade kaldığım,kalan saatlerin sadece bana ait olduğu,sabahında erken başlayacak yoğun mesaiye karşın mümkün olduğunca uzattığım her saniyesi kıymetli geceleri severim.Buna mukabil sabah uyandığımda,uyansalar da gülen yüzlerini görsem tezadını severim.
*
Doğal olan her şeyi ve çocukları doğal beslemeyi severim;yoğurt mayalamayı,konserve yapmayı,pazardan taze meyve sebze almayı ve mevsiminde tüketmeyi,ilaçla değil doğayla şifa bulmayı,yumurtayı taze,sütü günlük tüketmeyi,her gün mutlaka çocuklar için sulu yemek yapmayı,okul dönüşü sevdikleri lezzeti hazır edip onları gülümsetmeyi severim.Yeni lezzetler denemeyi,yedirmeyi,ama en çok yemeyi :) severim,bir sebeple akşama yemek yapamadığımda,yerini alan kahvaltıları severim..
*
Takıp takıştırmayı,özellikle küpe takmayı severim;Bir koleksiyon oluşturacak denli küpe sahibi olduğum düşünülürse ne kadar sevdiğim anlaşılır sanırım.Bir de ruj severim,çok severim;gördüm mü de dayanamaz alırım:)

Çocuklarımın birbirleri ile hasbihalini severim.Büyüklerin çocuklara karşı sergilediği anlayış fukaralığının yanında,O'nların birbirlerinin dillerinden,hallerinden ne de güzel anladıklarının ayırdına vardığım şahane diyaloglara tanıklık etmeyi severim.
*
Alışverişin her türlüsünü severim;manyak bir şiddetle severim.Bıraksınlar beni bir başıma çarşı,pazar,AVM karış karış eder,gık bile demeden gezerim.Şifadır benim için şifa :)Eşim için aynı şeyi söyleyemeyeceğim ama:)
*
Örgü örmeyi severim;üzerimde bıraktığı terapi etkisini,ortaya güzel bir şeyler çıkarmanın verdiği hazzı,emeğimin karşılığını yüzlerdeki tebessüm ve beğeni sözleri ile almayı severim.Çeşit çeşit yün yumakları almayı,onları alırken yapacaklarımı planlamayı ve eve gelir gelmez büyük bir iştahla yaa bismillah demeyi severim...
*
Fırın sütlacı,kek pişirmeyi ama illaki hamurunu parmaklamayı,bilgi yarışmalarını,kırtasiye malzemelerini,özellikle yumuşak uçlu kalemleri severim.Şarkı söylemeyi,yeni sesler dinlemeyi,eskiyi yad etmeyi,güzel hatırları olan şarkıları dinleyip yüzümde oluşan gülümsemeyi severim.Yaşar Kurt severim,Düş Sokağı severim,Mavi Sakal severim,Fikret Kızılok,Bülent Ortaçgil severim,Zeki Müren severim,hem nasıl severim...
Caz severim,Hicaz severim,Acem Aşiran severim,Faslı Muhabbet severim...
Çay severim;gün içerisinde içemediysem akşama burnuma çalınan kokusunu,kafama vuran baştan çıkarıcı etkisini severim.Bergamot aromasını severim,bu aromanın eve yaydığı kokuyu severim...
Fırından yeni çıkmış ekmek kokusunu,taze çekilmiş kahve kokusunu,yeni doğmuş bebek kokusunu severim...
Kor ateşte,bakır cezvede ağır ağır pişen kahveyi severim,öyle böyle değil pek çok severim...
Ortaköy'ü,İstiklal'i,Galata'yı severim;tramvayın sesini,sokak satıcılarını,kuşlara yem atmayı,kapalı çarşıyı severim...
Gabriel Garcia Marquez,Nora Roberts,Dostoyevski,Yaşar Kemal,Oğuz Atay,Attila İlhan severim...
Hayatı severim,umudu severim,kendimi dinlemeyi,inadına yaşamayı severim...
Yaradılanı severim,Yaradan'ı severim...
Daha da severim de,en iyisi keseyim :)

2.Bilgisayarda vaktini neler yaparak geçirirsin?

Blog yazarak,okuyarak,aklıma takılanları araştırıp soruşturarak,az biraz da sosyal ortamları kolaçan ederek.Ama mesaimi en fazla blog alıyor tabi...

3.En sevdiğiniz filmler nelerdir?Veya izlediğiniz ve hafızanızda yer edip mutlaka izleyin dediğiniz filmler hangileridir?

Ruhların Evi(Çok uzun yıllar evvel izleyip hala etkisinde olduğum bir filmdir),
Esaretin bedeli,Melekler Şehri,Ucuz Roman,Hayat Güzeldir,Lorenzo'nun Yağı, Philadelphia, Dövüş Kulübü,Yeşil Yol,Ironweed,Merly Streep,Jack Nicholson filmleri,Selvi Boylum Al Yazmalım,Eşkiya ve onlarcası.......

4.Şu sıralar almak istediğiniz şeyleri listeleseniz bunlar neler olurdu?

Sadece ve sadece mobilyalarımı değiştirmek istiyorum desem.Çok eskidiler, artık çok demodeler ve çok kalabalıklar.Hepsini atıp minimum eşya ile yoluma devam etmek niyetindeyim.

demiştim ama Görkemciğimin bu konudaki cevabı bana aslında en çok almak istediğim şeyin kesinlikle kendime ait bir otomobil olduğunu hatırlattı.Evet bunu çok istiyorum fakat zamanı konusunda işi Allah'a bıraktım :)

5.Şu sıralar en çok dinlediğiniz şarkılar?

Ordan burdan sağdan soldan ne bulursam dinliyorum,yani favorim yok şu sıra...

Bitti mi?
Bitti valla,yeaahhh :)
Cevaplamak isterlerse tabi...

2 Aralık 2011 Cuma

İçimdeki Sızı...

Her insanın doğuştan gelen bir takım yetenekleri,öne çıkan üstün özellikleri vardır;geçmişinin,genlerinin hediyesi olarak nitelendirebileceğimiz.

Kimi,farkına varır kendisindeki potansiyelin ve üstüne gidip daha daha ilave ederek büyütür içindeki filizi.Hem hayatından tatmin sağlar bu sayede hemde yeteneğinin meyvelerini toplar bir şekilde...
Kimi de,kendinden,içindeki cevherden bi haber körelir gider;en gürbüz,en verimli dalları kurumaya yüz tutmuş bir ağaç gibi.Ne yeşerir her mevsimde yeniden,ne de meyve verir lezzetiyle tüm alemi mest eden.Dolayısıyla ne kendine faydası dokunur,ne genlerine müteşekkirdir ne de tam manasıyla doyuma ulaşmış bir hayat sürer bu nedenle.Hep bir şeylerin eksikliğini hissetmektedir nitekim...

Bense,içindeki cevheri keşfetmekle birlikte,üstüne gitmek konusunda aciz olan kesimdenim.Sanırım en kötüsü de bu.Öne çıkan tarafınızı biliyorsunuz,bununla ilgili her türlü meşgaleye tapıyorsunuz,ömrünüz boyunca bu işle meşgul olup üstüne birde bundan para kazanıyorsunuz ve kendinizle birlikte çevrenizdeki insanlara da hoş sadalar bırakıyorsunuz...
Olmasını istediğim tam da buydu aslında,ama hayal etmekle kaldı.İdealist tarafım baskın çıkmayınca hayalim hobi olmaktan öteye geçemedi.İçimde bir yerlerde ukde olarak kaldı ve ölene dek bu böyle sürüp gidecek...

Ne miydi benim genlerimin bana hediyesi:
Sesim...

Daha önce de bir çok postta bahsetmiştim bundan.Güzeldi sesim.İlkokulda dikkat çekmişti taaa.Her bayram korodaki kadroya alınır ayrıca solo da söylettirilirdim.Uzunca süreler bu böyle sürdü gitti.Hangi okula geçsem orada mutlaka bir koro maceram olurdu.Büyük keyif alırdım bu işten,çok da heyecan duyardım.

Konu komşuda bilirdi sesimin güzelliğini.Her fırsatta "hadi bir şarkı söyle" diye emrivakiler yaparlardı.Bende çoğu zaman çekinir ara sıra da dökerdim tüm maharetimi ortaya.
Utanmadan,bağıra çağıra,keyifle şarkılar icra ettiğim tek yer WC idi :) Ortama has "doğal eko"nun sesime  kattığı cazibeyi sevdiğimden belkide...

Düğün dernek merasimlerinde de sahneye çıkmışlığım olmuştu birkaç kez.Misal,11-12 yaşlarımda iken bir arkadaşımın sünnet düğününde çalan orkestrayla birlikte şarkı söylemiştim bir keresinde.Pek beğenmişlerdi sesimi ve teklifte bile bulunmuşlardı onlarla çalışmam için.Annemin yanına gidip izin istemişlerdi hatta.Annemde "O daha çok küçük,üstelik okuyor,olmaz öyle şey" diye reddetmişti haliyle.Belki de kızının,o dönemin furyası haline gelen "Küçük Ceylan,Küçük Emrah" ekolune!! dahil olmasından korkup set çekmişti parlak müzik kariyerime.

Lise sonda bir arkadaşımla birlikte (kendisi şu an müzisyen ve ünlülere verdiği sayısız bestesi var) o sıralar yeni açılmakta olan Ziverbey'deki Müjdat Gezen Sanat Merkezi'ne gitmeye karar verdik.Çok istiyordum müzikle ilgili bir okulda eğitimime devam etmeyi.Üniversite sınavlarına da girecektim fakat aklım hep konservatuarda idi.ÖSS ye girip ardından özel yetenek sınavlarına girmek istiyordum.Ama MSM de ilgimi çekiyordu.Gittim ve başvuru koşullarını öğrendim.Sınavla alıyorlardı elbette ve yaş sınırı vardı.21 yaşına kadar girilebiliyordu.Bende 17 yaşında idim o dönem; yani ortada bu anlamda sorun yoktu.Dahası hiç sorun yoktu;annemin dışında.Annem türlü bahanelerle önüme çıkıyor ve beni desteklemiyordu."Yok uzak!!!(Pendik-Ziverbey),yok önce başka alanlarda dene şansını,yok sahneye mi çıkacaksın orayı okuyup" vs...kendince beni koruma amaçlı tüm bu sebepler yüzünden giremedim sınavlara(Sonra çok pişman oldu ya,neyse).Bende tüm bu bahanelerin ardına sığınıp,kaderin ellerine teslim ettim müzikle ilgili plan ve hayallerimi...

Suçlu annem değildi elbet;suçlu bendim.Bir şeyi çok istersen mutlaka olurdu bir şekilde,istemek başarmanın yarısıydı,ama sadece istemekle bitmiyordu,gayrette etmen gerekirdi.Kararlı olman ve önüne çıkan engelleri elinin tersiyle bir bir itmen.Ben sahiden istiyor muydum yoksa gelişigüzel bir heves miydi benimki?Sonuca bakınca herşey aşikar değil mi?

Ne MSM'ye ne de konservatuara giremedim ben.İşletme okudum ne işime yarayacaksa.Haz duydum mu bu anlamda hayatımdan.Asla!!!
Sonsuza dek benimle yaşayacak bu istek,heves,ütopya;adı her ne ise...

Bu sebeple diliyorum ki;çocuklarımdan en az birisi ilgi duysun sanatın herhangi bir dalına.Bundan sonsuz mutluluk duyacağıma eminim.Sonuna kadar arkalarında olacağımın garantisini de veriyorum şimdiden.Müzik,resim,heykel,seramik,sporun herhangi bir dalı vs vs...
Biliyorum ki sanat,kişiyi kötü alışkanlıklara yönelmekten men eder,zarafet katar ruha,asalet katar.Dinginleştirir; iyiye,güzele yönlendirir.Hayata farklı pencerelerden bakma fırsatı tanır,zenginlik katar.Velhasıl doyurur her anlamda,hem ruhu,hem bedeni...

ZE müziğe oldukça ilgili görünüyor şimdilik.Duyduğu her ezgide dikkat kesiliyor ve sessizce,kıpırdamadan o an ne ile meşgulse bırakarak dinliyor.Müzik kulağı da son derece iyi izlenimi veriyor bana.YA'da böyle idi, şimdilik nispeten ilgisini kaybetmiş görünse de O'nda da bir ışık görüyorum içten içe.
Okulda ya da evde duydukları her yeni şarkıyı,ikinci dinleyişlerinden itibaren kaydediyorlar hafızaya.Bununla beraber daha şarkının introsundan tahmin ediyorlar devamını.Müzik tutkunu bir anne olarak mest ediyor beni bu durum.Hayırlısı olsun bakalım demekten başka birşey gelmiyor elden şimdilik.Azıcık daha büyüsünler,kendi istekleri doğrultusunda yönlendirmelere başlayacağım tabi ufak ufak :)

Bu aralar ZE'nin diline takılan bir şarkı var.Babası da çok seviyor,arabada duyduğu an bağıra çağıra eşlik ediyordu.Buradan kulağına yer etmiş olacak,geçen akşam aynı şarkıyı mırıldanırken duydum ZE'yi ve çok hoşuma gitti.Hemen PC den açtım ve beraberce bas bas bağırarak söyledik bu kez.Öyle de güzel söylüyor ki canım kızım.Yaruze Hit in son hiti olarak ekleyiverelim hemen o halde...

Eee hadi o zaman,bende herkeslere hafta sonunuzun keyifli geçmesi dileğiyle,hediye ediyorum bu şarkıyı.




29 Kasım 2011 Salı

Kıldan Tüyden Bir Muhabbet...

Hayatım boyunca hep dolgun bir hatun oldum ben.
Hani balık etli tabir edilen ama hangi balık türünden olduğu tartışma konusu haline gelen cinsten.Hep özendiğim dal gibi,çıtı pıtı,36 beden bir fiziğim olmadı hiç.Ya da Lise son sınıf itibariyle terk ettim o canım fidan gibi bedeni demeliyim.Sonrasında en fazla kıyısına kadar yaklaşıp peşisıra keskin bir U dönüşüyle eski dolgun hatlarıma geçmişliğim oldu bol bol.
Ama en kilolu olduğum zamanlarda bile 40 bedeni geçmemiştim.Evliliğimin ilk yılları 42'ye dayanacak oldum,duyduğum irkintiyle,yüzme ve ufak bir diyet eşliğinde tekrar 38 lere dönüş yaptım.

Tam da bu halde iken ilk oğluma hamile kaldım,58 kg idim.Hamilelik sürecini relax dönem olarak nitelendirip pervasızca her canımın çektiğini yemem sonucu 24 kg aldım.Zorladım da diyebiliriz.Nitekim bademler,cevizler, fındıklar,balık yağları,litre litre tam yağlı sütler,hamur işleri,tatlılar kısaca boğum boğum et yapıcı ne varsa indirdim mideye ve neticede ortaya kendi cüssesi kocaman,doğurduğu ehh işte idare eder(3 kg 660 gr) bir şey çıktı.82 kg idim doğumhane kapısına dayandığımda.Son derece de aktif ve dinçtim buna rağmen. Hantallaşmadım yani hiç.Hamileliğimin son günlerinde bile merdivenleri çifter çifter ve normal insanlardan daha hızlı çıkabiliyordum mesela.Bu biraz da benim tezcanlılığımdan kaynaklanıyordu esasen.Ama kilolarımda engel teşkil etmemişti bu huyuma.

Doğumdan hemen sonra 69 kg ya indim.13 kg bir anda yok olmuştu yani.Gel gör ki emzirme sürecinde tam anlamıyla bir fil gibi yemenin neticesinde 75 kg lara çıktım tekrar."Aman pekmez ye süt yapar,aman helva ye süt yapar,tatlı ye tatlı sütün artar" empozeleri sonucu,zaten kilo almak için en küçük kıvılcımı bekleyen bünyem, dirhem dirhem topluyordu yağları üstünde.İğreniyordum kendimden.Aynalara  bakmaya korkuyor,buna mukabil ninemin gardrobundan kalma giysileri giyiyordum daha da ucube görünüp silkelenmek,kendime gelmek için adeta.Alışveriş yapmak en büyük keyfim iken ızdıraba dönüşmüştü kelimenin tam anlamıyla.Bakıp iç geçirdiğim,beğendiğim ne varsa, üstüme giydiğimde bambaşka bir kılığa dönüşüyor,mankenin üstündeki cazibe ve seksapelitesinden eser kalmıyordu.Bu nedenle alışverişte yapmaz olmuştum zaten.Eldeki bir avuç çapulla, hali hazırda pespaye olan görüntümü hepten hint fakirivari hallere sokuyordum.Eşimin "ben seni her halinle seviyorum" söylemleri de benim kendime gelmemi geciktiren etkenlerden biriydi.

Bebeğim 7 aylık olduğunda neyse ki işe başladım.Bu tempomun ağırlaşacağı ve yeme rutinimin düzene gireceği anlamına geliyordu.Öyle de oldu nitekim.Catering sektöründe çalışıyor olmama rağmen girdiğim rejimle 6 ayda daha kabul edilebilir ölçülerde insan standartlarına girmeye başladım yavaş yavaş.75 kilodan  66 kg ya gerileyebilmiştim nihayet.Benden mutlusu yoktu.Daha katetmem gereken çok yolum vardı ama geldiğim nokta bile keyfimi yerine getirmişti ziyadesiyle.Giydiklerim nispeten daha hoş görünür olmuştu üstümde.1,5 yıldır küstüğüm aynalarla tekrar barışmaya başlamıştım.Eski cazibemi yavaş yavaş geri kazanıyordum :) Ama eşim hala"ben seni her halinle seviyorum" demeye devam ediyordu.Diline pelesenk olmuştu sanırım,ya da boynumdan aşağısına bakmıyor,beni alıcı gözüyle incelemiyordu zahar.Sevinmeli miydim,üzülmeli miydim bilmiyordum...

Tam eski formuma dönüyorum diye sevinirken ikizlere hamile kaldığımı öğrendim :) Bu durumun bende yarattığı şok etkisini tekrar anlatmama gerek yok sanırım.Keyifsiz zamanların kilolar üzerindeki etkileri malum.Ya da benim gibi her türlü durumu fırsat bilip yemeye saran tipler gibiler için etkileri demek sanırım daha uygun.Yine hamileydim ve yine salma moduna almıştım kendimi.Hemde bu kez ilk hamileliğimden farklı olarak,ilkinde tamamen sağlık odaklı beslenirken ikinci de boşvermişlik ve isteksizlikle Allah ne verdiyse düşüncesiyle,saldım çayıra Mevlam kayıra misali,sağlıklı sağlıksız ne bulduysam yiyordum.Gayet özensiz ve sakınımsız bir biçimde hemde.
Buna rağmen ikiz olmasına karşın 20 kilo ile tamamladım bu kez hamileliğimi.2,5 sene sonra başladığım yere dönmüş 86 kilo olmuştum yine ve yine:(Üstelik moralim sıfırın altında idi ve uzunca süre de normale dönebileceğini kestiremiyordum.Bu hal içinde iken bırak eski halime dönmeyi, üstüne almasam kar sayacaktım kendime.Halbuki 2 yeni bebek dahil olmuştu hayatımıza,birde 2,5 yaşında en aktif çağlarını sürdüğümüz oğlumuzla birlikte.Tempom ağırında ötesinde idi.Gündüz koşturmacaları,üçe bölünmüş anneliğim,emzirme sıkıntıları,3 velet tarafından sabote edilmiş gece uykuları ve tüm bunların neden olduğu dipsiz,kör bir kuyuya düşmüş  hissiyatıyla yemeden içmeden kesilmem,eski kilomunda altına  düşmem gerekirdi esasen.Fakat bu zorlu süreçte beni tek mutlu eden şeyin yemek yemek olması kilo vermemi engellemekle kalmıyor,her yeni gün birer ikişer üstüne eklememe sebep oluyordu.
Vel hasıl 2,5 senenin ardından kaldığım yerdeydim yine.Aynı moral bozuklukları,aynı buhranlar,aynı kendine tiksinerek bakma durumları,aynı niyet edip edip azimden yoksunluğu neticesinde hüsranla sonuçlanan diyet girişimleri vs vs vs...2 sene 2 ay 72-75 kg aralığında mekik dokudum.Ta ki 2010 Ağustos ayına dek.

Ramazan ayında idik.Ömrünün hiçbir Ramazan ayında kilo vermek şöyle dursun,kilo almaya engel olamayan ben bu kez tam 4 kg vermiştim.Nasıl oldu bilmiyorum ama olmuştu işte.70 kg idim aylar sonunda.Müthiş bir motivasyon kazandırdı bu bana.Peşisıra bir boğaz enfeksiyonu geçirdim.Üç gün falan hiçbir şey yemediğimi hatırlıyorum,3 kg da bu süreçte kaybedildi.Etti mi sana 7.Hemde gerilmeden,moral bozmadan,kendiliğinden. 67 kg olmuştum,şahane bir şeydi bu,çok mutluydum.İlk hamileliğimin ardından binbir zahmetle ulaştığım kiloya kendiliğinden dönüvermiştim.Sağdan soldan gelen "aaaa sen çok zayıflamışsın" tepkileri yüzümde güller açtırıyordu.İşe geri dönmüştüm o dönem tekrar.Bir iki kilo da çalışmaya başlayınca gidince 65 kg ya kadar geriledim.Bu kilo birkaç ay sabit kaldı,diyet falan da yapmıyordum hala.Ama halimden şikayetçi değildim,iyi görünüyordum.Eskiyle kıyaslayınca filinta gibiydim diye tabir etsem kendimce abartı olmaz sanırım.

Nisan gibi işten ayrıldım.O dönem kardeşimin evlilik hazırlıkları vardı ve oldukça hız kazanmıştı.Benimde artık evde olmam sebebiyle tüm hazırlıklara bende iştirak ettim.Sabah erkenden çıkıyor akşama kadar o mobilyacı senin,bu perdeci benim mağaza mağaza geziyorduk.2 ay boyunca bu tempo böyle devam etti.Bunca hareketin kilolarım üzerinde de olumlu etkileri olması kaçınılmazdı haliyle.Düğüne kadar 63 kg ya indim.Beni en son 2 yıl önce, löp löp etlerle enine epeyce genişleyip,geleneksel anne kıvamına erişmiş halde görenler,verdiğim 11 kilonun ardından bolca iltifatlarda bulunarak mest ettiler beni.Bir dirhem et bin ayıp örtmüyordu işte besbelli.Bilakis aldığın her gram foyalarını bir bir çıkarıyordu ortaya.Mazeretlerin ardına sığınmak doğru değildi.

Düğün dernek geldi geçti ve yazın gelişi,sürekli dışarılarda ve aktif oluşumuz,sıcakların getirdiği iştah kayıpları sonucunda ben kilo vermeye devam ediyordum sevindirici bir şekilde.61 kiloyu da görmüştüm nihayet. Neredeyse çocuksuz günlerimde ki hallerime dönmüştüm.En güzel tarafı ise 38 bedendim yeniden.Fakat yüzüm bir hayli solgun görünüyordu ve çökmüştü sanki.Gören herkes "çok zayıfladın bir sorun yok değil mi?" demekten alıkoyamıyordu kendini.Ben bile şüpheye düşmeye başlamıştım artık.Acaba sahiden bir sorun mu vardı?Herhangi bir sağlık şikayetim de yoktu ama belli ki düzensiz ve özensiz yemelerim etkendi bu durumda.Kimileri ise tepkilerini "yaa kusura bakma ama kilolu hallerin daha bir güzeldi sanki,böyle yüzün çöktü " şeklinde gösteriyorlardı.Ehh azıcık içerliyordum fakat biliyordum ki gözlerin aşinalığıyla alakalı bir durumdu bu.Yani bu halime de alışınca normal gelecekti bir süre sonra.Alışılsın zira tekrar o günlere dönmeye hiç niyetim yok :)

Son durum ise biraz can sıkıcı.Sonbaharın gelişi ve havaların soğumasıyla birlikte çöken kasvet,eve hapsolma  ve hareketliliğin kısıtlanması neticesinde 2 kg aldım.Bu duruma son derece düzensiz,baştan savma ve sağlıksız beslenmemin sebep olduğu aşikar.Mesela;şu saat itibariyle sadece sabah 10 gibi yediğim bir tost ve bir dilim kekle akşamı etmiş bulunuyorum.Akşam yemeğinde acısını çıkarıp aç kurtlar gibi saldıracağıma eminim.Böylesi bir beslenme düzeninin sonuçları ortada.Bir an önce toparlanmalı ve bu işi bir düzene sokmalıyım.Bu vesile ile buradan da duyuruyorum:

Ben, bugün şu saat itibariyle, sağlıklı ve düzenli bir yemek rutini takip etmek kaydıyla,diyete başlıyorum.Herhangi bir diyet listesine bağlı kalmaksızın,porsiyonlarımı azaltarak,sakıncalı gıdalardan uzak durarak ve bol sıvı tüketerek hedefime ulaşmayı planlıyorum.55 kg ye inene dek de pes etmeyeceğim.Şu an 63 kg yum ve hedefim 8 kg.

Hadi bana başarılar ve...

Vira Bismillah...
Çok fark yok gibi görünse de,çıplak gözle durum hiç de bu denli yanıltıcı değildi :(


Not: Kilo ile ilgili olarak bu kadar uzun uzadıya konuşup yazabilen varlıklar,bir tek biz kadınlar olsak gerek :)

10 Ekim 2011 Pazartesi

Sonbahara Serzeniş...

Sev-mi-yo-rum...

Evet sahiden sevemiyorum bu mevsimi.

Bir kere gözümü açar açmaz,karanlık ve kasvetli bir hava karşılıyor beni.Daha güne başlarken içimi bir karamsarlık,hüzün ve can sıkıntısı kaplıyor.Ne yataktan çıkasım geliyor,ne kahvaltı hazırlayasım,ne çocukların ihtiyaçlarını gideresim ne de herhangi bir iş yapasım.

Bu havaya yakışan tek bir şey var zannımca:UYUMAK

Sımsıcak battaniyeye sarılıp,yataktan çıkmadan saatlerce uyumak.Çocukları okula gönderdikten sonra tabi...

Belki sonrasında,içimden gelirde yataktan kalkmaya mecalim olursa,battaniyemi omuzlarıma alıp kendime bir kahve hazırlayarak,camın kenarına geçip kitap okumak tek ilgi çeken ve yakışan eylem olur bu kasvetli havaya... 

Kitaba mola verince,1 ay önce Sihirli Günce'den esinlenerek başlamış olduğum örgü battaniyeyi (Ayrıca bir post yayınlayacağım bu battaniyeyle ilgili) örmek,dağıtabilir içimdeki mevsimin getirdiği tüm negatif hisleri...

Söz konusu battaniye...

Öyle keyifli ki bu battaniyeyi örmek;sahiden de kafamda beni üzen yoran ne varsa, bununla meşgul iken hepsinin üstü örtülüveriyor bir anda.Elimden bırakana dek rafa kaldırılıyor tarafımca...

Bu mevsime duyduğum nahoş hislere sebebiyet veren en önemli bir diğer konuda:
Giysi mübadelesi...
Yazlıkları dertop et,kaldır;baharlık,kışlıkları gün yüzüne çıkart.

Efil efil,yerden tasarruf sağlayan,yıkaması,kurutması,ütülemesi kolay hacmi küçük parçaların yerini,kat kat,hantal,dolaplara sığmayan her detayı ayrı işkence giysilerin alması da içimi ayrıca daraltmaya yetiyor.

Çocukları kat kat giydir;acaba üşür mü,terletir mi? diye endişe et;ev de kaloriferleri yakmaya başla;terliksiz,ayakkabısız gezinme;gece üstleri açık mı diye defalarca kez uyan kontrol et vs vs vs...

Hastlalıklardan hiç söz etmeyeyim bile...

Nesinden keyfe geleyim ki ben şimdi bu mevsimin?

Yazmak bile gelmiyor içimden sırf bu haletten sebep...

Velhasıl sevmiyorum işte sevemiyorum...

25 Mayıs 2011 Çarşamba

Güneşe merhaba...

Hava misss...
Çok şükür sonunda gösteri güneş yüzünü.Pek naz  etti bu yıl...
Ruhum cıvıldıyor güneşi görünce.Sonbaharda doğmuş olmama rağmen yaz mevsimine taparım adeta.Ne denli sıcak olursa olsun gık demez bilakis memnuniyetle karşılarım.Gri havalar daraltır içimi,kasvet ruhuma sirayet eder,tadım kaçar.Keyif vermez hiçbir şey,keyif almaya da meyilli değildir zaten halet-i ruhiyem.Kocaman evrende yapayalnız kalmışım hissi verir adeta.Velhasıl-ı kelam hiç hazzetmem böylesi havalardan,ruhuma sardığı hicran duygusundan mütevellit.
Gelgelelim bahar ve yaz,çıkarır beni çepeçevre sarıldığım bu zalim duygular yumağından.Bir anda bambaşka bir ahenge bürünüverir gönlüm,renk cümbüşüne dönüşür ruhum,ebemkuşağının türlü çeşitli renklerine nispet yapar bedenim,bu şenliğe eşlik eder her zerrem.İstesem de karamsar olamam böyle havalarda.Yüreğim bir kuşun kanat çırpışı misali pır pır,hangi dala konacağını bilemez.Sonunda yine o kasvetle birlikte inzivaya çekileceğini bilse de tadını çıkarır anın ve sonsuz özgürlüğün.
Mutluyum,huzurluyum bu ara,zaman zaman kesişse de yolum çıkmaz sokaklarla,kaçar adım uzaklaşıyorum bakmadan ardıma.Ne var her daim doğsa güneş ruhuma...

Güneşe merhaba....

Yaa bu şarkıya ne demeli...


ilhan irem - anlasana | izlesene.com



12 Mart 2011 Cumartesi

Gelinlik Mim

Aylincim mimlemişti yanlış hatırlamıyorsam,gecikmeli de olsa cevap vereyim istedim.
Düğün fotolarına dair çok hoş datalar yok elimde zira ne saçımdan ne de makyajımdan hiç hazetmemiştim.Bir gelinin başına gelebilecek en büyük talihsizlik gelmişti benim başıma.Kuaför salonunun elektrikleri kesilmişti ve bir süre yarı fönlü halde öylece beklemiştim.Sonra da geç kalma telaşından alelacele bir topuz ve maskaraya çevrilmiş bir makyajla salondan çıkmak zorunda kalmıştım.Ahhh vakit olsa silip o makyajı kendim en alasını yapardım ama vakit dardı işte...
Neyse,o günden kalan birkaç foto arasından bir iki tanesini buldum ve puslu da olsa ekliyorum.
Yıl 2002 - Yaş 25

Pek bir pastoral:)
stüdyo fotoları rüküşlük abidesi,çağın ötesinde...
Geleneksel kına gecesi merasiminden
Ben böylesi merasimlerden hiç hoşlanmayan biriyim,lakin hazetmediğim ne varsa hepsini yaşadım evliliğe giden yolda ki aşamalarla ilgili.Mesela kına gecesi,düğün,çalgı,çengi,gürültü,patırtı,hengame,yorgunluk,hiç gözümde yoktur.Gereksiz detaylar diye addederim,bana kalsa kendi aramızda sade bir nikah kafidir,sonrada dostlarınla yiyeceğin bir yemekle güzel geceye noktayı koyarsın.Ama düğün seven bir erkek tarafına denk gelince,benim dışımda gelişti bir sürü şey ve bende çok itiraz etmek istemedim açıkçası.
Benim dışımda herkes kurtlarını döküp bir güzel rahatladılar:)



22 Şubat 2011 Salı

İç Daralması...

Canım sıkılıyor,
Hayat apar topar,ne idüğü belli olmadan,gözünü açtırmadan gelip geçiyor ve payıma yorgunluktan başka birşey düşmüyor maalesef.
Hep bir koşturma hali,hep bişeylere yetişme çabası,hep bişeyleri yerine getirme gayreti lakin ucundan köşesinden yakalamaktan ziyade elden bişey gelmeyişi.
Ne yazık...
İnsanoğlu nasıl yaşlanırmış öğreniyorum süratli şekilde...
O denli farkında olmaksızın geçiyor ki zaman,saat kaç?,ayın kaçı?,günlerden ne? bihaberim.
Yorgunluk,yoğunluk ve yılgınlıkta eklenince üstüne yaşlanmak,yaş almak değilde fiziken çökmek anlamını daha çok karşılıyor benim nazarımda...
Şükür diyorum hep halime,binlerce şükür,
Bombalar atılırken şehrin orta yerlerine,çocuklar,masum insanlar,kirli menfaatler uğruna katledilirken, yurtlarından olurken,yaşamları haince gasp edilirken.benim anlık sıkıntılarım olsa olsa şımarıklık addedilebilir biliyorum...

Rabbim ıslah etsin,kalbi nasır bağlamış,hırslarının kurbanı olmuş,manevi duygularını yitirmiş,sevgiden yoksun milletleri....
Ve Rabbim korusun böyle milletlerin gazabından tüm insanoğlunu...

Related Posts with Thumbnails