3 Eylül 2011 Cumartesi

Çözüm basitte gel bunu kendine anlat...

Doğdu doğalı,bizden ayrı geçirdiği gün sayısı,toplasan bir elin parmağını geçmez.
Daha ikizler dünya yüzü görmemiş ve ben çalışıyorken YA ile annem ilgileniyordu.Akşamları işten çıkar çıkmaz annemde alıyorduk soluğu.Annemin onca "kalsın burda sabahın köründe uyandırmayın uykusundan,yazık çocuğa" ikazlarına karşın her akşam alır götürürdük evimize.Evde nefes aldığını bilmek bile büyük keyifti bizim için.
Ardından ikizlere hamile kaldım,peşisıra işten ayrıldım.Hep evde,dolayısıyla hep dipdibeydik.RU ve ZE doğduktan sonra ilk 6 altı ay annem bizde idi,ardından dönüşümlü olarak kendi evinde ikizlerin biriyle hep o ilgilendi.Bu nedenledir ki RU ve ZE için 2 ev 2 anne oldu o andan iitibaren hayatlarında.Evlerimiz otomobille 5-6 dakika uzaklıkta,o nedenle böylesi bir çözüm yolu,hem annemin düzeninin bozulmaması hemde benim yükümün hafiflemesi adına en idealiydi.Velhasıl ikizler,biraz zaruriyetten erken alıştılar evden uzak kalmaya.
YA için ise durum çok farklı.Ben ya da babası olmadan asla başka bir yerde kalması imkanlar dahilinde değil.Anneannesi dahi olsa.
Bir keresinde,anneme gittiğimiz bir akşam,uyuyakaldığı için uyanır endişesiyle orda bıraktığımız olmuştu.Geceleri umumiyetle uyanmayan YA,o gece evini yadırgadığından olsa gerek, gecenin bir yarısı uyanmış ve epey süre "Ben annemi istiyorum,ben ailemi özledim,ailemi çok seviyorum,sizi istemiyorum" diye veryansın etmiş.Annem,yaygaraya biraz daha devam etse,bizi arayıp YA'yı almamızı isteyecekmiş ama neyse ki daha fazla direnememiş.
O denli bağımlı ki bize(özellikle bana) ben ya da babası olmadan ayrı bir araca dahi binmiyor.RU bayram öncesi amcasının isteği üzerine 2 gece onlarda kaldı,ardından bir gece de halasında.Gıkını çıkarmıyor ve hatta bilhassa kalmak istiyor.İyi mi kötü mü bilemiyorum.Ama o denli dışadönük ki,bunda böylesi ayrılıkların olumlu payı olduğunu düşünüyorum.Uzmanlar aksini iddia etse de ben arada anne baba dışında yakın akraba da kalmasının özgüven sağladığı kanısındayım,neticede ailesine döneceğini biliyor ve ev dışında farklı bir dünyanın, farklı aileler ve hayatların olduğunu,ailesinden ayrı olsa da hayatının devam edebileceğini,belki erken ama,bu yaşında öğrenmesi ilerde hayata karşı daha sağlam durmasına olanak tanıyacak bence.Ya da umarım öyle olur.
ZE içinde aynı durum geçerli.Bir farkla,ZE daha temkinli bu konuda.Yani çok yakınen muhatap olup,sevgisinden samimiyetinden emin olmadıkça yakınlık kurmuyor kimseyle.Aslında bu durum hoşuma gidiyor.Sanırım bu konuda bana çekmiş kızım.Önce gözlemleyecek,tanıyacak,emin olacak ve sonunda olumlu not verirse samimiyet kuracak.Yakın duyumsadıysa kendine,sağlam köprüler kuruyor sahinden de.Mesela kardeşimin eşi Hacer'e karşı inanılmaz sevgi besliyor ve evlerine her gidişimizde ısrar kıyamet kalmak istiyor.Beraber puding pişiriyor,kek yapıyorlar,bunlar da ZE hanımın en sevdiği aktiviteler olduğundan keyfine diyecek olmuyor haliyle.Eee bi de Hacer sağolsun inanılmaz sevecen ve müşfik bir yapıya sahip olduğundan,ZE hanımın sevgisini kazanması zor olmuyor elbet.
RU ve ZE'de hal böyle iken YA'nın ketum tavrı bazen beni endişelendiriyor.Yani bize fazla bağımlı olması özgüven problemi yaratabilirmi ilerde diye kaygı duymaktan alıkoyamıyorum kendimi.Ufak tefek özgüven eksiği sinyalleride almıyor değilim hani.Ona olan zaafımdan fazlasıyla istifade ettiğini düşünüyorum sıklıkla.Her konuda benden beklenti içinde olması,beni can simidi gibi görüp risk ve sorumluluk almak istemeyişi,fazlasıyla potansiyeli olmasına rağmen(okuldan aldığım bilgiler ve civarında olmadığımda yapabildiklerinden yola çıkarak)"ama ben yapamam" diye kestirip atışı böyle düşünememe neden olan göstergeler arasında.
Daha fazla sorumluluk yüklemeliyim sanırım...
Birde pazartesiden tezi yok,hafta sonları yüzme aktivitesi için kaydını yaptırmalıyım...



1 Eylül 2011 Perşembe

Bayram bitti...

Bayramın bu son gününde(ama neticede bayram) öğlen sonu işe giden eşin ardından 3 {(yazıyla üç),(daha haşmetli göründü mü acaba?)} çocukla evde yalnız kalınca,günü kendileri adına keyifli hale getirmek için,anne  ne yapar?

*Çocukları bahçeye çıkarır,

*Leziz kurabiyeler yapar ve hatta yaparlar

*Mısır pişirir,

*Gönüllerince azmalarına gıkını çıkarmaz,

*Süpürge bile takmaz,evi doğasına bırakır,

Arada güneşin cıvıltısına bakıp ah-u vah etmez mi?

Eder elbet ama elden ne gelir.Bugün de varsın böyle geçsin.Çocuklar keyifli olsunlarda...

Bu arada ben nasıl mıyım blogcum?
Saframdaki gaddar taşların,bayram seyran dinlemeyip gece de iki kez acilde soluklanmama sebep oluşunun dışında iyiceyim çok şükür.

*PC ile aramızda ki mesafeli ilişkiden dolayı pek selamsız oldum bu ara.Bakmasın kimse kusruma.
Geç de olsa;
Bayramınızı kutlarım eeeennnn samimi dileklerimle eyyyy okuyucummm.
Sevgiler cümlenize...

10 Ağustos 2011 Çarşamba

9...

Bugün evliliğimizin 9.yıldönümü...
9 koca yıl,
Neler sığdırdık,neler eksilttik,neler çoğalttık...
kimbilir?...
Mutlulukla,huzurla,sevgiyle,saygıyla,bereketle,elbette ki sağlıkla,
ve pek tabi bir arada geçecek;
Nice yıllara...
Bu slaytta,onca anıyı barındıran fotolar arasından 30 tanesiyle yetinmek zorunda kaldığım,acemi işi bir hatırat olsun,
9.yıla ithafen...

Not: Slaytı açmadan küçük bir uyarı,sağ bölümde bulunan müzik player ı durdurmanız tavsiye edilir :)


9 Ağustos 2011 Salı

Hayvanat Bahçesi...

Pazar sabahı kahvaltıdan sonra "ne yapalım ne yapalım?" diye düşünürken, her zamanki gibi benim tarafımdan, hayvanat bahçesine gitme fikri ortaya atıldı.Çocuklarda bu fikre büyük bir memnuniyetle karşılık verdiler.YA yaklaşık 2,5 yaşlarında iken bir kez gitmişti fakat ikizlerin hayvanat bahçesinin nasıl bir yer olduğu konusunda pek bir fikri yoktu.
Eee hadi o zaman dedik ve koyulduk "Darıca Faruk Yalçın Hayvanat Bahçesi ve Botanik Parkı" na doğru yola...
Daha girer girmez gezimizin oldukça keyifli ve aynı zamanda yorucu geçeceğini anladık.
Keyifli çünkü,daha önce sadece TV ve dergilerde gördükleri hayvanları bizzat karşılarında görünce duydukları şaşkınlık ve heyecana şahit olmanın hazzını yaşıyorsunuz.
Yorucu çünkü,80 dönümlük alan üzerine kurulu hayvanat bahçesini 3 çocukla arşınlamak epey efor sarfetmeyi gerektiriyor.
Lakin duyduğumuz haz,yorgunluğu alıp götürüyor elbette...
Gezi ile ilgili kısa kısa notlar ise şöyle;
* Şempazeleri çok sevdiler.Onlar da sevilmeyecek gibi değildi.Kafes dışında bulunan boşluklara ellerinde çubuklarla gelip ziyaretçilerin attıkları yiyecekleri çubuklarla çekerek yemeleri hem bizim hem de çocukların çok hoşlarına gitti.Her aldığı lokmada dönüp arkasında oturan arkadaşlarına bakışı diğer bir komik detay.Sanki gelipte lokmalarına ortak olmalarını istemiyor gibiydi.Fakat dileği olmadı,az sonra,sanırım içlerinde ki en yaşlı şempaze,geldi ve kısa bir münakaşanın ardından kendisini saf dışı ederek lokmalara el koydu.O da paşa paşa yere oturup,üstüne birde bacak bacak üstüne atarak yaşlı şempazenin karnını doyurmasını bekledi.
* Yine diğer bölümlerde bulunan Maymun ailesinden biri cama yapışmış duruyordu.Hemen önündede yiyecek atılan demir bir boru vardı.Bizi görünce hemen cama vurdu ve yiyecek istediğini belirten hareketler sergiledi.Bizimkilerde balık krakerlerini büyük bir zevkle onunla paylaştılar.Öyle zeki hayvanlar ki bir süre atmayınca hemen cama vurarak ikaz ediyordu,bu da bizim ufaklıkların çok hoşuna gidiyordu.
* Zürafaları görünce çok şaşırdılar,upuzun boyları onları dehşete düşürdü."Ne kadar kocamannnnnn" diyerek hayretle izlediler.Tabi biraz da korkarak...Bir ara kafeslere yaklaşınca ZE hemen bacaklarıma yapıştı ve "anne ben çok korkuyorum" diyerek geri çekildi...
* Akvaryumdaki balıklar epey ilgilerini çekti.Ellerini camlara sürerek dokunmak istediler.Her gördükleri deniz canlısında "annecim şuna bakar mısıııınnnn" diyerek hayretlerini dile getirdiler...
* Yılanlar,bukalemunlar,devasa kaplumbağalar,timsahlar çok ilgilerini çekti
* Ayılara büsküvi vererek elleriyle beslediler.Onlar da sempatik tavırlarıyla ilgiye değerdi...
* Aslanlar dehşet vericiydi.Adı "Duruk" olan erkek aslana ismiyle bağıra çağıra seslenerek dikkatini çekmeye çalıştılar,lakin suratsız hayvanın ilgisine mazhar olamadılar yazık ki...
* Bir diğer erkek aslanın koca bir parça eti yiyişini dehşetle izlediler.YA yerde  duran ciğer parçasını "bir başka hayvanın poposu" zannederek " ,"anne galiba bu hayvan geyik yemiş,baksana yerdeki de onun poposu sanırım" diye aslanın yemeğine dair kendince bir senaryo yazdı.
* Hayvanat bahçesinin girişinde bir ekip,anı niteliğinde fotoğraflar çekti.Arka fonda, yaban hayatına dair bir görüntü eşliğinde,fotoğrafımızı çekip,çıkışta dilersek satın alabileceğimizi söylediler.Eee bizde almadan duramadık haliyle.İyi de yaptık hoş bir anı oldu,öyle ki çocuklar ellerinden düşürmediler,hatta okula götürüp arkadaşlarına götürmek istediler...
Çocuklar memnun ayrıldılar bu geziden,iyi ki de gitmişiz.Tüm gün önlerine çıkana gördükleri hayvanlardan bahsettiler.Okulda arkadaşlarına anlatacaklarını evde tekrar edip durdular.Onları mutlu etmek ne kolay,ne güzel çocuk olmak...
Benim fotoğraf makinesi yine yaptı yapacağını ve kendisine iş düşeceği an,şarjını tüketerek yine beni yarı yolda bıraktı:((O nedenle çok fazla resim çekemedim.Daha gezinin başlarında iken maalesef kapandı ve asıl güzel görüntüleri çekmeme izin vermedi.Hep böyle yapıyor hınzır:(( Elimde olanlar da ahanda burda...





















5 Ağustos 2011 Cuma

Halimiz nicedir...

Uzun zaman oldu yine yazmayalı,hemde epey uzun.Ne kadar ara verirsem yazma eylemine o denli soğuyorum doğru orantılı biçimde.Böylece gittikçe açılıyor aramızdaki mesafe.Üstelik yazamadığım süre içerisinde öyle şeyler yaşıyorum ki,her biri bir o kadar önemli ve tarihe not düşülmesi lüzumu görülen şeyler aslında.Gel gör ki,başa gelen eylemler,yazma konusunda eylemsizleşmekten alıkoymuyor beni.
Mesela epey ara verdiğim dönemlerden birinde,erkek kardeşim evlenmişti.O kadar önemsediğim bu merasim, benim üşengeçliğime ve az önce bahsettiğim orantısal mevzuuya kurban gitti yazık ki.


23-26 Haziran tarihleri arasında,oldukça keyifli bir düğün ve yine keyifle geçen nikah seramonileriyle birbirine çok yakıştırdığım bu çift dünya evine girdiler.Bizde onların mutluluğuyla mutlu olduk haliyle.
Allah bir ömür boyu mutlu etsin umarım...





Gelelim bu sefer verdiğim arada yaşadıklarımıza;
Haziran başından beri türlü sağlık sorunları sebebiyle hastanede yatmakta olan kayınvalidem,12 Temmuz gecesi "karaciğer yetmezliği ve mesane girişindeki kanserli kitle"nedeniyle vefat etti maalesef.Bu durum hepimizi fazlasıyla üzdü elbetteki.En çokta eşimi tabi.Aileyi ayakta tutan ikinci direkte çöktü yazık ki,şimdi kardeşlere iş düşüyor.Onlar aralarındaki bağı daha da güçlendirerek devam etmeli artık yola.Anne-babalarının en büyük dilekleri bu olurdu şüphesiz...
Allah kayınvalideme yattığı yerde huzur versin,rahmetini eksik etmesin inşallah...
Kayınvalidemin ölümünün hemen ardından bizde ailecek bir trafik kazası atlattık.Hemde gerçek manada ucuz atlattık.Annem,babam,yeni gelin-damat kardeşim ve eşi Hacer, birde çocuklar ve biz.
Şile yolu üzerinde,eşimin bir anlık dalgınlığı neticesinde,arabanın yoldan çıkması sonucu,girdiğimiz kayalıklarda epeyce sarsılarak ancak durabildik ve iyi ki de durabildik,nitekim takla atsak sonuç faciayla bitebilirdi.Çok şükür ki pert olan arabanın dışında hiçbirimize çok fazla birşey olmadı.Ya da şöyle belirteyim çocuklar dışında hiçbirimize birşey olmadı.Onları da meleklerin koruduğu birkez daha onandı tarafımızdan...
Benim burnumda bir kırık oluştu,Hacerin alnında travma ve kuyruk sokumu kemiğinde oynama,annemin yüzünün sağ tarafında ve bileğinde morarma ve incinme,babam ve erkek kardeşiminde çeşitli yerlerinde ezilmeler meydana geldi.Erkek kardeşim ve YA en arka bölümde uzanıp uyuyorlardı.Erkek kardeşim,arkadan  ön cama büyük bir hızla uuçmasına rağmen YA'nın olduğu yerde kalması mucize değilde nedir?
Rabbime binlerce şükür ki bununla atlattık kazayı,başımıza neler gelebilirdi kimbilir...
En kısa zamanda bir bağış yapıp peşi sıra mevlüt okutarak Rabbime teşekkür etmek ve başımızdaki belayı savması için dua etmek niyetindeyim.
Ramazan ayına girdik hatta 5.ci günündeyiz bugün.Keyifle başladığım bu özel aya bugün maalesef ara vermek durumunda kaldım,çünkü daha önce bahsettiğim safra kesesindeki taş mevzuu yüzünden,dün geceyi epeyce vakit acilde geçirdim.Bu dehşet atak beni benden ediyor,öyle ki,doğum sancılarını hafif saydıracak denli acı veriyor bana.
En kısa sürede tedavisine başlamalıyım,varsa elbette ilaçla yoksa ameliyatla çözüm yollarını en kısa zamanda hayata geçirmeliyim.Yaşanmaz nitekim bu ağrıyla...
İşte böyle,şimdilik kısa anekdotlar halinde durumdan haberdar etmek istedim.Umarım daha sık görüşebiliriz blog...

12 Temmuz 2011 Salı

Lafla Dövülmek...

YA bu aralar fazla asi bir çocuk haline geldi.Dönemsel huysuzluklardan birine takıldık yine sanırım.Ne istesem,ne söylesem,neden dolayı ikaz etsem hep geri püskürtülüyor YA tarafından.Bende sıcakların etkisiyle sanırım,biraz daha fazla tahammülsüz ve asabiyim.Dolayısıyla bu aralar ikimiz arasında soğuk rüzgarlar esmekte...
Her söylediğime isyankar cümlelerle karşılık veriyor,yahut bir konuda ikaz etmeye,yaptığının doğru olmadığını söylemeye çalıştığımda beni dinlemiyor bile,kafasını çevirip başka şeylerle meşgul oluyor.Bu da beni deli ediyor.Dikkate alınmadığım hissi sinirlerimi gerim gerim geriyor.Bas bas bağırıp çağıran iki kişi olduk evde ve bu çok seslilik beni iyice asabileştiriyor.
Benlik kanıtlama savaşı sanırım bu dönemin adı.Kendi kararlarını kendi vermek istemesi,bizden gelen direktifleri reddedişi,isyan nöbetlerine girişi,hep kendininde birey olduğunu kanıtlamaya yönelik girişimler diye tahmin ediyorum.Bende bazen egolarıma yenilip,tabir-i caizse onunla sidik yarıştırıyorum.Hal böyle olunca evde bir gerginliktir sürüp gidiyor.Ahh sağduyu ahhh,ne lazımsın sen bana böylesi anlarda...
Dün ettiği bir laf,yüreğimin orta yerine koca bir kor parçası bıraktı deyim yerindeyse.Her zaman ki zıtlaşmalarımız neticesinde kulağına asılmamla(böylesi zamanlarda öyle içli bir ağlayışı vardır ki,kulağını çektiğimden canı yandığından değil de ona bu şekilde muamele etmemi hazmedemediğinden yanar canı) son bulan krizin üstünden,benim her zaman ki pişmanlık ve kendi kendimi yiyiş nöbetlerim sonunda,gidip yanına.;
-"Ne olurdu yavrucum biraz daha uysal olsaydın,bak sana kötü davrandığımda bende nasıl kahroluyorum görmüyor musun?Yaptığın hata idi ama bende sana bu şekilde davranmamalıydım.Kulağını çektiğim için özür dilerim,beni affet lütfen"  dedim.
Verdiği cevap beni perişan etti,
-"Annecim ben seni zaten hemen affediyorum ama kendimi affedemiyorum bir türlü".........
Ne denir şimdi bu lafın arkasından ?????

11 Temmuz 2011 Pazartesi

"Benim" Savaşları...

Su sıra;pençesine,ağzına layık bulduğu bilhassa başımızın etini en baş köşeye oturttuğu,herşeyi takan yeni bir sendrom canavarıyla başbaşayız.O canavarla girişilen mücadeleye de şu ismi uygun bulduk:

"Benim" savaşları...

Ellerine geçen her ne ise üçünün birden üstüne üşüşüp "Benimmmm" diyerek yarattıkları kaosu çözmeye, "Birleşmiş Milletler Barış Gücünün" bile güç yetireceğine imkan ihtimal vermem olanaksız.Hal böyle olunca,aciz bir anne olarak,bu savaştan layıkıyla galip çıkmak pek de mümkün olmuyor umumiyetle...
Galip çıkmaktan da geçtim,sonrasında üstüme yapışan vicdan muhasebeleri ve beraberinde getirdiği iğrenç migren ağrıları,durumu öyle ağır hale getiriyor ki,toparlanabilme aşamasında epey efor sarfettmem gerekiyor.
Nasıl birşeydir? Nasıl başa çıkılabilir? Üstesinden gelinebilir mi? Ne zamana kadar sürer? gibi cevabını az çok bilmekle birlikte tatbikte tıkanıp kaldığımız yığınla sorunun,bir an önce en az hasarla üstesinden gelinip,zafer sarhoşluğu keyfini yaşamak istiyor gönlüm,hemde can-ı yürekten...
Hangi biriyle başa çıkayım kardeşim,birine laf anlatmaya kalksam öbürü başka bir sorunla çıkageliyor karşıma,yahut ağlama krizlerine girip durumu daha içinden çıkılmaz hale getiririveriyorlar.
Mesela:
Her sabah kahvaltıda fiks bir kriz sebebimiz vardır bizim:
"Mor Yumurtalık Krizi"
Zamanında,henüz veletler ufak ve ben bu menem durumun ne harplere sebep olacağını bilmez,saftirik,toz pembe rüyalar gören ve cahil bir taze anne iken,her biri farklı renkte,camdan çok şirin 5 adet yumurtalık almış idim.Nerden bilebilirdim ileride bu şirincikler yüzünden her sabah kahvaltılarımızın full doz krizle başlayıp perişanlıklar içerisinde süregiderek,benim tarafımdan en sefil halde sonlanacağını...
Bunu aşmak için bir iki denemelerim oldu,şöyle ki;
Sofraya ilk önce oturan "Mor Yumurtalığa" sahip olma hakkını elde edecek.İşe yarar gibi olduysa da,zaman sonra çamura yatmaya başlamalarıyla bu çözüm,çözümsüzlüğe terk etti yerini.
Şimdilerde "Mor Yumurtalığı" sofraya getirmeyerek krizi büyük ölçüde engellemekle beraber,arada "Ben Mor Yumurtalığı istiyorum" isteklerini " O kirli" diyerek geçiştirmenin daha kolay başedilir bir hal aldığını söyleyebilirim.
Ne alırsanız 3 tane almak zorundasınız -ki bu aile ekonomisini ciddi şeklide sarsıyor,üstelik zaten çok ta büyük olmayan evin çingene çadırından farksız hale gelişi işin daha sinir bozucu tarafı.Beri yandan,3 tane bile alsanız onlar anlaşılmaz şekilde yine ve yeniden mutlak bir huzursuzluk nedeni peydah ediyorlar.
"Yok o benimkiydi, yok ben sünger Bob'luyu istiyorum,yok ama onun ki benimkinden daha büyük,yahut daha güzel(birebir aynı olsalar dahi) vs vs vs..."
Bu sabah,dün akşamdan baki,ebeveynler arası ufak çapta çatışma sebepli bir gerginlikle uyandım güne.Böylesi zamanlarda, kıl tüy herşey beni yayından çıkmaya can atan gergin bir ok misali,sebepsizce,anında ve tüm şiddetiyle rahatsız eder.Üstüne,çocukların olur olmaz her nedenle bir karmaşa ortamı yaratmaları eklenince,yer altında pusuya yatmış,et kokusu almasıyla birlikte ortalığı birbirine katan ucube bir yaratık gibi dehşet saçar,bununla birlikte yarattığım enkazın arkasından oturur ağıtlar yakarım.Bu böyle sürüp giden divane bir döngüdür.
İşte bu sabah,bu gerginlikle birlikte açınca gözlerimi,baştan 1-0 mağlup başladım güne.Olumsuz tüm elektriği var gücümle çektim üstüme.Hal böyle olunca evren de eksik kalmadı yapacaklarında.
Önce iki bücürün altına kaçırdıklarına şahit oldum,çok üstünde durmadım,hatta hiç,çocuk bu yapar.
Ardından duşa sokma savaşı verdim,tüm gücüyle ağlayan ZE'nin sesini bastırabilmek için bir kaç girişimde bulundum,öyle böyle zaferi kazandım,
Giydirmek için peşlerinden kaç tur attım,onu hiç saymadım.
Peşi sıra paylaşılamayan yeni alınmış puzzle savaşı başladı,geçiştirdim öylece,
Kahvaltıda bilmem kaç milyon tane "Hadi" ledim,"Çabuk"dedim,"ağzındaki yut"diyerek kükredim bilmiyorum.
Balkondaki scooter a sahip olabilmek için girişilen kafa kol mücadeleleri ve ellerinden alıp kapıyı kilitlememle birlikte ikisinin birden cıyak cıyak bağırmak suretiyle tüm apartman sakinlerine verdikleri rahatsız edici konçertoyu defetmek haylice gerdi ve yordu,
Devamında,dişler fırçalanırken,saç taranırken,üst baş dertop edilirken,girilen mücadeleler neticesinde stresim iyice tavan yaptı,
Ve en son kapıdan çıkarlarken,o anki asabiyetle gerekçesini tam hatırlayamadığım bir nedenle çıkarılan karmaşa bardağı taşırdı ve RU'yu orta şiddette sarsmamla doruğa tırmandı.Bu kaosun yarattığı gerginlikten  daha fazla nasiplenmememiz adına onları uğurlamadan derhal ortamdan uzaklaşarak YA'nın odasına geçtim ve biraz önce çocukların paylaşamadıkları puzzle ı nedensizce yapmaya koyuldum.Neden sonra içine düştüğüm durumun vehametini anlayıp birazcık kendime geldim ve hıçkırıklarla bağıra bağıra ve hatta böğüre böğüre ağlamaya başladım.Öyle ki ağlamaktan yorulduğumu hissettim,ama sanki akıttığım her damla gözyaşı içimden  dışıma akıtmaya çalıştığım zehir zerreleriydi.O zerreler bedenimden ayrılınca daha sabırlı,daha müşfik,daha sakin bir anne olacaktım sandım.Onca aymazlığıma rağmen hemde...
Bunca debelenmenin ardından payıma düşe düşe,öğlen sonuna dek devam eden dehşet bir migren ağrısı ve eşliğinde mide bulantısı kaldı...
Related Posts with Thumbnails