Uçsuz bucaksız semada,alabildiğine hür ve fütursuzca kanat çırpan kuşlar misali bağımsız olmak;
Tüm sorumluluk ve kaygılardan azade,eksenini olabildiğince geniş tutmak;
Zaruriyet değil de,keyfiyete tabi olmak;
Zaman,mekan,durum vb.sorunsalların topuna meydan okumak;
Hesapsızca,plansızca programlar yapmak;
En olmadık kişiden bile medet ummadan,kimseye gebe kalmadan gönlünden geçeni uygulamak;
ve tüm bunları düşünüp"hey gidi günler hey" diyerek içini şişirmeden,olabildiğince şuursuz davranmak...
Esasen insanlığın doğasında her dem var olan lakin belli bir kısmında hükmünü sürüp, yerini başka olgulara bırakan, buna mukabil ilelebet özlem duyduğumuz eşsiz duygu ve onun beraberinde getirdiği nice hazların arkasından el sallıyoruz epeydir.
Evet tren kaçtı; Özgürlük Treni...
Evet tren kaçtı; Özgürlük Treni...
Salına salına,tıkır tıkır,ferah ferah, zamana takılmaksızın manzarayı genişçe seyreyleyerek, hayaller kurup o hayallere dahil olarak seyahat ettiğimiz,gençliğin verdiği dirayetle birlikte bedenimizi yavaşça ama farkettirmeden yoran,fakat damağımızda her daim leziz tatlar bırakan,yükü kendimizden ibaret yolculukların baş kahramanı...
Sondan bir önceki seferini yapmak üzere,yaklaşık 6 yıl önce ayrıldı gardan.
İki kişi değildik artık,bir yolcusu daha olacaktı keyifli yolculuğumuzun.Afalladık,ters yüz olduk önce,rotamız bambaşka eksenlere kaydı.Eski düzenimiz ve alışkanlıklarımızla teker teker vedalaşmaya koyulmuşken birden aslında durumun o denli vahim olmadığını anladık.Evet eskisi kadar hareket serbestimiz yoktu; sorumluluklarımız çok ağırdı;programlarımız O'nun rutininin bozulmamasına endeksli idi ve her an abandone olması ihtimali vardı...
Velhasıl,dört başı mamur evlilik hayatımız kökten değişime uğramıştı.Lakin lezzeti bambaşka idi.Şimdiye kadar yaşanmış,tecrübe edilmiş hiçbir edinimle kıyas kabul edilmez bir güzelliğe sahipti ve apayrı heyecanlar getirmişti hayatımıza.
Ve farkettik ki,ruhumuzu,hanemizi,ömrümüzü şenlendiren bu eşsiz varlıkla,eskiye nazaran biraz çetrefillide olsa,kaldığımız yerden devam edebilirdik renkli hayatımıza,üstelik bambaşka renkler dahil ederek...
Varsın hasretini çektiğimiz bir tek konforumuz olsundu...
2 yıl sürdü sondan bir önceki sefer ile yaptığımız enfes yolculuk.Öyle keyifli,öyle sevgi dolu,öyle farklı bir boyuta dahil etmişti ki bizi hayat,daha yapacak çok şeyimiz,kurduğumuz yığınla hayallerimiz varken, boğazımızda koca bir yumruyla kalakaldık aldığımız haberle.Evet istediğimiz birşeydi ama biraz erken davranmıştı gelmek için.Belli ki keyfimize gıpta etmiş,O'da dahil olmak istemişti.Neden sonra öğrendik ki aslında bir değil iki kişi idi sıra da bekleyen.
O dakka anladık ki,bu tren bizim istasyona uğramayacaktı artık.Hem de uzuuunca bir süre...
Son seferini oldukça ihtişamlı bir seremoni ile 3 yılı aşkın bir süre önce, geride tadı damağımızda kalmış bir yığın tatlı anı bırakarak,gözyaşları içerisinde gerçekleştirdi.
Giderken hüzünlü bir gülümseme ile,bir süre sonra tekrar görüşebileceğimizi söylese de,o zaman geldiğinde, ne biz eski biz olacaktık,ne de şartlar aynı kalacaktı,biliyordum.
Şimdi,onun ardında bıraktığı hatıralarla,zaman zaman hayıflanarak,kimi zaman öfkelenerek,bazen dizlerimizi döverek,sıklıkla iç geçirerek devam etsek de hayata,herşeye rağmen her daim şükrediyoruz sahip olduklarımıza.
Geride bıraktıklarımızın hasreti,sahip olduklarımızın kıymetini unuttursa da bazı zamanlar,hatırlatacak bir vesile çıkardığı için şükürleri dilimizden düşürmüyoruz Rabbime...
Başka bir zamanda,bambaşka haletlerde ama hep aynı heyecanla tekrar karşılaşmak ümidiyle...
