12 Temmuz 2011 Salı

Lafla Dövülmek...

YA bu aralar fazla asi bir çocuk haline geldi.Dönemsel huysuzluklardan birine takıldık yine sanırım.Ne istesem,ne söylesem,neden dolayı ikaz etsem hep geri püskürtülüyor YA tarafından.Bende sıcakların etkisiyle sanırım,biraz daha fazla tahammülsüz ve asabiyim.Dolayısıyla bu aralar ikimiz arasında soğuk rüzgarlar esmekte...
Her söylediğime isyankar cümlelerle karşılık veriyor,yahut bir konuda ikaz etmeye,yaptığının doğru olmadığını söylemeye çalıştığımda beni dinlemiyor bile,kafasını çevirip başka şeylerle meşgul oluyor.Bu da beni deli ediyor.Dikkate alınmadığım hissi sinirlerimi gerim gerim geriyor.Bas bas bağırıp çağıran iki kişi olduk evde ve bu çok seslilik beni iyice asabileştiriyor.
Benlik kanıtlama savaşı sanırım bu dönemin adı.Kendi kararlarını kendi vermek istemesi,bizden gelen direktifleri reddedişi,isyan nöbetlerine girişi,hep kendininde birey olduğunu kanıtlamaya yönelik girişimler diye tahmin ediyorum.Bende bazen egolarıma yenilip,tabir-i caizse onunla sidik yarıştırıyorum.Hal böyle olunca evde bir gerginliktir sürüp gidiyor.Ahh sağduyu ahhh,ne lazımsın sen bana böylesi anlarda...
Dün ettiği bir laf,yüreğimin orta yerine koca bir kor parçası bıraktı deyim yerindeyse.Her zaman ki zıtlaşmalarımız neticesinde kulağına asılmamla(böylesi zamanlarda öyle içli bir ağlayışı vardır ki,kulağını çektiğimden canı yandığından değil de ona bu şekilde muamele etmemi hazmedemediğinden yanar canı) son bulan krizin üstünden,benim her zaman ki pişmanlık ve kendi kendimi yiyiş nöbetlerim sonunda,gidip yanına.;
-"Ne olurdu yavrucum biraz daha uysal olsaydın,bak sana kötü davrandığımda bende nasıl kahroluyorum görmüyor musun?Yaptığın hata idi ama bende sana bu şekilde davranmamalıydım.Kulağını çektiğim için özür dilerim,beni affet lütfen"  dedim.
Verdiği cevap beni perişan etti,
-"Annecim ben seni zaten hemen affediyorum ama kendimi affedemiyorum bir türlü".........
Ne denir şimdi bu lafın arkasından ?????

11 Temmuz 2011 Pazartesi

"Benim" Savaşları...

Su sıra;pençesine,ağzına layık bulduğu bilhassa başımızın etini en baş köşeye oturttuğu,herşeyi takan yeni bir sendrom canavarıyla başbaşayız.O canavarla girişilen mücadeleye de şu ismi uygun bulduk:

"Benim" savaşları...

Ellerine geçen her ne ise üçünün birden üstüne üşüşüp "Benimmmm" diyerek yarattıkları kaosu çözmeye, "Birleşmiş Milletler Barış Gücünün" bile güç yetireceğine imkan ihtimal vermem olanaksız.Hal böyle olunca,aciz bir anne olarak,bu savaştan layıkıyla galip çıkmak pek de mümkün olmuyor umumiyetle...
Galip çıkmaktan da geçtim,sonrasında üstüme yapışan vicdan muhasebeleri ve beraberinde getirdiği iğrenç migren ağrıları,durumu öyle ağır hale getiriyor ki,toparlanabilme aşamasında epey efor sarfettmem gerekiyor.
Nasıl birşeydir? Nasıl başa çıkılabilir? Üstesinden gelinebilir mi? Ne zamana kadar sürer? gibi cevabını az çok bilmekle birlikte tatbikte tıkanıp kaldığımız yığınla sorunun,bir an önce en az hasarla üstesinden gelinip,zafer sarhoşluğu keyfini yaşamak istiyor gönlüm,hemde can-ı yürekten...
Hangi biriyle başa çıkayım kardeşim,birine laf anlatmaya kalksam öbürü başka bir sorunla çıkageliyor karşıma,yahut ağlama krizlerine girip durumu daha içinden çıkılmaz hale getiririveriyorlar.
Mesela:
Her sabah kahvaltıda fiks bir kriz sebebimiz vardır bizim:
"Mor Yumurtalık Krizi"
Zamanında,henüz veletler ufak ve ben bu menem durumun ne harplere sebep olacağını bilmez,saftirik,toz pembe rüyalar gören ve cahil bir taze anne iken,her biri farklı renkte,camdan çok şirin 5 adet yumurtalık almış idim.Nerden bilebilirdim ileride bu şirincikler yüzünden her sabah kahvaltılarımızın full doz krizle başlayıp perişanlıklar içerisinde süregiderek,benim tarafımdan en sefil halde sonlanacağını...
Bunu aşmak için bir iki denemelerim oldu,şöyle ki;
Sofraya ilk önce oturan "Mor Yumurtalığa" sahip olma hakkını elde edecek.İşe yarar gibi olduysa da,zaman sonra çamura yatmaya başlamalarıyla bu çözüm,çözümsüzlüğe terk etti yerini.
Şimdilerde "Mor Yumurtalığı" sofraya getirmeyerek krizi büyük ölçüde engellemekle beraber,arada "Ben Mor Yumurtalığı istiyorum" isteklerini " O kirli" diyerek geçiştirmenin daha kolay başedilir bir hal aldığını söyleyebilirim.
Ne alırsanız 3 tane almak zorundasınız -ki bu aile ekonomisini ciddi şeklide sarsıyor,üstelik zaten çok ta büyük olmayan evin çingene çadırından farksız hale gelişi işin daha sinir bozucu tarafı.Beri yandan,3 tane bile alsanız onlar anlaşılmaz şekilde yine ve yeniden mutlak bir huzursuzluk nedeni peydah ediyorlar.
"Yok o benimkiydi, yok ben sünger Bob'luyu istiyorum,yok ama onun ki benimkinden daha büyük,yahut daha güzel(birebir aynı olsalar dahi) vs vs vs..."
Bu sabah,dün akşamdan baki,ebeveynler arası ufak çapta çatışma sebepli bir gerginlikle uyandım güne.Böylesi zamanlarda, kıl tüy herşey beni yayından çıkmaya can atan gergin bir ok misali,sebepsizce,anında ve tüm şiddetiyle rahatsız eder.Üstüne,çocukların olur olmaz her nedenle bir karmaşa ortamı yaratmaları eklenince,yer altında pusuya yatmış,et kokusu almasıyla birlikte ortalığı birbirine katan ucube bir yaratık gibi dehşet saçar,bununla birlikte yarattığım enkazın arkasından oturur ağıtlar yakarım.Bu böyle sürüp giden divane bir döngüdür.
İşte bu sabah,bu gerginlikle birlikte açınca gözlerimi,baştan 1-0 mağlup başladım güne.Olumsuz tüm elektriği var gücümle çektim üstüme.Hal böyle olunca evren de eksik kalmadı yapacaklarında.
Önce iki bücürün altına kaçırdıklarına şahit oldum,çok üstünde durmadım,hatta hiç,çocuk bu yapar.
Ardından duşa sokma savaşı verdim,tüm gücüyle ağlayan ZE'nin sesini bastırabilmek için bir kaç girişimde bulundum,öyle böyle zaferi kazandım,
Giydirmek için peşlerinden kaç tur attım,onu hiç saymadım.
Peşi sıra paylaşılamayan yeni alınmış puzzle savaşı başladı,geçiştirdim öylece,
Kahvaltıda bilmem kaç milyon tane "Hadi" ledim,"Çabuk"dedim,"ağzındaki yut"diyerek kükredim bilmiyorum.
Balkondaki scooter a sahip olabilmek için girişilen kafa kol mücadeleleri ve ellerinden alıp kapıyı kilitlememle birlikte ikisinin birden cıyak cıyak bağırmak suretiyle tüm apartman sakinlerine verdikleri rahatsız edici konçertoyu defetmek haylice gerdi ve yordu,
Devamında,dişler fırçalanırken,saç taranırken,üst baş dertop edilirken,girilen mücadeleler neticesinde stresim iyice tavan yaptı,
Ve en son kapıdan çıkarlarken,o anki asabiyetle gerekçesini tam hatırlayamadığım bir nedenle çıkarılan karmaşa bardağı taşırdı ve RU'yu orta şiddette sarsmamla doruğa tırmandı.Bu kaosun yarattığı gerginlikten  daha fazla nasiplenmememiz adına onları uğurlamadan derhal ortamdan uzaklaşarak YA'nın odasına geçtim ve biraz önce çocukların paylaşamadıkları puzzle ı nedensizce yapmaya koyuldum.Neden sonra içine düştüğüm durumun vehametini anlayıp birazcık kendime geldim ve hıçkırıklarla bağıra bağıra ve hatta böğüre böğüre ağlamaya başladım.Öyle ki ağlamaktan yorulduğumu hissettim,ama sanki akıttığım her damla gözyaşı içimden  dışıma akıtmaya çalıştığım zehir zerreleriydi.O zerreler bedenimden ayrılınca daha sabırlı,daha müşfik,daha sakin bir anne olacaktım sandım.Onca aymazlığıma rağmen hemde...
Bunca debelenmenin ardından payıma düşe düşe,öğlen sonuna dek devam eden dehşet bir migren ağrısı ve eşliğinde mide bulantısı kaldı...

7 Temmuz 2011 Perşembe

Tatillllll.......... (istiyorum)

Bu çocuk milleti,insanın sabrının sınırlarını ya da kendi şanslarını en fazla ne kadar zorlayabilir...
Bu limitler konusunda herhangi bir fikrim yok ama kendi tahammül gücümün nereye kadar direnç gösterebileceğine dair az çok fikir sahibiyim.Sadece süre konusunda tutarsızlıklarım var.
Şöyle ki; kimi zaman çevremdekileri hayrete düşürecek denli sabırlı  ve müşfik olabiliyorken,kimi zaman dakkasında bir bardak suda fırtınalar koparabiliyorum.Benim böylesi dengesiz ve tutarsız davranışlarım karşısında çocukların sakin ve normal tutumlar sergilemesini beklememde ayrı bir dengesizlik göstergesi değil midir?
Örneğin;
"O makası bana verir misin oğlum,kendi makasını al lütfen" gayet sevecen ve iyi niyetle sarfedilmiş bir giriş tümcesi iken,peşi sıra, 5,5 yaşına doğru yol alan çocuğun,anneyi iplemeyen ve sınırları zorlamaya and etmiş tavırları annenin sabır taşlarını çatır çatır çatlatmaya ve sukünetini muhafazada zorlamaya,dolayısıyla ses tonunu giderek yükseltmesine neden olur.Bu bana has bir durum olmasa gerek,yani normal standartlarda bir "anne" de benim verdiğim tepkileri veriyordur değil mi?
Bugün üçüde evde.Sabah gitmek istemediklerini söylediler,bende nasılsa bugün yüzme dersleri yok,o halde evde dinlensinler diye kırmadım onları.Ama sabahtan beri türlü çeşitli sebeplerle kaç defa beni cıyak cıyak bağırttıklarını bende hatırlamıyorum.Kah kahvaltı esnasında giriştikleri yumurtalık savaşları,kah paylaşamadıkları bir oyuncak,yahut ortada herhangi bir neden yokken bile birbirlerine girmeleri,ya da ikazlarıma rağmen sürdürülen inatçı davranışlar neticesinde "okula gitseler daha mı iyi olurdu acaba?" diye düşünmedim dersem kendime yalan söylemiş olacağım.
Çocuklarımı elbetteki çok seviyorum,bunu belirtmek bile gereksiz ve saçma,ama bazen öyle zorluyorlar ki sabrımı nefes almakta zorlanıyorum.
Nefes almaya,derin derin soluklanmaya ihtiyacım var...
Tatile ihtiyacım var,hemde ivedi olarak...

2 Temmuz 2011 Cumartesi

Yazamamak...

Yazmam gereken yığınla şey var,

















Ama yazasım yok;


Ne yapmalı ???...

14 Haziran 2011 Salı

Bu seyirliğe ömürlük kombinem var...

Bu yıl ki yıl sonu gösterimiz 08 Haziran tarihinde gerçekleşti.Ama benim günlerimin yoğunluğu ve biraz da ihmalim neticesinde ancak bugün yayınlayabildim şükür ki...
Hazırlıklara günler öncesinden başlamama rağmen,son güne değin eksikleri tamamlamaya çalışmakla helak oldum.Eee malum üç çocuk,her biri için ayrı kostümler(okulun edindikleri haricinde,bizden istedikleri de var) zamanımı da enerjimi de fazlasıyla tüketti bu hazırlıklar.
Yok beyaz ayakkabısı ayrı,yok siyahı ayrı,yok beyaz pantolonuydu,siyah pantolonuydu,thirtler,gömlekler ve en fenası siyah pileli etek.Nerden bulayım kardeşim ben 3 yaşındaki kız çocuğuna siyah pileli eteği..Hangi çocuk mağazasında siyah renk giysi bulabilirsin,pek nadir,o da samanlıkta iğne aramak misali...
Neyse kendimi çok fazla hırpalamayıp siyah kumaş almaya karar verdim,zira diktirmek en kolay yöntem olacaktı.Çabucak hallettim böylece,hem ekonomik hemde çok şık oldu ortaya çıkan sonuç...Kızcağazıma da pek yakıştı...
Gösteri günü en az çocuklar kadar heyecanlı idim bende.Belki onlardan kat be kat fazla...
YA ve RU'dan umutluydum da ZE'nin durumundan kuşkulu idim.Okulda tüm görevleri fevkalade yerine getirirken,topluluk önünde tutukluk yapma gibi bir durum söz konusu ZE hanımda.Bu çok normal aslında.Zamanında YA'da da yaşamış fazlaca üzülmüştüm ama yaşı ilerledikçe geçtiğini gördüğümden, ZE'de  olağan karşıladım.Biliyorum ki o da zamanı geldiğinde bu durumun üstesinden gelecektir.Sahneye çıkıyor olması bile beni ziyadesiyle mutlu etti aslında,hemde öyle hoş anlar yaşattı ki tüm konuklara ben fazlasıyla tatmin oldum ortaya koyduklarından.Üstelik önemli olan onların eğleniyor olması,ortaya birşeyler çıkarıyor olmak ve neticesinde alkışlanıp beğeniliyor olmalarının vereceği hazzı yaşamaları yeter de artar bile bana.
Çocuklar tek kelimeyle şahaneydi ama organizasyon oldukça vasattı.Öğretmenlerin onca emeklerine karşılık yeterince organize olunamamaktan ötürü oldukça acemi işi bir gösteri çıktı ortaya.Bilgisayar sistemindeki aksaklıklar sebebiyle ortaya koyulamayan piyesler,geç giren müzikler nedeniyle sıkılan izleyiciler,konsantrasyonları bozulan çocuklar,perdelerin defalarca kez sebepsiz yere açılıp kapanması,vs vs...epey can sıktı.Bunca aksaklığa rağmen çocuklar ellerinden gelenin en iyisini yaparak alkışın en büyüğünü hak ettiler elbetteki....
Gösteri vasattı evet,ama bizim açımızdan en büyük hayal kırıklığı YA'nın kep törenine dahil edilmeyişiydi.
Şöyle ki;YA 2006 doğumlu olmasına karşın,sene başı yanlışlıkla 2005 lilerin bulunduğu sınıfa dahil edilmiş.Farkedildiğinde ise herhangi bir uyum sorunu yaşanmadığından geri adım atılmadı,dolayısıyla YA, bu yıl mezun olacak arkadaşlarıyla beraber öğrenim gördü lakin mezun olamayacaktı.
Buraya kadar sorun yok.
Gel gör ki,yıl sonu gösterilerinde mezun olan diğer tüm arkadaşlarıyla kep fırlatma seramonisine dahil edilmeyişine engel teşkil etmemeliydi bu durum.İdareten de olsa bu zevkten mahrum edilmemeli,tüm arkadaşları ile birlikte bu hazzı yaşamalıydı oğlum..Gösteri sonrası kulise gittiğimde,YA'nın taa içerilerinden kopan tufanvari fırtınaya eşlik eden gözyaşlarına şahit olduğumda,bunu düşünememiş olmaktan dolayı kendime  de kızdım en acımasızından..Asli görevleri,orada bulundukları süre içerisinde,çocukların mutluluğu ve huzurunu temin etmek olan öğretmenlerin bunu düşünememiş olması bir hata evet,ama çocuklarının mutluluğunu herşeyin üstünde tutan bir annenin yaşadığı gaflette yenilir yutulur cinsten değil elbet...
Öğretmenimiz her zaman çok düşünceli,anaç,titiz,disiplini elden bırakmayan oldukça sevecen biridir.Bunu düşünemediğini dile getirdi sonraki konuşmalarımızda,hatta gönlünü almak için kep ve cübbeyi sakladığını ve ertesi gün okulda ona özel bir kutlama yapacaklarını lakin YA'nın da o gün okula gelmediğini ( gösteri hediyesi olarak onunla beraber keyifli bir gün geçirmek gayesiyle YA'ya izin verdim o gün ve birlikte dışarda yemek yiyip gezindik gönlümüzce) ertesi gün de kostümleri vermek zorunda kaldıklarından bu kutlamayı gerçekleştiremediklerini söyledi.
Lakin gösteri sonrası döktüğü gözyaşları öyle sahici ve can yakıcıydı ki hiçbir söz tatmin etmedi bende ki hüznü ortadan kaldırmak konusunda...Öğretmenimizin söylemine göre YA'ya seramoni öncesinde gerekli açıklamayı yapmış ve YA'da onu anlayışla karşılamış.Ne olduysa tören sonrası kulise giren arkadaşlarından birinin:
"Biz kep fırlattık,diploma aldık,sen yapamadın" demesiyle olmuş.
Bu sözün ardından hisli oğlumun yüzü hüzne bürünmüş,benim mükemmel zamanlamayla kulise girmemle birlikte boynuma sarılıp içini çeke çeke ama sesi çıkmadan,kalbinin derinlerinden damlayan gözyaşlarıyla başını göğsüme gömüp,bir müddet durumu açıklamadan öylece ağladı canım bebeğim.Sonradan anlatabildiğinde ise o minicik kalbinde kimbilir ne fırtınalar koptuğuna şahit olarak asıl en büyük acıyı ben yaşadım.Teselli etmek için tüm kalbimle sımsıkı sardım ve sevgimi doyasıya vermeye çabaladım.Durumu bir de ben izah etmeye çalıştım lakin suları durultmaya kafi geldi mi bilemedim.En büyük üzüntüm,başarısız bir performans sergilediğinden onu bu seramoniye dahil etmediklerini düşünmesi ihtimaliydi.Bunun böyle olmasına ihtimal vermemek adına defalarca kez açıklama yaptım.Umarım yeterli gelmiştir....
Neyse,gösteri ne kadar aksaklıklarla dolu olursa olsun,her defasında,hayatımda izlediğim en keyifli ve heyecan verici seyirlik olarak addettiğim anlardan kareler işte burda...

İçeri girerlerken beni görüpte heyecanlanmasınlar diye kuytu bir köşeye saklanıp resim çekmeye çalıştım lakin YA beni sobeledi...

* Gösteri,okul korosunun seslendirdiği birbirinden güzel şarkılarla başladı.Başta bizi görmesinler diye epey çabaladık ama hemen farkedildik.YA ve RU istifini bozmazken,ZE ağzıyla oynama mimikleriyle sıkıntısını belli etmeye başladı...


* Koroda hangi birine bakacağımı şaşırdım,YA&RU&ZE alamadım gözümü hiçbirinden.Birine baksam diğerini kaçırdığımı düşünüp kederlendim.


* Koronun ardından sırayı "Pamuk Şekerleri" sınıfının ortaya koyacağı "Civciv Dansı" aldı.
ZE önce keyifle başladı,çok geçmeden tutuldu.Keyfi nasıl istiyorsa öyle hareket etti.Ama RU harfiyen yerine getirdi tüm görevlerini...



* Sıra "Lolipop Şekerleri" ve "Kurbağa Prens" piyesinde.


* Oğluma prenslik yakışırdı ancak.Öyle de oldu nitekim.Hele oyun sonunda prensese evlenme teklif edişi gönüllere şenlikti...


* Bunlarda bizim minik kültür mantarlarımız.Tadından yenmiyor malum...Heyecanla izlemeye koyulduk lakin,PC sisteminin yamuğuna geldik:(

Öylece kala kalan yavrucuk mantarlar...

* Sırada ki "Turp" piyesi.Yerdeki turpu çıkarmaya çalışan ailenin,tek tek hareket etmek yerine bir araya gelmek suretiyle oluşturdukları sinerjiyle,turbu yerinden sökmelerini canlandırdıkları "birlikten kuvvet doğar" temasını konu alan piyeste,YA çocuk rolündeydi.Ve görevini layıkıyla yerine getirdi...


* Sırada "Sevimli Palyaçolar".Gerçekten her biri o kadar sevimlilerdi ki...Bizim delibaş ZE hanım,kırmızı burnu,  varolan karizmasını zedeler düşüncesiyle taktırmamış.Hiiiç şaşırmadım.Yine ufaktan hareketlerle başladı ama sonu gelmedi,öylece durup kaldı.Öyle ki dans bitip herkes kulise doğru gittiğinde bile bir süre istifini bozmadı.Tuhaf şu kız vesselam.RU ise bu görevide muvaffakiyetle sonuçlandırmayı başardı...


* Lolipop şekerleri sınıfı,halk oyunları gösterisini sergiliyor.YA,folkörü pek hazetmedi nedense.
-"Ama bugün folklör varrrrr" diyerek,folklör etkinliğinin olduğu günler okula gitmekten yana olmadığını dile getiriyordu genellikle.Fakat bu görevini layıkıyla yerine getirmesine engel olmadı.Üstelik gösteri sonunda arkadaşlarının ortalarına aldığı YA, Türk bayrağımızı açarak gözlerimizin gururla yaşarmasına sebep oldu.



* Bu oyunumuzda satranç taşları ve görevleri ile ilgili.YA siyah vezir idi.En sevdiği taştı zira,isabet olmuş.Hatta öyle ki,geceleri vezirle uyuduğu oluyor...


* Şimdi de "Memleketim" adlı dans showla yine Lolipop şekerleri sahnede.Birbirinden yetenekli bu çocuklarla gurur duyulmaz da ne yapılır...
RU&ZE kardeşlerde abileri YA'yı büyük bir gurur,dikkat ve keyifle izliyorlar...


* Ve son gösterimiz Waka Waka dansı..Tek kelimeyle şahaneydi.Hepimizi zevkle coşturdular.Gönülden tebrik ediyorum hepsini...



* Bu da malum kep ve diploma seramonisi.Baktıkça içim eziliyor...
Artık seneye nasipse...


* Civcivlerimin video kayıtlarını paylaşmadan olur mu?ZE önce sallanarak başlar gibi yapıyor,ardından çekingenlikler başlıyor,yanındaki arkadaşına elini vermek istemiyor,lakin kendi keyfi isteyince tozu dumana katıyor...RU da herşey süt liman...
RU:Sol baştan birinci,ZE sağ baştan ikinci...


Bir yıl sonu şenliğimizde böyle geçip gitti işte.Şimdi kısmetse cumaya kokteyl eşliğinde,yıl boyu ortaya koydukları faaliyetlerin sergisi var.

8 Haziran 2011 Çarşamba

Bana Sağduyu Gerek...

Şakacı dondurmacıdan bahsetmiştim şu yazımda.Bu akşam yine ziyaretine gittik kendilerinin.İlk olarak YA bitirdi sonra da tek tek hepimizin elindeki dondurmalara sardı.Ben bitmek üzere olan dondurmamı almasına mani olmadım.Anne yüreği nasıl mani olsun ki??
Sonrasında bununla yetinmeyeceğini anlayınca "git tekrar al oğlum" dedim.Babası para verdi fakat tek başına gitmek istemedi.İki adım ötemizde idi dondurmacı,istedim ki kendi işini kendi halletsin.O ise "ama ben utanıyorum" diyerek kendi başına gitmeyi reddetti.
"Ama oğlum ekmek almaya gidiyorsun ya bazen,bu da öyle bir şey işte" desek de ikna olmadı bir türlü.
"Peki o halde almayacaksan evimize dönelim"dedik,onu da istemedi,huysuzlanmaya başladı.
"Ama sizde gelin yanımda,tek başıma utanıyorum"diye yineledi.
"Bende senin kadar küçükken,aynı senin gibi çekinirdim böyle durumlarda.Ama birgün kendimi topladım ve ben bunu yapabilirim dedim,sonunda dediğimi yaptım ve aslında çekinilecek hiçbirşeyin olmadığını gördüm.O günden sonra,hep kendi işimi kendim yaptım" diyerek bu durumun ona has birşey olmadığı mesajını vermeye çalıştım.
Dinledi ama işe yaramadı.
Nihayetinde,doğru mu yanlış mı yaptığımın o an ayırdına varamadan ısrarla yanında gitmedim ve babasının da gitmesine  onay vermedim.En sonunda,YA epeyce üzülmüş olduğu halde eve döndük.Şu an bu denli diretmenin yanlış olduğu kanısına vardığımdan kendimi yiyip bitiriyorum ama faydasız.Kendi ayakları üstünde durabilmesini desteklemenin yolu,bu denli katı ve ısrarcı tutumla yaklaşmaktan geçmiyor elbet.Onun duygularını anlamalı ve küçük müdahalelerle bu durumun üstesinden gelmeli esasen.Şu koca kazık halimle ben bile bazı durumlarda tedirgin olabiliyorken,onun böyle hissetmesine içten içe kızmak,daha dışadönük olmadığı için neredeyse suçlamak,aşağılık bir duygu imişçesine bu halini küçük görmek,onu çaresizliğe terketmek, işe yaramadığı hissine kapılmasına sebep olmak nasıl bir çelişkidir.

Oysa ki duygularına hassasiyet göstermek değil midir aslolan...

Kapıldığı her duygu fırtınasında,görünmez bir kalkan oluşturarak,en müşfik halimizle,minimum hasarla üstesinden gelmesine yardımcı olmak;

Onun bir insan olduğu ve diğer tüm insanlar gibi zaaflarının,kaygılarının, çekincelerinin, korkularının, başarısızlıklarının, pişmanlıklarının olacağı gerçeğini gözardı etmemek;

Daha dışadönük,kolay iletişim kuran çocuklar ile mukayese etmeden,"neden benim çocuğum böyle çekingen" diye dertlenmeden, her çocuğun farklı kişilik özelliklerine sahip birer birey olduğunun ayırdına varmak;

Ömrü boyunca birçok duygu durumuna maruz kalacağını,başarısızlıklarının,korkularının, hayal kırıklıklarının, endişelerinin,gelgitlerinin.... olacağını,buna mukabil anne ve babasının ne olursa olsun,her koşulda yanında ve yakınında olacaklarını,sevgilerinin her daim baki kalacağını,yardıma gereksinim duyduğunda hiç tereddüt etmeden seve seve yanında olacaklarını bilmesini sağlamak;
vs.vs.vs....

Onu anladığımı ve bu hissettiklerinin normal duygular olduğunu,onunla birlikte gidebileceğimi fakat isteğini kendisinin dile getirmesi gerektiğini söyleyip,ona eşlik etmek en doğru olanıydı ama ben yanlışı tercih edip oğlumun keyifli giden akşamını hayal kırıklığıyla noktalamasına sebep oldum.Özgüven sahibi olmasına destek vermek yerine,anlayıştan yoksun,despot,katır gibi inatçı,duygusuz,duyarsız bir hödük gibi davrandım.
Aferin bana...
Annelik öğrenilmiyor yazıkki,
Annelik,onu besleyip,ihtiyaçlarını gidermek,eğitimine,temizliğine,giyimine ehemmiyet vermekle bitmiyor.En kolay kısmı bu bilakis...
Asıl iş bundan sonra başlıyor,
O'nu ruhsal ve bedensel yönden sağlıklı bir birey haline getirebilme noktasında yükümüz ağır esasen.
Ayakları üzerinde duran,dahası sağlam basan,hümanist,erdemli,adil, merhametli,dürüst, duygularını rahatlıkla ifade eden,yaratılmış herşeyi seven ve saygı gösteren,manevi duygularını kaybetmemiş,kısacası insan olmayı becerebilmiş bireyler yetiştirebilmek önemli olan.
Bunu sağlayabilmek için, kriz anlarında yahut her ihtiyaç hissedildiğinde,imdat freni misali engin sağduyumuz girmeli devreye ve en nahoş anların bile üstesinden,incitmeden,yaralamadan rahatlıkla gelebilmeli...

Be hey aymaz;
Bilmez misin ki,
KENDİNE YAPILMASINI İSTEMEDİĞİN BİR ŞEYİ BAŞKASINA YAPMAMALISIN...

7 Haziran 2011 Salı

Küçük bir Çankırı ziyareti...

*YA ve diş macunu sevdası
Hafta sonu ikizleri anneanneye bırakıp,yanımıza YA'yı alarak bir geceliğine,düğünle ilgili prosedürler gereği Çankırı'ya gittik.Neco,YA ve benimle birlikte,kız kardeşim Gülşah,müstakbel damadımız olan erkek kardeşim ve zevcesi Hacer de bizimleydi elbetteki...
Cumartesi öğlen 13:30 gibi çıkıp önce Gebze'de araba değişikliği,ardından Körfez'de yolcu takviyesi(kız kardeşim) devamında Kocaeli Üniversite hastanesinde yatan kayınvalidemi ziyaret ve nihayet saat 17:00 gibi yola koyuluş...Keyifli ve rahat bir yolculuktu.Mesafede çok uzak olmayınca sıkılmadan,pestilimiz çıkmadan tamamladık yolculuğumuzu..21:30 civarı Çankırıdaydık.Kuzenimde soluklandık önce.Sağolsun leziz yemekleriyle,çok içten ve sıcak ağırladı bizleri.Babannemi gördük ve onun iyi olması çok mutlu etti bizi.85 yaşında hala bu denli dinç ve sağlıklı olması (yaşı gereği ufak tefek sağlık problemleri olmuyor değil) ne büyük bir nimet aslında.Umarım genlerimize sirayet etmiştir bu özellikleri...
Oradan ayrıldıktan sonra amcamlara geçtik.Güzel bir yorgunluk çayı hepimize çok iyi geldi.Sohbetler eşliğinde içilen çayların ardından oldukça ilerlemiş olan saatin farkına varıp yataklarımıza yöneldik:)

Sabah keyifli bir kahvaltı edip peşisıra küçük bir şehir turu yaptık.Avuç içi kadar küçük bir şehir zaten Çankırı.Gidilecek görülecek öyle aman aman mekanlara sahip değil yazık ki.Orada bir kere daha denizsiz bir şehrin ne denli eksik kaldığını anladım.

Eve dönünce işlerimizi halledip dönüş yoluna koyulduk.Fonda keman resitali eşliğinde mükemmel bir 4 saat geçirdik.Evet evet Çankırı sadece 4 saat,o kadar yakın işte...


Şaklabanlık halleri
Bu yolculuk vesilesi ile bir kere daha anladım kiiiiii.......
Tek çocuk,gerçekten hiç çocukmuş !!!
Gerçekten öyle...
YA bizi hiç üzmeden,oldukça sakin,olduğunca olgun,anlayışlı ve sabırlı davranarak,keyifli bir yolculuk geçirmemize sebep oldu.Hiç gerilmedim,sesimi yükseltmeme hiiç gerek olmadı,dolayısıyla o da gerilmedi.Bende hiç olmadığım denli müşfik davrandım ona karşı.Mutlu mesut 2 gün geçirdik vesselam...
Çocuk sayısı arttıkça,stresin ve tahammülsüzlüğün seviyesi de doğru orantılı olarak artıyor haliyle.Böylesi kısa yolculuklarda,bu stresi yaşamamak adına,onlardan azade program yapmak daha mantıklı bu nedenle.Hem ebeveyn hemde çocuklar nefes alıyorlar böylece.
Arada yapmak lazım böyle kaçamakları...


Filme konu olan Esas oğlan ve Esas kız:)


Yarın büyük gün,
Bakalım bizim minyatürler ne marifetler sergileyecekler,heyecanla bekliyoruz...
--------------------------------------------------------------------------

Geleceğe not: YA Çankırı'ya giderken,Kurşunlu yolunun çok virajlı ve dar,ayrıca havanında karanlık oluşundan dolayı korktu biraz.Bir ara hemzemin geçite denk geldiğimizde korkusu devasa boyuta ulaştı.Öyle ki,tüm yolculuk boyunca bunun bahsini yaptı ve devamında okulda arkadaşlarına anlatacağından dem vurdu.Bilinçaltında neler uyandırdı kimbilir...
*Diş macunu fetişisti!! YA,yine almadan duramadı görünce:),biraz reklama giriyor ama...

Related Posts with Thumbnails