9 Eylül 2011 Cuma

Kayıp Kolye ve İskelet korkusu...

Dün okuldan,boynunda parıldayan bir kolyeyle,pek bir mutlu geldi.

"Anne baaaaakkkk,folklör öğretmeni bana ne taktı,çok güzel değil mi?" dedi gözlerinin içi gülerek.
"Aaaa ne güzel bişey bu,neden taktı peki sana bunu? "
"Evet,4 kişiye taktı sadece" dedi gururla,
"Bu çok güzel,tebrik ederim seni o halde" diyerek bir öpücük kondurdum yanağına aynı gururla.

Sonra aşağı indik beraber,dün akşam ki piknik münasebetiyle.
Arabadan iner inmez aldığı gibi topunu,çimlerin üstünde aldı soluğu.Koşturdu bir süre,sonrasında fanilasını değiştirmek için yanıma çağırdım.Tshirtünü çıkarırken kolyesi açıldı ve düştü yere.
Öyle canhıraş bir tepki verdi ki,sanırsın kaşıkçı elması idi kaybolan(ki onun bir önemi yoktur çocukların nazarında) elim ayağıma dolandı bir anda.
Eğildim aldım yerden zinciri ama ucunda ki asker künyelerini andıran parça yoktu.Çok üzüldü,öyle böyle değil hemde.
Aradık taradık,çimleri tavaf ettik nerdeyse ama yok,yok

Mütemadiyen,
"Hep senin yüzünden anne" dedi,
"Sen giydirmeseydin,düşmeyecekti kolyem"

Halbuki zincirin takma yerinde bir sorun vardı ve muhtemelen bu sebeple daha önceden düşmüştü kolye ucu.Yoksa,üstünü çıkardığımız yerdeki çimleri didik etmemize rağmen çıkmazmıydı ortaya.
Top peşinde koştururken düşmüştü yüksek ihtimalle lakin gel bunu ona anlat.

Gece boyu kolye ucu aradık ama kayıplara karışmıştı maalesef.
O'nun ağzında ise hala aynı cümle:
"Hep senin yüzünden anneee"
"Tamam oğlum sorun etme sen,ben yarın öğretmenini arar,aynı kolyeden bir tane daha takmasını isterim sana" dedim.
"Tamam o zaman" dedi biraz sakinleşerek.

Eve döndükten sonra büyük marketlerden birinin haftalık kataloğu geçti eline.Kırtasiye ürünleri bölümünde iskelet yapısını anlatan bir ürün gördü ve hemen ilgisini çekti.

"Anne bana bu iskeletten alır mısın?" dedi.
"Tamam oğlum bakarız yarın" dedim.

Çok sevindi.Ve peşi sıra uyku hazırlıklarımızı yapıp girdik yatağımıza.
Babamızla masal pazarlığına giriştik yine,567 masala anlaştılar:)
Neyse ki 2 masalın ardından uyuyakaldı.

Katalogdan görüp ısrarla istediği,malum iskelet
Aradan 2 saat geçmemişti ki panik halinde geldi yanımıza,suratı dehşet ifadesinde:
"Çok korktum anne" dedi,
"Kabus mu gördün oğlum"
"Evet iskelet gördüm,üstüme doğru yürüyorlardı" dedi.
"Tamam tatlım ben yanındayım,korkma,şimdi senin korkmaman için dua ederim" dedim ve başladım okumaya.
5 dk sonra "geçti mi korkun?" diye sordum,geçti dedi ve uyudu.
Sabah uyandığında ilk sorusu:
"Anne burda iskelet var mı?" oldu.
"Tatlım biliyorsun iskeletler hepimizin vücudunda var,onlar bizim kemiklerimizin birleşimiyle oluşuyorlar,böylelikle vücudumuzu ayakta tutuyorlar.Eğer iskelet sistemimiz olmasaydı,et ve deri yığınından ibaret olurduk, bu da ayakta durmamıza,yürümemize,hareket etmemize olanak tanımazdı" dedim.
"Evet biliyorum"dedi ama rüyasından etkilenmişti bir kere.
Sonra da "Anne hani akşam gösterdiğim iskeletten alacağız değil mi dedi?"
"Bende babana söyleyelim hemen alsın" dedim.Babamızı aradık ve ona sipariş ettik.O da ricamıza uydu ve gelirken alıp getirdi.
Pek mutlu oldu,biraz inceleyip odasına bıraktık beraber ve akşam detaylı incelemek üzere babayla beraber tuttular okul yolunu.

-------------------------------------------------------------------------------------------------

PS:Bu arada sabahı bekleyemedik ve akşamdan aradık öğretmenimizi.Kolye konusunda ricada bulunduk,O'da konuyu folklör öğretmenine ileteceğini söyledi.
Umarım sorun hallolur ve mutlu mesut gelir eve kuzum...

8 Eylül 2011 Perşembe

Akşam Pikniği/Gönül Alma

Çocukların çok sevdiği,mis gibi,çıtır çıtır,lezzetli mi lezzetli muhteviyatı gereği ayrıca besleyici kızartılmış hamurlar* (rahmetli kayınvalidem "Pişi" derdi) hazırlandı,

Yanına envai çeşit kahvaltılık serpiştirildi,

Söğüş domatesler biberler ilave edildi,

Ehh bide tavşan kanı çay demlenip termoslandı,

Birazdan ev halkı tam kadro tefriş edince bu güzel sürpriz karşısında "Oleyyyyyyy" naraları atmaz mı?

Çocuklardan yana şüphem yok daaaa,

Evin babası belki içinden azıcık söylenebilir(nerden çıktı şimdi bu yahu,akşama kadar işi yok böyle lüzumsuz işlerle uğraşıyor,deli bu kadın kesin deli dermi acep?)

Yo yo demez bilirim,düşünse de açık etmez en azından,

Yorgun da olsa uyar bize,gıkını çıkarmaz

Uyumludur benim kocam :) (bu lafın karşılığında söyleyeceği varsa da söylemez artık gayrı)

Neyse,

Hem böylesi öğün geçiştirmelerini ara sıra yapmak lazım dimi ama?

Çocukların problemsiz yiyecekleri, koydu mu önüne onlardan mutlusu yok,problemde çıkarmazlar sana,

Hem sabah ki buhranlı dakikaları azcık telafi de eder hııı???

O halde hazırlananlar derhal sepete yerleştirilmeli ve ahali gelir gelmez bisikleti, topu atıp bagaja soluğu en 

yakın parkın yanında ki çimlerin üstünde almalı.

Yaşasın Akşam pikniği ....


* Pişi tarifi isteyene:


3 yumurta
1 su bardağı yoğurt
1 tatlı kaşığı karbonat
1-2 damla limon suyu
Alabildiğince un(kıvamı kulak memesinden azıcık sert bir hamur)


Malzemeleri yoğurup oklavayla 1/2 cm kalınlığında açıyoruz.Bıçakla istediğimiz büyüklükte kesip kızgın yağda kızartıyoruz.Hepsi bu.Çok kolay ve oldukça leziz.Deneyenlere şimdiden afiyet olsun...


Bazen...

Bazen;

Kendimi dünyanın en iyi annesi duyumsuyorum,


Bazen;

En canisi...

Orta yolu bulsam,huzura ereceğiz ailecek...



Bu şarkı beni biraz kendime getirir...




Yapacak daha çok şeyi olanlar,neden bu hayatı bu denli erken terkeder?

7 Eylül 2011 Çarşamba

En Büyük Abi Bizim Abi...

Dün gece sabaha kadar uyumayıp,ellerim kızarana dek alkış tutarak bu tezahüratı yapasım vardı,
Hiç abartısız.
Neden mi?
Öyle bir sahne yaşandı ki bizim evin ikiz yatak odasında,keyfime keyif,huzuruma huzur kattı.

Dün akşam,bayram tatilinde şehir dışında olan dayımızın canının fena halde bizi çekmesinden mütevellit,ısrarlı davetine kayıtsız kalamayıp evini ziyarete gittik.

Dönüşte saatin uyku zamanını çoktan geçmiş olması hasebiyle,alel acele pijamalarımızı giyip,sütlerimizi içtikten sonra dişlerimizi zoraki fırçalayarak geçtik yatağımıza.

Yapılan kitap okuma pazarlığı sonucu bu gece ki paylaşım:
YA'ya ben,RU ve ZE'ye babaları okuması şeklindeydi.

Ben hazırlığımı yapıp(bir yandan da makinaya çamaşır doldurmakla meşguldüm) işimi bitirdikten sonra odalarının kapılarına vardığımda bir de ne göreyim;

Canımız kanımız bir tanecik abimiz,almış eline kitabı ve kurulmuş kardeşlerinin yatak odalarındaki sandalyeye başlamış bir güzel masal okumaya.
"Bu gece kardeşlerime ben okumak istiyorum anne"dedi,
"Tabi memnuniyetle oğlum"dedim.
Nasıl mutlu oldum,nasıl duygulandım kelimelerle tarifi yok.

Hemen duyduğum memnuniyeti dile getirip,bu gece,sayesinde daha az yorulacağımı ve iyi ki kendisinin var olduğunu,kardeşlerinin de bu işten çok keyif alacağını taraflarınca da onaylatıp çıktım odadan ve geçip kendi odama dinlemeye başladım masalını.
Acaba yarıda bırakıp sıkılıp çıkacak mıydı yoksa sonuna dek tamamlayarak,onları uyutup öyle mi geçecekti kendi odasına???

Şişşşşşştttt sessizce bekleyip görelim...
(Aynen kendi kurduğu cümleler ile)

"Bir varmış bir yokmuşşş,evvel zaman içinde tavşan Rabbit adında bir tavşancık varmış.Birgün sinemaya* gitmek istemiş.Sinemaya giderken yolda arkadaşları inek Meşiş ve Moşuş'u görmüş(isimleri söyledikten sonra hoşlarına gitmiş olacak ki kıkırdıyorlar beraberce).Meşiş ve Moşuş tavşan Rabbit'e nereye gittiğini sormuşlar.O da sinemaya gittiğini ve kendisininde onunla beraber gelmek isteyip istemediklerini sormuş.Onlar da gelmek istediklerini söylemişler.Yolda giderken diğer arkadaşları horoz,eşek,kedi ve ördeğide görmüşler (bunların herbirinin ismi varmıydı onu anımsayamadım maalesef) onlarda kendileriyle gelmek istemişler.Ve hep beraber sinemaya gidip çooookkk eğlenmişler.Dönüşte yolda çiçek toplamışlar,ama çiçeklerden "biri ne olur beni koparma yoksa canım çok acır hem benim annem babam ve kardeşlerim var bana zarar verirsen onlar çok üzülür demiş"(ben genelde bitki ve hayvanlara zarar vermemeleri gerektiğini öğütlerken bu yöntemi kullanıyordum,kulağında yer etmiş demek ki) Onlar da koparmaktan vazgeçmiş.Çiçek çok mutlu olup teşekkür etmiş.Masalda burda bitmişşşşşşş"

dedi ve kapıyı kapatarak usulca çıktı odadan,görevini başarıyla ifa etmiş komutan edasında...
Bende bulunduğum yerden çıkıp "uyudular mı oğlum kardeşlerin?" diye sorduğumda "evet" dedi yine aynı kısık ses tonuyla.
İnanamadım,gidip kontrol ettim.
Ve evet uyumuşlardı.
Görev layıkıyla yerine getirilmişti ve ortaya çıkan sahne muhteşemdi.

Uykuya dalan kardeşlerin yüzlerindeki ifade huzurla eşdeğerdi.Bana düşen sadece,ufaklıkların açık kalan üstlerini örtmekti.Öperek örtüp çıktım odadan.
Bu muhteşem dakikalara şahit olmamı sağlayan, 5,5 yaşında,cüssesi küçük ama kalbi kocaman bir ABİ idi.

Tamam, biz anneler, çocuklarımız söz konusu olduğunda, tabir-i caizse b.kunda boncuk ararız.En ufak müspet tutumu,mucit olup insanlık adına çok faydalı bir  keşif yapmış coşkusu ve gururuyla karşılarız,kabul,
ama sahiden de, belki insanlık adına değil ama ailemiz adına çok faydalı ve keyif verici bir ilki gerçekleştirmemiş miydi benim kocaman yürekli ABİ kuzum???

Yanına gittiğimde methiyelerime son sürat devam ettim.Yaptığının ne denli güzel bir şey olduğunu övdüm de övdüm.Ve artık kendisinin gerçekten çok büyüdüğünü,bunu bu gece ciddi biçimde ispatladığını anlattım.O da keyifle gülümsedi.
"Her zaman yaparım anne,merak etme" dedi,ve arkasından kendisine kitap okumamı istedi,peşi sıra bitmesini bekleyemeden huzur içinde uykuya daldı.

Sabah kalktığında uzunca süredir problem ettiğimiz bir diğer mevzuda sorun olmaktan çıkmaya başlamıştı artık.Eee o kadarını burada söylemem pek yakışık almaz diye düşünüyorum.

Bu varlıkları bize emanet edene,zorluklarıyla beraber güzel günlerini de gösterene binlerce şükür...

Ek 1:Bu şarkı da içimde uçuşan mavi kuşlara ithafen gelsin...

-------------------------------------------------------------------------------------------------------

6 Eylül 2011 Salı

Azad etsem içimdeki Gestapoyu...

YA'nın 2.yaş gününden
"Bizi serbest bıraksan biz seni hiç üzmeyiz" diyor büyük sehzade,

"Serbest bıraksam" !!! ???

Çok mu baskı altına alıp bunaltıyorum ben bu çocukları acaba?

Eee bazen çekilmez bir anne oluyorum,kabul.
Makul karşılanacak davranışlarına bile anlamsız çıkışlar yapabiliyorum.
Üstelik benzer iki durum karşısında,o an ki ruh halime bağlı olarak,birinde gayet müşfik çıkışlar yapabiliyorken diğerinde kızılca kıyametler koparabiliyorum.

Karşımdaki koca kazık bir insan olsa "deli mi bu kadın yahu,yo yo kesin manyak" yaftasını anında yapıştırıverir.
Savunmasız,art niyetsiz,engin hoşgörülü masum bir varlık olunca karşımdaki,afallıyor,ters düz oluyor,kestiremiyor yaptığı şeyin vehametini...
Gözlerindeki o ne yapacağını bilmez,çaresizlik dolu ezik bakışları farkettiğimde,eriyor içimdeki buz dağları ama ok yaydan çıkmış oluyor bir kez.

Ama onlar, henüz kirlenmemiş kar beyaz gönülleriyle her defasında affediyor,sineye çekiyor,sıfırlıyor annenin absürd muamelelerini.

Geçenlerde bahçeye çıkmak isteğini,bize onaylatmak için kurduğu cümle pek manidardı:

"Anne biz kardeşlerimle bahçeye çıkalım,sizde biraz rahat edersiniz." 

Ehhh yani edilir mi bu laf şimdi...

5 Eylül 2011 Pazartesi

Sabah sabah bu ne elektrik yahu???

Bazı sabahlar öyle zor başlıyoruz ki güne.
Sanki anne baba olarak biz,sabahın köründe,günün totalinde yükleneceğimiz tüm elektriği yüklenmiş,çocuklarda o elektriği etrafa ve özellikle kendi üstlerine çekmek için her türlü zıvanadan çıkma figürlerini sırayla denemek adına fırsat kollarmış gibi debelenmekteyiz.

Yüz yıkamak ayrı dert,kahvaltı etmek apayrı.Kah yumurtalık savaşı,kah kahvaltı tabağı.Biri su ister,diğerinin anında sensörü devreye girer,o eksik kalır mı hiç.Birine diğerinden önce mi verdin,Allaaaaaaaahhhh hayatının hatası,yandığının resmidir.Çek bakalım iki saat cıyaklamasını.Onu bastır bir diğeri,yarım kalan suyunu diğeri içtiği için koparır kıyametleri.Eee anne -baba ne yapar peki...
-"eeeeehhhhhhhhh yeterse yeter artık,derhal susun yoksa hepiniz yatağınıza ve akşama kadar çıkmak yok"
diye kızılca kıyameti koparınca ufaktan bir sessizlik sağlanır,lakin o fırtınadan önceki sessizliğin benzeri bir sükunettir.

Milyon kere hadi ile başlayan ağzındakini yutturma amaçlı cümle telafuz edilir.Arada tehditler işi iyice kızıştırır.Öylece beklemelerine dayanamayınca çatalla ağızlarına lokmalar tıkılır,kafalar sağa sola öne arkaya çevrilince,paylamaların ardı arkası kesilmez.

Anne babanın başı dönmeye başlayınca alelacele uzaklaştırır artık sofradan cümlesini.Çekilmez hale gelmiştir nitekim bu curcuna...

Bitti mi peki bu amansız koşturmaca?
Daha dişler fırçalanacak,üstler giydirilecek(kahvaltı kadar yorucu bir diğer iş olduğu malum),çantalar kontrol edilecek,kapı önü karmaşası yaşanacak....
Daha kim bilir ne kaoslar bizi beklemekte...
Annenin kafasında kırk tilki fink atıp,hiçbirinin kuyruğu birbirine değmemekte.
Çocukları bu hengameyle okula kovalar gibi göndermek onu kahretmekte...
Arkalarından uzunca süre dalgın gözlerle,içi darmadağın,yangın yeri,harabe iç geçirmekte...
Peşi sıra kendine geldiğinde,evdeki huzur veren sükunete derin bir ohhhhhhhhhhhhhhh çekmekte :)
Her anne biraz DELİ* işte...
----------------------------------------------------------------------------------------

*Delicim senin lakabın bu malum,lakin var mı ANNE olup da DELİ olmayan acep?


3 Eylül 2011 Cumartesi

3 ten 2 çıkınca...

El ele tutuşup sek sek sekerek gittiler dün ananeyle beraber 2.evlerine.Aslında RU'yu götürecekti sadece,lakin çift olsa da yumurtalar,arada tek parçadan bölünme dürtüleri kabaran ZE'nin gönlü kardeşini yalnız göndermeye razı gelmedi.Tuttu elinden,pür neşe el salladılar beraber binerken otomobile.
Ben ise onları yolculadıktan sonra tabanlarım bi tarafıma vura vura cıvıldayarak döndüm eve,
Ne yalan...
Koskoca BİR BUÇUK gün tek çocukla kuşlar gibi hür olacaktım,ne komik dimi?
Tek çocuklular için tuhaf bir durum gibi gözükse de,benim için tam anlamıyla kuş gibi hafiflemek ve alabildiğine özgür kanat çırpmak demek bu,yani bulunmaz nimet.
Ne mi yapacaktım bu KOSKOCA bir buçuk günde?
Muhtemelen hiç birşey,
Ama değil mi ki onun bile keyfi şahane.
Bakma blog böyle dediğime,
Boşluğa bırakılmış kuş tüyü hissiyatı var dünden beri içimde,
Salına salına,oradan oraya,yumuşak hareketlerle,aheste ve gayet sessizce ilerlerken,içimde oluşan kabarma,bulanma hissiyle birlikte duyumsadığım iç gıcıklayıcı ve aynı zamanda tuhaf bir biçimde hoşa giden karmaşık duygular silsilesi sarıp sarmalıyor beni,
Ama en yoğun duyumsadığım his,hiç şüphesiz azad edilmiş köle hissiyatı
İnkara lüzum yok,
ya da yolda yükünden dolayı ağır aksak yol alan,arada tökezleyip su kaynatan,en ufak rampada cıyak cıyak böğürüp,yükünü hafifletmezsen motor yakan,bir iki eşya atınca dışarı,yayından fırlayan ok misali fırlayan emektar otomobil,daha iyi anlatabilir sanki dünden beri uzuvlarımın verdiği sinyalleri...
Neyse ne,
Hafifim işte ötesi yok.
Bu sabaha,11 de çalan kapıyla uyandım.Ardından henüz uyanmakta olan YA'nın yanına gidip üç beş hasbihal ettim,ne hoşmuş bölünmeden onunla sohbet etmek bunun ayırdına vardım.Onun aslında kalabalıkta hakkını hep dinlemekten yana kullandığını üzülerek farkettim.Dün akşam gelen misafir yanında YA'nın aslında ne kadar çenebaz ve laf cambazı olduğunu geç farkettiğime hüzünlendim.Belki de üstü kapalı,gün yüzüne çıkaramadığı ne çok hüneri olduğunu düşünüp hayıflandım.
falan da filan işte...
Peşi sıra kahvaltımızı yaptık beraber,dayımın çiftliğinden gelen % 100 doğal organik domatesler,çıtır çıtır biberler,en doğalından yemlerle beslenmiş tavukların mahsulü tazecik yumurtalar eşliğinde.
O sadece yumurta yedi,bir dilimde tereyağlı ekmek.Ha birde zor da olsa 3 tatlı kaşığı üzüm pekmezi.Domatesin kokusu dahi iğrenti uyandırıyor O'nda.Halbuki bilse ne denli lezzetli olduklarını ve de sağlıklı.Tabi bu kısmı hiiiiiç ilgilendirmiyor O'nu.
Zeytini bahis konusu yaptık.Yerse bilgisayarda oynamasına izin verecektim,ama yemedi.
O halde uzaktan kavilleşecekler artık;)
Eee hadi Gönül gün bitiyor,kalkta kalan dakikaların tadını çıkar.Akşama seni neler beklediğini unuttu senin balık hafıza...

Bu arada unutmadan söylemeliyim,yoksa çatlarım

TEK ÇOCUK HİİİİİİÇ ÇOCUK....
Related Posts with Thumbnails