gezme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gezme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Eylül 2011 Pazartesi

Pazar Keyfi...

Pazar günü babayı denetimcilere kaptırınca kardeşim yetişti imdadımıza.
Buluştuk ama kendisi YA'yı da alarak maça gitmeyi tercih etti,bizde kuzenlerle kız kıza takılalım dedik.İyi de ettik.Sakin ve keyifli bir pazar muhabbeti oldu...

İşte bu günden enstantaneler...

Güzel kuzenler ,




ZE çok sevdiği oyun parkında etrafı izlemede...


Bu da anneye gönüllü poz...


Küsme nöbetlerinden birinde,aklı sıra benden saklanıyor.Yalnız verdiği frikik pek bir cömert...


Anneyi de çekmek istedi elbet...


Bir poz kesmez...


ZE makinayı kapıp tüm restaurantı milim milim çekti.İlk fotomodel bizdik tabi...




Hacer sevgisi...


Kendini çekmekten öyle keyif alıyor ki.Makinayı nerdeyse ağzına sokacak...


Uzaktan görünüm...


Çocukların favorisi Trombolin...


Keyiften mest halleri...


Yorulmak nedir bilmediler...


Elinden gün boyu makinayı düşürmedi...


Zoraki pozlamalar...


Baba nihayet işlerini bitirip yanımıza geldi,bir müddet beraber oturduk ve
artık gitme vakti.
ZE yorgun ve uykulu...


Baba omzu gibisi yok...


Bu da marina hatırası...



Baba kız maket tekne seyirinde...


Giderayak...


Veee arabaya biner binmez uykuya yenik düşen küçük hanımın yorgun bedeni...Şoför koltuğunda çünkü almak istediğimde babamın kucağında oturacağım diye kıyametleri kopardı.Bizde uyumasını bekledik...


Kendinden geçiş...


Bu video da trombolinde keyif ederken.O denli keyifliydi ki resimle ortaya dökülmezdi elbet.


Bir hafta sonu daha böyle geldi geçti işte...

1 Haziran 2011 Çarşamba

Şakacı Dondurmacı...

Yaz azıcık dilini çıkartmaya başladıya bu aralar,dondurma aşermelerimiz de start verdi elbet.Pendik sahillde dizi dizi yer alan dondurma dükkanları da şenlendi haliyle.
Bu dükkanlardan birinde "Şakacı dondurmacı" diye isimlendirdiğimiz "Maraş dondurması" satan bir dondurmacımız var severek gittiğimiz."Şakacı" oluşu Maraş dondurmasının kendine has özelliğinden ötürü, Maraş dondurmacılarının geliştirdiği, dondurma kapmaca benzeri bir oyuna dönüşen esprilerinden ileri geliyor elbet.
Şakacı abimiz,türlü oyunlarla,dondurmayla aramızda oluşacak vuslata izin vermiyor,bu da bizim bıcırların pek keyifle gülüşmelerine sebebiyet vererek,damakları şenlendiren keyfe,muzipliklerle neşe ekleyerek katmerli keyif katıyor.
Bu nedenledir ki;
Günlerdir ısrarla kulaklarını çınlatıyoruz muhterem "Şakacı dondurmacı abi" mizin.Her akşam,zorlu yemek merasimimizin ana hedefi olan dondurma vesilesiyle.İki akşam boyunca söz vermemize rağmen,birinde onlar yemeklerini bitirene dek havanın kararmış olması,diğerinde ise babanne ziyaretine gidişimiz engel oldu verilen sözü tutmaya.Lakin dün akşam yine programımız olmasına rağmen,dönüşte saatin 22:00 civarı(evet hala uyanıklardı) olmasına aldırmayıp soluğu dondurmacıda aldık.Neyse ki henüz kapanmamıştı.Şakacı abimiz formundaydı yine.Türlü oyunlarla neşemize neşe kattı,bizimkilerde teşekkür ettiler ve yine çok keyiflenerek aldık dondurmalarımızı ve aynı keyifle gecenin o vaktinde tenha sahil yolunda dolaşarak afiyetle indirdik midemize.Ruhumuzda ağzımızda pek bir şenlendi vesselam.
O keyifle yataklarımıza öyle bir uzandık ki...

Ee artık mütemadiyen ziyaret ederiz kendilerini...

15 Mart 2011 Salı

Pazardan...

Pazar günü sessiz ve bu nedenle huzurlu bir sabaha uyandık.Hele çocukların anneannede kaldığını hatırladığım an,içimi kaplayan huzurun hacmi epey genişledi.Birde birkaç gün öncesinden yaptığımız planı uygulamaya geçirecek oluşumuz,heyecanından yerinde duramayan çocuğun halet-i ruhiyesini giydirdi üstüme.
09:30 du uyandığımızda,YA da uyanmış yanımıza gelmişti.Bu sefer ki yatak aşkı,daha kesintisiz ve uzun sürdü.Nitekim, anne babayı paylaşmaya neden olacak iki küçük yavru,hane sınırları dışındaydı.Ardından kalkıp bir süre evin içinde amaçsız dolandıktan sonra hepi topu bir adet yavruyu şıkır şıkır giydirip(üçü birden olunca,acele ve karmaşadan,umumiyetle,yalap şalap giydirilip çıkarılır oldu son zamanlarda)mis gibi havanın koynuna atıverdik kendimizi.İliklerimiz ısındı günler sonra ve dahi sükunetin verdiği huzurla birleşince içimizi müthiş bir coşku kapladı.
Sahil yoluna girdik ve camlarımızı açarak miss gibi deniz havasını içimize çektik.Kahvaltı için genellikle tercih ettiğimiz bir mekan vardır Kartal Dragos yakınlarında,oraya gitmeyi planlıyorduk yine,ama bu kez bir değişiklik yapalım farklı bir mekanı deneyelim dedik,ama gideceğimiz yerin mutlaka bir çocuk parkı da olmalıydı.İlk gözümüze kestirdiğimiz yerden içeri girdiğimizde Neco'ya hemen,ı-ıhh dedim burası olmaz.Zaten YA'da hiç hoşlanmamış,huzursuzlanmaya başlamıştı.Neco fazlasıyla acıkmıştı,hafiften şekeri vardır kendilerinin,dayanamaz bu sebepten açlığa.Söylenmeye başladı ufaktan.Ardından Maltepe civarında bir yerde daha durduk,iner inmez "yok yok burası hiç olmaz" dedim,"çocuk parkı bile yok".Üstelik açık büfe de değil.Sınırlı tabakla kahvaltı mı olurmuş,seç seç bitmemeli,gözün doymalı önce kahvaltı ederken.Oradan da çıktık ama bu kez Neco söylenmenin dozunu artırdı ve "valla en iyisi eve gitmek,size bir yer beğendiremeyeceğiz" deyip hışımla atladı arabaya.Böyle böyle nerdeyse Cadde'ye kadar geldik.Sonra "en iyisi her zaman gittiğimiz yere gidelim" deyip döndük Bostancı'dan.Saatte 11:30 olmuştu bu arada.Brunch  a döndü bizim kahvaltı yani.
Mekana geldiğimizde hemen yanı başındaki açık büfeye gitmeyi tercih ettik bu kez ve çok doğru bir tercih yaptığımızı anladık nihayet.Tabaklarımızı doldurup çıktık bahçeye ve açık havada dingin bir kahvaltı yaptık.Neco'da huzura erdi çok şükür.YA'da gayet sakin ve uyumlu şekilde bitirdi kahvaltısını.Ahhhh ahh dedim içimden derinnn derinnnn...
Neden dedim bende bilemedim..Kahvaltının ardından biraz sahil turu yaptık ve YA'nın çok istediği parka gidip bir süre orda kaldık.Peşinden nedense çok sevdiği Maltepe Park'a gittik onun ısrarları üzerine,pırıl pırıl havayı kapı dışında bırakarak.AVM'de ilk meskenimiz oyuncakçıydı tabi,kendine bir iki oyuncak aldı.Ordan çıkınca bizde birkaç mağaza gezelim bari dedik ama ne mümkün.Biz nereye girmek istesek "hayırrrr oraya girmeyelim" diye kıyametleri kopardı."Ama biz senin istediğin yerlere gidiyoruz,sen mutlu oluyorsun diye,sen de biraz bizim için sabredemezmisin" dediğimizde "hayır ben orda çok sıkılıyorum" diye kestirip attı.Haliyle bu koşullar altında dolanılmayacağından hemencecik çıktık bizde mecburen.
AVM çıkışı saat dörde geliyordu,Neco" hadi ara annenleri çocukları hazırlasın,sahile parka indirelim onları da" önerisinde bulundu."Kaşınıyorsun galiba" dedim,"biraz daha tadını çıkarsana,akşama kadar vaktimiz var" "yok ya özledim onları,alalım boşver" deyince "sen bilirsin" dedim ve aradım annemi.Hatta mangalı almasını da söyledim,sezonu açmanın vaktidir artık.
ZE ve RU bizi görünce deliler gibi mutlu oldular,sanki yıllardır görmüyormuşçasına. Sarıldık, öpüştük, koklaştık ve çıktık tekrar dışarı.Sahilde çarçabuk mangalı yapıp,sucuk ekmekleri mideye indirdik. Çocuklarda keyifle top oynadılar.Hava serinleyince kalkıp son bir mekan ziyareti daha yaptıktan sonra, dingin başlayıp,coşkun devam eden günü oldukça yorgun bitirmiş olduk...


Darısı diğer hafta sonlarına....



22 Ocak 2011 Cumartesi

Yaruze hanesinde bir cumartesi sabahı...

Saat: 08:45
Yer: Yaruze evi
Kişiler:
Yamaç (YA:Bundan böyle kısa kod kullanılacak)
Rüzgar : RU
Zeynep: ZE
Anne-Baba

İkiz böcüklerin ikisi birden ayaklanıp koridorda anne babanın odasının hemen önünde hazır ol vaziyetine geçerler.O esnada anne uyanır.
ZE "anne çiçim geldi" diyerek arzuhalini iletir.
RU "benim de çiçim geldi anne" diyerek ondan eksik kalmaz.
YA'da bu sırada geceden anne babasının ortasına girmek suretiyle hala fosur fosur uyumaktadır.
Anne gözlerini zor aralayarak(nitekim gece karı koca koltukta TV izlerken uyuyakalmış,03:25 gibi yataklarına geçmişlerdir) kalkar yataktan ve ikiz böcüklerin ihtiyaçlarını gidermelerine yardımcı olur.
Bir ihtimal belki uykuya devam ederler ümidiyle tekrar yataklarına koyar,kendide sıcacık yatağına geri döner.Bir müddet süregiden sessizlik,annenin ohhh demesine sebep olarak,sızmasına fırsat vermişken,kıkır kıkır kıkırdanmalar ve takır tukur sesler annenin tekrar ayaklanmasına neden olur.
Kalktığında birde ne görsün,ZE ve RU annenin birer çift çizmesini geçirmiş ayaklarına koridorda takırtılar eşliğinde zevkten dört köşe dolanıyorlar.
İkisininde ayaklarındakileri çıkarıp artık uyuyacaklarından ümidi keserek salona doğru yol alırlar.
Bu sırada içerdeki hengameye daha fazla kayıtsız kalamayan YA da uyanır ve salondaki kalabalığa dahil olur.Anne,babayı uyandırmaya gittiğinde sıcacık yatağın davetine karşı koyamaz ve 10 dk daha uzanayım diye giriverir babanın yanına.Babasını kimseyle paylaşamayan ZE hemen gelip araya giriverir (evlilikler çocuklardan sonra neden eski formundan uzaklaşır sorusunun cevabıdır budur kanımca).
Anne : "Baba benim"
ZE : "Hayır benim, sen git"
Bu sevgi ve kıskançlık dolu dakikalara,içerdeki küçük erkeklerce çıkartılan yeni takırtılar eşlik etmektedir.
Acaba ne yapıyorlar?
Ve YA gelir yanımıza,
"Anne kalkın Rüzgarla ben size sürpriz kahvaltı hazırladık"
Aaaa ne hoş!!!
Hadi bakalım bizi ne gibi sürprizler bekliyor diyerek içeri gidilir.
Sahiden de kahvaltılıklar salona taşınmış ve sofra hazırlanmış.Bir tek çay bardakları ve çay eksik.Onuda anne hazırlayıverir,birde en sevdiklerinden patatesli omlet yapılır,yanında RU ve Ze tarafından hazırlanmış misss gibi taze sıkılmış portakal suyu ohhh kahvaltı tamam.
Bu sırada ZE tuvaleti gelmiş fakat yetişemediğinden altına kaçırmış,altındakileri çıkarıp yere atmış, öylece beklemektedir.Anne ZE yi kapıp banyoya koşturur,ufak çaplı bir duş aldırılır,üstü giydirilip salona gönderilir.Artık kahvaltıya oturulabilir.
Kahvaltının ilk dakikaları:
YA naz niyaz yemeğini yerken elini bardağa çarpar ve güzelim portakal suyu masaya nasip olur.(Al sana gerilim sebebi).Neyse,anne sıkıntıya mahal vermemek adına sıkınarak kalkar ve bir bardak daha portakal suyu hazırlayıp getirir.
Anne ve baba ahtapot misali kollarıyla üçüne birden yetişerek atraksiyonu,curcunası bol kahvaltının çocuklar kısmını nihayete erdirir.Yanısıra çocukları odalarına göndermek suretiyle kahvaltıda başbaşa kalınmıştır ya da en azından öyle zannediliyordur.Neden sonra anne gelen tıkırtıların peşi sıra giderek gördüğü manzara karşısında şoka girer.Mutfak dolabındaki tencerelerin tümü zemine indirilmiş mutfak savaş alanına döndürülmüştür.Her biri eline bir tencere almış sözüm ona yemek yapıyorlar,(ne kadar işgüzar veletlerim varmış ta haberim yokmuş meğer)Anne baba iş bölümü yaparlar,kahvaltı sofrası baba ,mutfaktaki karmaşa anne tarafından toparlanarak duruma müdahale edilir.Devamında baba tüm evi süpürmek suretiyle daha steril hale getirir.(Sağol varol,eksik olma hayatım)Anne de bu esnada mutfağa hakim olmuştur.Amma velakin çocuklar her fırsatta kavga kıyamet birbirlerine girerek anne babayı  daha ne kadar zorlayabiliriz diye hesap yapmaktadırlar.
En sonunda anne havlu atar ve ikizleri babalarına emanet ederek,sinemaya gitme planıyla YA'yı kaptığı gibi kendisini dışarı atar.
Peki sinemaya mı gidilir?
Planlarda ufak bir değişiklik yapılarak!!! çok sevgili architect  ile buluşulup güzel bir yemek yenir,ardından onlarla vedalaşıp YA ile birlikte Park turu yapılır ve 19:30 gibi eve varılır.
Eve gelindiğinde full atraksiyon devam elbette...

17 Ocak 2011 Pazartesi

Anne hasta ama....

Çocuklarla geçirilecek bir pazar günü olunca,tüm enerjisini toplaaarrr ve...


kendini onların mutlu olacağı dakikalara hizmet etmeye adar...

Yamaç'ın ilk buz pateni deneyimi.

deydi ama...


ps:Yamaç'ın ilk buz pateni deneyimi idi.Başta oldukça temkinli ve dikkatli davranarak kenarlardan tutuna tutuna ilerledi.Sonra koyverdi gitti...Nerdeyse salto atmaya bile başlayacak diye düşünmedim değil:)Şaka bir tarafa ilk deneme için oldukça başarılı idi canım oğlum.Her yanımdan geçtiğinde alkışladım yüreklendirmek için,o da her defasında daha bir cevvalleşti.
Yarım saat yetmedi,bir iki tur daha,lütfennn diye diretti.
Bitipte yanıma geldiğinde,
Aferin oğlum çok başarılıydın,tebrik ederim dedim,kendiyle gurur duyması adına
Ne dese beğenirsiniz?
Peki ödül olarak ne alıcaksın bana???
Hönk...!!!!

5 Ocak 2011 Çarşamba

Fotoğraf makinemi kaybettim:( Hükümsüzdür...


Pazar günü havanında güzel olmasını fırsat bilerek,çocukların birkaç gündür üstünde pek bir durduğu "park mevzuu"nu çözmek gayesi ile dışarı çıktık.Özellikle ikizlerin,yakınımızdaki AVM de bulunan "Safari Park"a olan yoğun ilgisi ve 
"Anne Safali Paaaka gidelim mi lütttennn" tarzındaki yakarışları 3 çocukla dışarı çıkma cesaretini tekrar ateşlemeye neden oldu ve hadi hayırlısı deyip koyulduk yola.Koca bir valiz !!! yedek eşya hazırlığı,3 adet suluk,bir poşet dolusu dilimlenmiş meyve,atıştırılıcak ev yapımı kekler ve fotoğraf makinesini!!! (unutup onu almak için geri döndüğümü de belirtmek isterim.) kapıp babadan yaklaşık 30 dk sonra bende atabildim sonunda kendimi dışarı.Attım atmasına da bi de arabaya binince "nerde kaldın yahu" serzenişine maruz kalmak,daha hazırlanırken duyduğum yorgunluğun üstüne,teşekkür beklerken,  yumruk yemek gibi bir hisse gark etti beni.Baba olmanın dayanılmaz hafifliği de her zaman ki haset duygumu depreştirdi ya neyse...
Önce güzel havanında etkisiyle açık havada parka gitmeyi yeğledik.1 saat kadar orada oyalandık,ben bol bol foto çektim,herşey gayet yolunda gidiyordu üstelik.Çocukların artık büyüdüğünü ve eskisi kadar zorlamadıklarını hissettim biran,mutlu etti beni bu düşünce ve cesaretlendirdi.Her an bu durumun değişeceğini aklımın ucundan çıkarmamalıyım oysa. 
Sonrasında çok istedikleri "Safari Park"a geçtik.O kasvet dolu,karanlık,gürültülü izbe yerden ne keyif aldıklarını merak ettim.Neden sonra benimde bir zamanlar çocuk olduğum ve ne garip şeylerden keyif aldığım aklıma geldi de, Sustum.Birer ikişer bindiler aletlere,nasıl keyif alıyorlar,nasıl kıkırdaşıyorlar görülmeye değer.Bende bir yandan resimliyorum,anı olacak ya bu mutluluk halleri.Çekip kah cebime kah çantama koyuyorum makineyi.En son çarpışan arabaya binmek isteyince Yamaç,büyük bir gafletle koydum makineyi cebime,halbuki eşime verecektim bizi çeksin diye.Bindik arabaya,çarpıştıkça sarsılıyor,sarsıldıkça keyifleniyorduk,aynı keyifle indik arabadan,sağımıza solumuza bakmadan.Sonra ufaklıkları bindirmek için bir diğer jetonlunun önünde sıraya girdim.Sıra bize gelince oturttum bizimkileri yanyana bende resim çekeceğim tekrar.Elimi cebime attım,makine yok,çantamı defalarca kurcaladım,yok yok yok.Hemen eşime söyledim gidip çarpışan arabaya bakması için ama aradan en az 20 dk geçmişti ve kimbilir kaç kişi binmişti bizim ardımızdan o arabaya.Bakıldı ama makine falan yok ortalarda.İnsanoğlu çoktaaan unutmuş manevi değerlerini  diye düşündüm.Nasıl olurda bir başkasının özel eşyası (ki fotoğraf makinesi ne kadar özeldir malum,içinde yaklaşık 1000 civarı foto vardı,makinenin kayboluşundan çok resimlere üzüldüm o kesin ) bulunupta ilgili yerlere teslim edilmez ki.Hiç mi rahatsız hissetmez insan kendini,bu kadar mı ölmüştür içinde ki vicdan duygusu.Anlaşılır değil...Bizden adam olmaz bunu bu vesileyle bir kere daha anladım.Bir kaç kez gidip kontrol edildi ama maalesef bulunamadı sevgili makinem.Giden hatıralara mı üzüleyim,tekrar makine almam gerektiğine mi,yoksa insanların maneviyatsızlığına mı bilemedim.Eşimin rahatlığı bir nebze rahatlattı beni de,sağolsun bu konularda hiç kasmaz ve "ne yapalım,gideceği varmış,gitti,başımızın gözümüzün sadakası olsun de ve geç" diyerek daha fazla üzülmeme engel olmak ister her defasında.
İçinde bir yığın hoş hatıra ve birbirinden güzel kareler vardı,bir çoğu çocuklarıma ait.Önce usb kablosunu kaybetmiştim şimdi kendisini.Giden mal olsun,cana bişey olmasın yeter ki ama dediğim gibi üzüldüğüm fotolardı daha çok.Kablosunun kayboluşu nedeniyle PC ye atamamıştım da ne zamandır,birikmişti o nedenle.Sanırım bir süre yasını güdüp,biraz da ceza vermek adına şahsıma ,makine almayacağım kendime,
Neyse bu hüsranın ardından umudumuzu kesip,halamıza gitmek için koyulduk tekrar yola,ama ben yol boyu sürekli kaybolan makinemi anarak iç geçirdim.
2-3 saatlik hala ziyareti sonunda yorulmuş bedenlerimizi biran önce huzura erdirmek için evin yolunu tuttuk.Babamızın uykusu ağır bastığından dönüşte ben kullandım arabayı.Zira daha önce direksiyon başında uyukladığı vakidir.Nitekim yol boyu uyudu yine,ama neyse ki bu kez sürücü koltuğunda değildi:)
Güzel başlayıp,üzücü devam eden,ama sonunda aslolanın can sağlığı olduğu ana fikri ile evimize döndüğümüz öylesine bir pazar günüydü işte.

* Bu resimde rahmetli fotoğraf makinemin anısına gelsin.Yazdan kalma bir park hatırası.....

Ps:Bu yazıyı pazarın hemen ertesinde yazmayışımda pek bir garip geldi şimdi bana,üzüntümün sıcağıyla dank etmedi demek ki...
Related Posts with Thumbnails